Anlamıyor muyuz; ‘mes'ele, M. Kemâl de değil; ağaç da!..'

Anlamıyor muyuz; ‘mes'ele, M. Kemâl de değil; ağaç da!..'


Önce belirteyim ki, canlarını ortaya koyarak savaş meydanlarında samimiyetle mücadele verenlerle ilgili olarak, hattâ yanlış yaptıkları bilinse veya iddia olunsa bile ve sâbit hıyanetleri belirlenemediği müddetçe, onlar hakkında eleştiriler yapılması yersizdir. Nasıl ki, bir yangını söndürmekle vazifeli itfaiyeciler, söndürmekte kasıdlı olarak yanlış veya yavaş davrandığı belirlenemediği müddetçe suçlanamaz iseler; askerlerin savaşlardaki durum ve tutumlardan dolayı da durum aynıdır.

 

Karşı çıkılan, Milâdî- 19. Asır Prusya askerî geleneğinde görüldüğü üzere, kendilerini 'yarı tanrı' zannedip, sivil toplumların yaşama tarzını bile kendilerince tanzim etme diktatörlükleridir.

 

*

 

Tayyib Bey'in, 18 Mayıs günü yaptığı konuşma, üzerinde etraflıca düşünmeyi gerektiriyor.

 

Bir siyasî partinin bir il başkanı olan bir militan müennes kişi hakkında, bazı terör odaklarına yardımcı olmak veya propagandalarını yapmak ya da devletin en üst makamında bulunan kişiye hakaret edilmesini yasaklayan ceza kanunu maddelerine aykırı hareket etmek iddiasıyla açılan ceza dâvalarının bazılarından mahkûmiyet karar çıkması ve bu cezaların Temyiz Mahkemesi tarafından da tasdik edilmesi üzerine, ülkede gerilimi tırmandıracak yeni entrika planları, İstanbul'da Yeşilköy'deki eski havaalanının 'Millet Bahçesi ' haline dönüştürülmesi kararına karşı bir protesto mitingine dayanak olarak kullanılmak istenmesi ilginçtir.

 

Daha da da ilginç olan, Karamollaoğlu, Davudoğlu, Babacan ve hattâ A. Gül gibi isimlerin de, o mahkûmiyet kararları üzerine üzüntülerini beyan etmeleridir. Halbuki, sözkonusu il başkanı müennes siyasetçi, -çok özür dileyerek belirtmem gerekiyor ki, en ahlâksızca bir saldırganlıkla- siyasî hasmına 'O.... Ç....' diyecek kadar alçalmıştır.

 

'Kötü söz sahibine aiddir, onun mahiyetini ortaya koyar...' denilmiştir... Hele de Tayyib Bey'le yıllarca birlikte siyaset yapmış isimlerin, o şerefsizce lafları eden kişinin cezasına dair üzüntülerini belirtmeleri utanç vericidir.

 

O alçakça ve ahlâksız hakarete mahkûmiyet verilmesinden üzülen bu kişiler, bu davranışlarını kendi şahsiyetlerine yakıştırıyorlara, hayrını görsünler...

 

*

 

Bu hatırlatmalardan sonra, gelelim asıl konumuza...

 

Yeni nesiller bilmeyebilir; İstanbul'un şimdi artık devre dışı kalmış olan eski hava alanının adı, gerçekte, on yıllar boyu, 'Yeşilköy' idi.

 

Ama, 1981'de bütün ülke çapında ve askerî darbecilerce sergilenen çılgınca bir kampanya ile, bir siyasî liderin doğumunun 100. Yıldönümü dolayısıyla, her taraf, fotoğraflar, büstler, heykeller ve aynı kişinin isim ve sıfatlarıyla donatılmıştı.

