Anlamı inciten şeyler

Anlamı inciten şeyler


Anlamı inciten şeyler

 

 

Gel bugün hayatımıza anlam katacak bir şey yapalım!” dedi sarışın olan. Başıyla onayladı onu esmer olan. Sonra ikisi aynı anda ellerindeki telefonların arama motorlarına “anlamlı şeyler” yazdılar.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Herkes gibi olmadıkları için hayat içinde sürekli mevzi kaybedenler var. Etraflarındaki çember giderek daralıyor onların. Başlarını iki ellerinin arasına alıp darbelerden korumaya çalışır gibi içlerine doğru büzülerek korumaya çalışıyorlar sanki hayatlarını, varlıklarını. Nefesleri daralıyor sürekli... Yine de ayakta kalmak için bütün güçleriyle direniyorlar. Toz dumanın içinde el yordamıyla yollarını bulmaya, bir yandan da görme kabiliyetlerini tamamen kaybetmemeye çalışıyorlar. Artık kimselerin ilgisini çekmeyen şeyler onların hayatî meseleleri... Konuştukları dili konuşanların sayısı her geçen gün biraz daha azalıyor. İçlerinde biriken şeyleri anlatabilecekleri insanların sayısı da öyle... Seslerinin yankısı kendilerine dönüyor sürekli... Bu çok yaralayıcı... Bu korkunç hayat kalabalığı ve bu kahredici ıssızlık! Hiç kimse farkında değil, bazı insanların artık yaşayacak bir yeri kalmadı, dünyanın her köşesini kaplayan şu büyük işgalden sonra. Onların hayatları dürülüp kaldırıldı günbegün, yeni hayat, tıpkı doymak bilmez dev bir ahtapot gibi arsızca kollarını her yere uzattıkça. Nefesleri daralıyor sürekli... Çünkü onlara yaşayacak bir hayat bırakılmadı.

“Doğru söyleyen bu doğrulara layık olmadığını, bunları hak etmediğini ifade eden sıkıntılı ama bunu söylemeyi göze alan, lakin arkasından gelecekleri karşılamakta güçlük çekeceğini belli eden bir halle yarı sakattır. Öyle ki yakıştırılamayan, inanılamayan, beklenmeyen her şey gerçektir. Beğenilmeyecek bir doğruyu söylerken takınılan ifadesizliği öne alan yüz ifadesi doğru ile araya konan mesafedir; kendini ondan ayrı tutma çabasıdır. Yalan söylerken ise sese, yüze bir sanat gelir. Hani insan genç delikanlı iken sesi düz, sert ve tedirgindir de, yaş alıp kırantalık ağır basmaya başlayınca o ses bin gunne ile bin yumuşak kalkale ile bir harfi bin ile çarpan notalarla örülü olur da, söylenen değil söyleyen olarak kalır ya, yalan da tam böyledir. Bin detayla, bin revnakla hiçbir gerçeğin olamayacağı renk, ahenk ve zenginlikle çınlar. Beğenilmemesi, bir ustanın dilinden çıktıysa imkânsızdır. Hayran olmamak imkânsızdır. Çünkü gerçek değildir” diye yazmış Şule Gürbüz, ‘Zamanın Farkında’ isimli kitabında.

Her şeyin rahatlıkla tahmin edilebilir şekilde yaşandığı, hayatın öngörülebilir bir kurguya dönüştüğü, aynı ezber üzerinden sürekli tekerrür eden bir döngü haline geldiği bir yerde güdülerin duyguların yerini aldığını görmek gerekir. Hayatın insan sayısı kadar çok ve zengin sürprizlere kapıları açık bir hikâyesi yok, sadece tatsız, yavan bir senaryosu var.

“Sanki şu anı daha önce de aynıyla yaşadığımız hissine kapılıyor musun sen de bazen?” dedi gözlüklü olan. “Bunu dün de sormuştun” diye cevapladı bu soruyu bıyıklı olan.

Dünya nimetlerinden daha fazla pay koparanların mutlu olduğuna inanılan bir dünyada yaşıyoruz. Sözlerden en fazla payı alan, çok şey bildiğini en çok gösteren, korkularını, endişelerini canhıraş sözcüklerle örtmeye çalışanların da bu mal zenginleri gibi mutlu olduğu varsayılıyor. Beyhude çaba... İnsanın bütün sözleri kendisi içindir önce... Ama şimdi, kendi sözlerini duymamak için konuşuyor konuşuyor konuşuyor insanlar...

“Anlamı incinmesin diyerek” dedi beyaz saçlı adam, “canı olan sözleri susmalı belki de artık!”

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp