Artık

Artık "Barış çubuğu tüttürülsün"


Artık "Barış çubuğu tüttürülsün"

 

 

Yukarıdaki deyim Kızılderililere ait. Vestern sinema filmlerinde bu dile getirilirdi. Barış çubuğunu tüttürmek barışmak bir araya gelmek anlamında.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da aşiret ya da belli çevreler arasında gerilimler ve kavgalar oluyorsa, onlar bir araya getirilir, aynı kaptaki yemeğe lokma bandırılır, barış sağlanır. İnsanın olduğu yerde gerilim, kavga ve çatışmalar kaçınılmazdır. Dünya nimetleri veya başka birçok kavga ve gerilimlerin nedeni olur. 
Peygamberimizin yeni dili, ilâhî soluklu bakışı, ırk, renk gibi çatışmalara neden durumlara yasak getirdi. İslâm milletinin yüzyıllar boyunca birlikteliklerindeki temel anlayış budur. Sadece Müslümanları değil diğer din veya kültürlere mensup insanları da bir arada tutan, birlikte yaşamalarını sağlayan anlayış. İslâm devletlerinin tamamında Müslüman veya Müslüman olmayanlar birlikte yaşayagelmişlerdir. Osmanlı Devleti bunun en somut örneği.
Anadolu coğrafyamız küçük bir Osmanlı modelidir. Birçok ırka mensup kitleler bir arada yaşadılar. Büyük çatışma ve gerilmeler olmadan. Ne yazık ki Tanzimat sonrası Batıcı ruha kapılanlar kendi ırklarını öncelemeye, üstün görmeye başladılar. Gereksiz abartma ve büyüklenmeler ile birbirinden uzaklaştılar.
Coğrafyamızda ölen her insan bizim insanımız. Günahı ve sevabıyla, yanlışı ve doğrusuyla. Egemen güçlerin ve emperyalizmin tuzağına düşenler kurtuluşlarını, bağımsızlıklarını ve özgürlüklerini onlara yaslanarak sağlayacaklarını umdular. Böyle olunca asla özgür olamayacaklarını düşünmediler.
İslâm milletinin kahramanları bir bütünlük içinde ele alınamıyor. Geçmiş bile ırkî veya çıkar ilişkileriyle değerlendiriliyor. İşlerine geleni seçip alıyor gelmeyenleri unutmaya bırakıyorlar. Bu millet Sultan Selahaddin ile Sultan Alpaslan’ı birlikte anamıyor çekiniyor. Oysa her ikisi de İslâm milletinin birer öncüsü ve kahramanı.
Milletimiz yakın zamana kadar sımsıkı birbirine sarılı iken şimdi tam anlamıyla parçalanmış, bölünmüş birbirine düşman oluvermiş.
Irk faşizmi insanların başını döndürüyor. Para ve sermaye faşizmi insanların aklını başından almış bulunuyor. Korkuyla teslim olan krallar, sultanlar, demokrasinin oyunuyla sultayı ellerine geçirenler hem kukla olmayı hem de o hayatı benimsemeyi ilke ediniyorlar.
İnsanlık için olan acı sadece rol gereği. Kimse hakiki anlamda acı çekmiyor asla umursamıyor. Kan akıtmaktan haz alınıyor. 
Doğu ve Güneydoğu bölgemizin manevi yönü kuvvetli. Medrese ve tasavvuf geleneği olan bölgemiz İslâm milleti ruhuna uygun yakın zamana kadar yaşadı. Bu bölge insanının yakın zamana kadar ırkî bir kaygısı yoktu. Ne yazık ki devletin Türkleştirme politikalarıyla milyonlarca insanı asimile etme gibi bir yanlışa düştü. Bilinçli yapıldı. İttihatçılar geçmişte Osmanlı devlet yönetimini kendi ırkından olmayanları asimile etmedikleri için suçlar töhmet altında tutarlardı. Bugün Türkiye’nin geldiği son durum ne yazık ki budur.
Türkiye, tam anlamıyla aşiret ve ırk ruhlu bir sürece itildi. Koca ülke, seksen milyonu aşkın insan, birlikte yaşamak yerine ayrıştırıcı ve bölücü bir anlayışa sürüklendi itildi. Uçurum giderek derinleştirildi. Emperyalizmin tuzağına düşüldü. Bu öfkeli dil ve bakış kesimleri iyice ayrıştırdı. Bir araya gelme imkânları, İslâm milleti ruhu ve bilinci ortadan kaldırıldı. Bir kesim diğer kesime tam anlamıyla düşman edildi.
Bu, millet bunu hak etmiyor. Birlikte yaşayabilme imkânı ve fırsatı giderek azalıyor ve uçurum büyüyor. 
Öfke ve nefret dili üzerine değil de sevgi ve barış dili olsun. Bu milletin ortak sevgi ve değerler dili var. Birlikte yaşayabilmesinin sayısız nedenleri bulunuyor. Ergenekon ruhuyla değil İslâm ruhu ve bilinciyle yeniden birlikte yaşayabilmenin sonsuz imkân ve nedenleri var iken. Evet biz İslâm milletindeniz ve kardeşiz. Irklarımız ve renklerimiz çeşitliliğimizdir.

 

 

milli gazete

Google+ WhatsApp