“Araplaşma”

“Araplaşma”


Milliyetçilik düşüncesinin ayrıştırıcı, ötekileştirici bakışı Müslümanları birbirinden uzaklaştırıyor. Bununla kalmıyor nefrete sürüklüyor. İttihat ve Terakki ile birlikte Cumhuriyet ideolojisinin temel bakışı ırk eksenli. Irk eksenli bakarken Müslümanların birbirinden uzaklaşmalarına neden olan söylemlerinin etkisi devam ediyor. İlk zamanlarda sık vurgulanan, “Araplar bizi arkadan vurdu” denmesi, öne çıkarılması. On yıllarca bu yaklaşım ile İslâm milletinin bir araya gelinemeyecek denli ayrışmasına neden oldu.

 

Milliyetçilik dalgasının yeniden öne çıkarılmasıyla muhafazakâr kesimlerde de benzer bir anlayışa yönelmesi ve bürünmesi dikkat gerektiren bir husus. Araplar bahane edilerek dolaylı olarak insanların İslâm’dan uzaklaştırılmaları gözlerden ırak tutulmamalı. Bunu yaparken yeni kavramlar öne çıkarılıyor. Türkçülerden ve Kemalistlerden beklenen bir durum. Bu bir yanıyla İslâm, yani Kur'an alfabesinin tartışma eksenine çekilmesiyle birlikte yeni kavramlar da öne çıkarılıyor. Kur’an’ın veya ezanın Arapça okunması tartışmalarının giderek başka yollarla geçerli kılınmaya dönük bir girişime neden oluyor.

 

Türkçülük ve Türk ekseni merkeze alınırken, günümüz Arap liderlerini, krallarını veya yönetenleri eleştirirken bunun üzerinden İslâm’a dönük bir eleştiriye dönüşüyor. Bir süredir, hem Türkçülerde hem de muhafazakârlarda dikkatimizi çeken “Araplaşma”dan kaçındıkları. İslâm medeniyet bütünlüğünün önemli düşünürlerinin çoğu devre dışı bırakılıyor olması. İslâm düşüncesinin birçok öncü isimleri yok sayılıyor. Özellikle Türk olan İslâm düşünürleri daha çok öne çıkarılıyor. Hem tasavvuf büyükleri hem de diğer âlimler yok sayılıyor. Hatta Mevlâna ile Yunus birbiriyle karşılaştırılıyor. Bunu yaparken de Mevlâna Yunus’un gerisine itiliyor. Mevlana’nın Türkçe, Arapça ve Farsça yazması, Yunus’un ise sadece şiirleriyle Türkçe yazıyor oluşudur. Ayrıca Yusuf Has Hacib gibi diğer İslam şairleri ve düşünürleri daha çok öne çıkarılıyor. Muhyiddin İbn Arabi, Farabi, İbn Sina, Gazzali, Kindi, Yunus Emre, Yusuf Has Hacib, Mevlâna, Fuzûli, İmam Rabbani gibi sayısız İslâm düşünürleri bir bütündür. Her birinin konumu farklıdır.

 

İttihatçı Türkçüler Osmanlı’yı yok saymak istediler. Büyük de bir çaba harcadılar.

 

“Araplaşma” vurgusu, günümüz insanları düzleminde ele alınırken, bu, giderek İslâm ve Müslümanların bütününü de zamanla içine alıyor. Peygamberi, halifeleri, İslâm’ın Arap düşünürlerini yok saymaya götürüyor. Arapsız bir İslâm, yani Türklerin kendine has bir İslâm’ı söz konusu oluyor. Zaten bu yapılırken Türk-İslâm düşüncesi öne çıkıyor. Zaman zaman Anadolu İslâm’ı deyişinin de bir kastı var. Peygamberin bir Arap olduğu hesaba katılmıyor. Görünürde çok masum görünen bu yaklaşım, Hazreti Peygamber İslâm’ını yok saymaya götürüyor.

 

“Türk olmadan Müslüman olunmaz”, ölen bir kimsenin ardından kişi için “uçmağa vardı”, “Türkçe yazmadan şair olunmaz” denmesi Türkçü ve ırkçı bir anlayışa götürüyor. Bunlar olurken ezanın Türkçe okunması, Türkçe ibadet edilmesi masum ve arzulanır hâle geliyor.

 

İslâm’a özgü kavramlar tartışılmış oluyor. “Cennet” yerine “uçmağ” gibi soyutluklar söz konusu oluyor.

 

Kur’an Arapça inmiştir ve öyle de kalmıştır. Bir Türk Müslüman’ın Kur’an’ı Arapça okuması onu Araplaştırır mı? Peygamber’e iman imanın koşullarındandır. Amentü bağlamında iman edenler Araplaşmış mı sayılacak?

 

İslâm’ın kendine özgü özel kavramları var. Bunlar başka bir şeyle tanımlanamaz. Bunlardan biri “şehit” kavramıdır. Bunun gibi sayısız örnekler var. Türklerin İslâm geçmişi, İslâm medeniyeti düşüncesine katkıları çoktur. Öncülükleri vardır. Bunlar dönemseldir. İslâm ile buluşan her kavim İslâm ile güç ve onur kazanmıştır. Bunlar üstünlük gerekçesi değildir.

 

Müslümanların ayrışmaya değil bütünleşmeye ihtiyacı var. Küresel emperyalizmin bu kadar baskın olduğu insanlığı, özelde de Müslümanları bu kadar kuşattığı bir zamanda…

Google+ WhatsApp