Arkadaşım Nesibe

Arkadaşım Nesibe


Dünyayı etkisi altına alan virüs birçok kardeşimizi, arkadaşımızı terkisine alıp götürdü… Bütün dünya kimyasal bir savaşın hedefi oldu adeta(!) Ölüm hepimizin buluşma noktası ama aynı zamanda içinde hasret ve özlemi barındırıyor. Ölümle birlikte bağ kurduğumuz bütün nesnelerden kopuyor ve geri dönmemek üzere gidiyoruz. Ölüm hem bir vuslat hem de özlem ve hasret…

Şairin dediği gibi hepimiz ölümle nişanlıyız aslında ancak vuslat vakti ne zaman hangi gün ya da hangi saatte bunu bilemeyiz. Ölüm hak bunu biliyorum ama nedense gidenleri uğurlarken bir hüzün çöküyor içime… Gözlerim ufuklarda takılıp kalıyor, yakınlarımı, komşularımı, arkadaşlarımı düşünüyorum… Ve duygularım allak bullak oluyor, yüreğim burkuluyor… Arkadaşım Nesibe ve onun her zerresi sanat kokan evi canlanıyor hayallerimde… İçimde garip bir sızı hissediyorum, gözlerim buğulanıyor ve öylece kalıyorum.

Arkadaşım, sırdaşım, dert ortağım Nesibe… Yıllar ne çabuk geçti değil mi? Zarafetin, nezaketin, ruh inceliğinin, cömertliğin bir insana bu kadar yakıştığını onun ruhu kadar güzel niyetinde ve davranışlarında görmüş ve tanımıştım. Ne bileyim bir yakınınıza gidecek olsanız önceden arar müsait olup olmadığını sorar ve buna göre davranırsınız. Nesibe günün 24 saatinde kapısını çalabileceğiniz gönlü geniş yüreği yumuşak bir hanımdı. Fatih’e yolum düştüğünde mutlaka uğrar ve hâl hatır sorardım. Zamanın nasıl geçtiğini anlamazdık, sohbete dalar ve hoşça vakit geçirirdik.

Nesibe dedikodu sevmezdi, az ve öz konuşurdu. Muazzam bir el becerisine sahipti, kapısından içeri girdiğinizde her zerresi sanat kokan bir ortama açılırdınız. Çizilmiş tabakları göz alıcı renklerle boyar, eski kıyafetleri estetik şekillere dönüştürüp bir eser ortaya koyardı. Son görüşmemde nakışla işleyerek şekil verdiği otantik fotoğrafı göstermiş ve bu fotoğrafı oluştururken doğup büyüdüğü köyden esinlendiğini söylemişti.

Nesibe’nin evinde hiçbir şey zayi olmazdı, israfı sevmezdi ve atılacak hiçbir şey bırakmazdı. Meyve ve sebzelerin fazlası konserve yapılır, evdeki atıklar hayvanlara verilmek üzere hazırlanırdı. Evde bulunan her şey değerlendirilir ve faydalı hale getirilirdi.

Nesibe güzel sanatlarda eğitim almış bir hanım değildi ama muazzam bir estetik anlayışına sahipti. Vefatından on gün önce görüştüğümde kızım için elime bir paket tutuşturmuş ve o dönem evlilik hazırlığı içinde olan kızıma hediye olarak vermemi istemişti. Eve geldiğimde paketi açtık ve içinden özenle seçilmiş ve kır çiçeklerine dönüştürülmüş bir örtü ve aynı üslupla işlenmiş bir seccade çıkmıştı. Nesibe sahip olduğu imkânları iyi kullanan ve azla yetinen bir hanımefendiydi. Misafiri ve ikramı severdi. El becerisinde gösterdiği başarıyı mutfakta da gösterir ve birkaç üründen birçok yemek üretip ikram ederdi.

Nesibe şehrin kirlerine hiç bulaşmamış, doğal özelliklerini hiç kaybetmemiş bir Anadolu kızıydı. Ziyaretine gittiğimde bundan büyük memnuniyet duyar ve güler yüzle karşılardı. İkram severdi, ikramda bulunur ve dışarı çıkamıyorum dua et, evime misafirler gelsin, onlara ikramda bulunayım da Rabbimin rızasını kazanayım derdi. İnsanların bırakın misafiri çocuklarına dahi ikramda bulunmaktan kaçındıkları bir dönemde o kapısını ve gönlünü herkese açan ve ben bu imkâna sahibim misafirim gelsin ve ikramda bulunayım, Allah bundan razı olur inşallah derdi.

Kardeşin tanımını yapmam istense hiç tereddüt etmeden güvendiğiniz, hemhal olduğunuz derdinizi açtığınız kişidir derim. Nesibe benim için bir kardeş, bir dost ve sırdaştı. Altı yıl geçti ve yolum ne zaman Fatih’e düşse hüzünlenirim. Çarşamba’dan geçerken Nesibe’nin kalbi kadar zarif sesini duyar gibi olur ve dua ederim. Her şey unutuluyor ama dostların bıraktığı izler zihinlerimize kazınıyor ve kalıcı oluyor. Ve… Sevgi kan bağı ile değil emekle büyüyor.

Sevgili Nesibe aramızdan ayrılalı altı yıl oldu ama geride bıraktığı hoş sedayı hiç unutmadık.   Rabbim onu Resulullaha komşu kılsın inşallah…

Google+ WhatsApp