Anlamın lekeleşmesi

Anlamın lekeleşmesi


Anlamın lekeleşmesi

 

 

Cümleler kurmaya çalışmanın, kelimeleri yan yana getirerek anlamlı bütünlükler oluşturmaya çabalamanın bir anlamı kaldı mı diye soruyorum bazen kendime. Söz, muhteva ve derinliği ne olursa olsun, insanlığın tüketimine açık bir tüketim malzemesi artık. Anlam dahi kullanışlı söz marketlerinden hazır halde alınıp satılır hale geldi.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Sosyal niteliği haiz hemen her şey belli bir otomasyona tabi tutuluyor ve pazarlanabilir kıvama sokuluyor. Söylenen, yazılan, ifadeye dökülen her şey anında malzemeleşiyor ve kontrolsüzce tüketilerek birer atık olarak o koskoca dijital çöplüğün içine, tüketilmiş milyarlarca sözün, kelimenin, cümlenin yanına atılıyor. Zihninizde kurduğunuz ve büyük bir özen göstererek oluşturduğunuz ifadeler, en olmadık yerlerde, anlamından en uzak şekillere sokularak, eğilip bükülerek, çoğu zaman anlamından tamamen soyularak dolaşıma sürülüyor, birtakım nevzuhur klişelere payanda olsun diye kullanılıyor. Bu herkesin ve her sözün başına geliyor. Asırlar öncesinin hikmetli sözleri, bugün oraya buraya yapıştırdığımız birer havalı stiker karalaması, her işe yarayan elverişli birer anlam lekesi... Yanlarına her biri bir duyguyu ifade eden ruhsuz emojiler koyuyoruz. İnsanoğlu yeniden işaret diline dönüyor sanki! Büyük bir zihinsel erozyon yaşanıyor ve duygusal çölleşme giderek yaygınlaşıyor. Bütün bunları örtbas edebilmek adına her yer plastik çiçekler, suni yeşillikler ve duyguların naylondan mamul imitasyonları yerleştiriliyor. Avuçlarının içinde anlam biriktirmeye çalışan insanların vaziyeti çok acıklı bir görünüm arzediyor. Samimi her tür gayretin üstüne basılıp geçiliyor. Bir yerlere saklanmayıp, sakınılmayıp ortaya çıkarılan her şey, en küçük anlam kırıntısı bile, farkedildiği andan itibaren hunharca talan ediliyor. Her şey herkesin artık ve dolayısıyla gerçekte hiç kimsenin değil! Güzellikleri oramıza buramıza takip takıştırdığımız birer yalana dönüştürdük, incelikleri birer kuru tekerlemeye ve derinlikleri hayatın dekorasyonu için bozdurup harcadığımız ucuz birer objeye, zevksiz birer nesneye...

“Bazen sabahtan akşama konuşup durduğumuz şeyler çok anlamsız geliyor bana” dedi biri. “Demek bazen söylenenleri gerçekten dinliyorsun!” dedi diğeri.

Bu vahşi buharlaşma çağında bizi anlamın çatısı altında tutacak ifadeyi arama gayreti, ardında çok büyük bir yorgunluk bırakıyor olsa da, umudu yitirmemenin belki de tek yolu, elimizde sımsıkı tutmaya çalıştığımız tek imkanı...

“Alışveriş merkezleri öyle düzenlenmiştir ki, insanlar sürekli etrafa bakarak, gözlerini sonsuz sayıda cazip maldan ayırmadan, ama hiçbirinin başında da fazla dikilmeden bir oraya bir buraya gidip gelirler; durup birbirleriyle iki çift laf etmelerine, birbirlerinin yüzüne bakmalarına, tezgahta sergilenen nesneler dışında bir şey düşünmelerine, ölçüp biçmelerine ve tartışmalarına (vakitlerini ticari değeri olmayan şeylere harcamalarına) imkan yoktur” diyor ‘Küreselleşme’ kitabında Zygmunt Bauman. Düşünürsek; kelimelerle, ifadelerle, sözle, yazıyla, anlamla ilişkimiz de bundan çok farklı değil aslında!

“Bizlere bu büyük tükenişin tüketicileri rolü düşüyor” dedi beyaz saçlı adam kederle, “Dünya içine durmadan yeni alışveriş merkezleri açtığımız dev bir alışveriş merkezi artık!”

 

YENİ ŞAFAK

Google+ WhatsApp