Anneannenin güncesi

Anneannenin güncesi


Sevgili Furkan;

 

2 yıl ne çabuk geçti değil mi? Ama inanır mısın sanki 2 yıl öncesinde de hayatımda hep sen vardın, sanki seninle doğup büyüdüm… Şimdi anlıyorum yaşamanın aynı zamanda sevmek ve emek olduğunu. Bir çocuğun yüreğinde bütün dünyaya yetecek kadar sevginin üretildiğini seni tanıyınca fark ettim. Sevginin verdikçe arttığını ve kalpten kalbe akan bir okyanusa dönüştüğünü seni tanıyınca fark ettim.

 

Zaman ne çabuk geçti değil mi? Dışarıda fırtınalar koptu, karanlık bastırdı, çocukların masumiyetine saldıran o katiller şiddet ve nefret ekmeye devam ettiler. İki yılda ne çok şey değişti sevgili yavrum… Bütün dünyayı etki altına alan bir virüsle karşılaştık, insanlar birbirlerinden uzaklaşmaya ve aralarına buzdan duvarlar örmeye başladılar. Cenazeler kalktı mahallemizden, Filistinli, Suriyeli, Doğu Türkistanlı, Myanmarlı çocukların yaslarına onlarcası eklendi. Sokaklarımız karanlık yüzlü adamların uğrak yeri haline geldi fakat hayatımda sen vardın ve her şeye rağmen tebessüm ediyor, bana yaşama sevinci veriyordun.

 

Görüyorum… Güneş önce senin minik yüreğine uğruyor, seni selamlıyor, yanağına öpücükler konduruyor ve kulağına usulca eğilip sevginin değerli bir hazine olduğunu fısıldıyor. Amcaların, teyzelerin küçük bir tebessümü dahi esirgerken sen gönlünü bütün dünyaya açıyor ve tebessüm ediyorsun. Tebessüm sana ne kadar da çok yakışıyor sevgili yavrum… Ve her gülüşünce karanlığın yüzü asılıyor, zalimlerin belleri kırılıyor ve Allah’ın rahmeti bütün inananların üzerine yağıyor.

 

Sevgili Furkan, yaşamın ikinci yılı insan yavrusu için önemli bir dönüm noktasıdır. Nitekim daha evvel duygularını ifade edemezken artık objeleri tanıyor, kimilerini telaffuz ediyor kimilerine kendince isimler veriyorsun. Ses tonumuzu, tavırlarımızı okuyarak neyin iyi neyin kötü olduğunu anlamaya çalışıyor ve kendini dünyanın merkezinde görüyorsun. Seni anlayabiliyorum, seni duyabiliyorum, senin çabanı görebiliyorum… Ve seni sevgimle ısıtmak istiyorum. Başına her dokunduğumda yüzünde açan gülücükleri seyretmek ve kalbimde sana özel bir alan açmak istiyorum. Lütfen hep böyle kal ve ailemizi sevgi kokan tebessümlerinden mahrum bırakma…

 

Sevgili yavrum,  uzmanlar ikinci yaşı ergenlik dönemine benzetir ve bu dönem çocuklarda inatlaşma, bencillik ve ısrarcılık gibi durumların görülebileceğini ifade eder, geçiş döneminde anne-babalara tavsiyelerde bulunurlar. Fakat yaptığın yaramazlıklar, inatlaşmaların ve bitmek bilmeyen ısrarların biliyoruz ki, hayat yolculuğunda attığın birer adım ve senden bir parça.

 

Yaşamın ikinci yılında gelişiminin bir sonucu olarak objeleri tanımak, kullanmak ve erişkinlerin dünyasına uyum sağlamak istiyorsun öyle değil mi? Bu dönem ulaşabildiğin her şeyi sahipleniyor ve kurguladığın oyunlarla ebeveynlerini taklit etmeye çalışıyorsun. Taleplerin yerine gelmediğinde ya da istediğin şeye ulaşamadığında sesini yükseltiyor ve ısrarcı oluyorsun. Bütün bu belirtiler senin gelişim, olgunlaşma sürecinde attığın adımlar, dünyaya uyum sağlamak için gösterdiğin çabanın bir versiyonu.

 

Zaman, bahar rüzgârı gibi geçip gider ve sen yaşamının üçüncü yılında aslında erişkinlerin kuralsız başıboş yaşamadıklarını ve hayatın sarsılmaz bir duvar gibi kurallardan örüldüğünü öğrenirsin. Erişebildiğin bütün objelere, her şeye tek başına sahip olmak isterken üç yaşında eşyaların sahiplerinin olduğunu kavrar ve arkadaşının oyuncağını izin isteyerek alabileceğini öğrenirsin. Hayatın bir denge, bir ahenk üzerine kurulduğunu ve bu düzeni koruyabilmek için toplumun tedrisatına ihtiyaç duyduğunu kavrar ve uyum sağlamaya çalışırsın. Seninle aynı hayatı paylaşan büyük küçük herkesin ve her canlının hakkını korumak gibi bir sorumluluğunun olduğunu ve bu sorumluluğu taşıyana erişkin dendiğinin farkına varırsın. Çocukluğun engin dünyasından çıkıp erişkinler dünyasına adım attığında sırtındaki ağır yükün farkına varır ve en zor fakat en değerli şeyin insan olmak ve insan kalabilmek olduğunu idrak eder, adımlarını daha temkinli atarsın…

Google+ WhatsApp