 

O sıralarda 500 binin üzerinde tirajı olan bir gazetenin patronu olan Ilıcak isimli (şimdi hayatta olmayan) bir kişinin başlattığı ve 12 Eylûl 1980 / Askerî Darbesinin lideri General Kenan Evren ve arkadaşlarını mest eden bir kampanya ile Yeşilköy ismi de Atatürk Havaalanı olarak değiştirilmişti. Gerekçe de, Paris'deki bir havaalanının adının da 'General Charles De Gaulle' (-okunuşu- Şarl Dö Goll) olması idi.

 

*

 

Bu havaalanı İstanbul'a yetmediğinden, 1990'lı yıllarda Pendik taraflarında S. Gökçen Havaalanı yapılmıştı, ama, bu Havaalanı da yetmez olmuştu...

 

Dahası, Atatürk Havaalanı'na inebilmek için uçaklar sıraya giriyorlar, bu sırada İstanbul semâlarında yarım saatten fazla tur atmak mecburiyetinde kalıyorlardı.

 

Yerleşim birimlerinin üzerindeki gürültü kirliliği ve bir günde 1200'den fazla uçağın inip kalkması sırasında havaya salınan egzos da 'caba'sıydı.

 

İşte o olumsuz etkenler karşısında İstanbul'a yeni bir havaalanı yapılıp, adı da, Tayyib Bey tarafından 'İstanbul' olarak konuldu.

 

'İstanbul', yerli yerinde bir isimlendirmeydi.

 

*

 

Yeşilköy'deki o havaalanı, artık sadece bazı özel uçuşlar veya zarûret halinde kullanılması için, sınırlı şekilde açık tutuluyordu. Oraya Corona Salgını sırasında da, 1000 yataklı bir hastahane yapıldı...

 

Şimdi de, o büyük alan büyük bir 'Millet Bahçesi'ne dönüştürülüyor.

 

Ve işte bu noktada, sözün başında değindiğimiz militan ve müennes siyasetçi, Gezi Hadiseleri'nin benzerini Genel Başkanı'yla birlikte tezgâhlamaya kalkışıyor...

 

Tayyib Bey'in şu sözleri, çok şeyi daha iyi açıklıyor: 'Bu tesisin adı 12 Eylûl 1980 Darbesi'ne kadar Yeşilköy Havalimanı idi. (...) 28 Şubat'a kadar darbecilerin ihaneti gizlemek için kullandıkları araç, Atatürk maskesi olmuştur. 12 Eylül darbecilerinin başı Evren de Yeşilköy'ün ismini Atatürk yaparak aynı yolu izlemiştir. Bunların derdi Atatürk'ün ismine sahip çıkmak değil, bu ismi kalkan yaparak kendi kirli gündemlerini inşa etmektir. Eğer gerçekten hassasiyetleri olsaydı, havalimanı tabelâsından önce kendilerine 'Mustafa Kemal'in itleri' diyenlerden hesap sorarlardı.'

 

*

 

Tayyib Bey,'29 Mayıs 1453- İstanbul'un Fethi Şenlikleri'ni de bu mekânda kutlayacaklarını açıkladı. Ayrıca o gün, orya 1,5 milyon fide de dikileceği açıklandı.

 

Ama, 9 yıl öncelerde, Gezi Hadiseleri'nde sırasında, Taksim Meydanı'ndan kökleriyle çıkarılıp başka yere nakledilmek istenen 25-30 ağacı bahane edip, yeşil korumacılığı adına ülkeyi karıştıran vandallar, haytalar, şimdi, Yeşilköy'deki o eski hava alanının beton pistlerinin söküleceğini, yerine ağaç dikileceğini protesto etmek için fitne ateşi tutuşturmaya çalışıyorlar.

 

*

 

Gezi Hadiseleri'nde birileri, anarşist tarafdarlarına, 'Mes'ele ağaç değil, anlamıyor musunuz?' demişti.

 

Şimdi biz de diyoruz ki, 'Mes'elenin, M. Kemal de, ağaç da olmadığını anlıyoruz.'

 

*

Google+ WhatsApp