Anlamadınız galiba: ABD-İsrail’e yaptırım artı ‘Ortadoğu Ordusu’!

Anlamadınız galiba: ABD-İsrail’e yaptırım artı ‘Ortadoğu Ordusu’!


Anlamadınız galiba: ABD-İsrail’e yaptırım artı ‘Ortadoğu Ordusu’!

 

 

Yeni bir şey’ söylemek hep zordur ve dünyada “unique”/tek-benzersiz sorun sayılır. Yaratıcılık; alternatif, çözüm üretmelidir’ ve bunun için özel eğitimler geliştirilir/verilir...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Türkiye’de durum şudur; dış politikada entelektüellerin ‘yaratıcılık/alternatif çıkış’ üretmesi vasatla uzlaşıdır, vasatlar haset olduğundan fazla fikir ayıplanır.

Kötüsü, yukarıdan ‘bir şey’ söylemezseniz, ‘çözüm ne’ diye danıştıklarınız, son 80 yılda bu ülkeye “yedirilen” yollara içgüdüsel olarak dönerler!

Örneğin; İsrail-Filistin-Kudüs meselesinde “barış gücü” lafını zikrettiğinizde gözler fal-taşı gibi açılır ve “asker kullanmanın” iyi fikir olmayacağını söylerler. Daha zorlarsanız, “Birleşmiş Milletler’in bu işi yapamayacağını” söylerler. Birinin aklına, ‘zaten istenen o’ gelmez...

Ankara “asker” ve “yaptırım” sözcüğünü-zımnen-kullanana kadar bu ‘çıkış yolları’ akıllarına bile gelmemiştir, gelmişse de tövbe edip, işte o “Batı tipi çözüm formatlarına” yaslanmışlardır...

Bu yüzden, İslam İşbirliği Teşkilatı olağanüstü toplantısından çıkan, “İsrail ve İsrail’e yardım eden ülkelere yaptırım” mealindeki cümleler şapkalarını uçurdu. Hele “barış gücü”nü anlamadılar bile. Sonuç bildirgesinin açıklanmasından dakikalar önce, “yok canım, o kadar da değil” diye konuşanlar, Ankara’nın 50 ülkeye imzalattığı belgeyi görünce lafı nasıl toparlayacaklarını bilemediler.

Türk entelektüel hayatının hakim kısmını oluşturan bu kadro, “kınamayla olmaz, İİT niye ikinci kez toplanıyor” diyorlardı ama bu cümlenin aslında Ortadoğu’da yolun bittiği anlamına geldiğini, İsrail ve ABD’yi durdurmak için “başka birşey” gerektiğini görmedi...

Görmedikleri için de, ABD/Batı’nın “öğrettiği yollara” kaçtılar. Oysa o yollar, ABD elçiliğinin Kudüs’e taşındığı ilk gün Ankara tarafından yürünmüştü. Diplomatik adımların hepsi bir defada, yasak savma kabilinden tamamlanmıştı.

Şimdi, Ankara duymasın diye, “seçim lafı bunlar, yapamaz, yaptırmazlar ki” diye fısıldıyorlar...

AB-AB-AB ÜÇGENİ...

Kafalarını iyice karıştıralım...

Evet, Türkiye’nin ‘zikrettiği’ barış gücü cümlesinin ilk kelimesi Birleşmiş Milletler’dir. Ancak aklındaki ve gönlündeki bu değil. Yıllardır BM’yi işlevsizliği ve köhneliği nedeniyle yerden yere vuran Ankara, İsrail-Filistin-Kudüs kangrenini onların askerleriyle ameliyat masasına yatırır mı?

Bizimkilerin ödlerini patlatan, ABD ve İsrail’in terörle uluslararası irtibatlandırılması, Filistin halkının uluslararası koruma altına alınması çağrısı, iktidarsız ve ABD güdümündeki bir Birleşmiş Milletler eliyle yürütülemeyeceğinden... Laf başka yere çıkacaktır...

İsmi ne konur, yapısı nasıl kurulur teknik mesele ama “Büyük Ortadoğu’nun yerlisi bir güç” uygun konjonktürle oluşturulabilir... Azerbaycan’dan Yemen’e, Afganistan-Pakistan’dan Kuzey Afrika ve Kıbrıs’a kadar bir alandan derlenebilir.

Bunun önünde bir engel bir fırsat bulunuyor. Engel, bölgedeki kimi ülke yönetimlerinin ABD ve İsrail ile ilişkileri. Fırsat, yine bu yönetimlerin halklarıyla ilişkileri!

Türkiye’nin hesabı her ülkeyle tek tek uğraşmanın hamallık olduğudur. Bu yüzden, AB-AB-AB üçgeninin dengelerinden yararlanmayı, uygun konjonktürün de buradan doğacağını kestiriyor...

İİT zirvesinde Avrupa Birliği, Afrika Birliği ve Arap Birliği’ne yapılan gönderme budur. Ancak buradan beklenen hasat, Ortadoğu’nun çözümü için ortak hareket etme değil! Onların herbirindeki konjonktürden ve birbirleriyle ilişkilerinden yararlanma sayabiliriz...

‘Gönülsüz dişlilerine’ rağmen, BM’den sonraki en büyük uluslararası kuruluşlardan biri olan İİT çalışıyor. Utanma belasına, kendi halkları ve Ortadoğu önünde mahcup olmamak adına İstanbul’a gelip inanmadıkları metinlere imza atan ülkeler var mı, var. Bunlar aynı zamanda ABD ve İsrail ile işbirliği yapan ülkeler. Ama çoğunluk “davayı” görüyor.

Arap Birliği/Ligi başarısız. BM’nin türevi sayabiliriz. Avrupa Birliği’nin bu sorunla direkt çıkarları söz konusu olmadığı sürece ilgilenme gücü ve isteği zaten bulunmuyor. Boyunlarına kadar ABD ile gerilime batmış durumdalar ve istikballeri flu. Türkiye’nin İngiltere ziyareti buraya oturuyor. Afrika Birliği ise yine Türkiye’nin aktif olduğu bir alan ve buradan gelen destek yüksek. Hatta bu kıtadaki kimi ticari rakipleri bile yol açıyor!

Bu üçlü yapı artı İİT’nin coğrafyası İpek Yolu ile buluşuyor, Afrika ile buluşuyor, Orta Asya ile buluşuyor. Akdeniz’den-Hindistan’a kadar kurulmak istenen terör koridoruyla ise kesişiyor. Artı kriz yükselten İran-Nükleer problemi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’deki büyükelçilere verdiği iftarda yaptığı konuşma da aynı çizgiye ek yazılmalıdır...

AB ülkeleri, özellikle Almanya-Fransa-İngiltere ABD’nin İran politikasından mutlu değiller ama “itirazlarını ne kadar ileriye götürebilecekleri” şüpheli.

Keza, Trump’ın İran’a yönelik ‘duyguları’, Washington’daki bazı isimlerin Tahran’da rejim değişikliği hırslarıyla ne kadar buluşuyor o da şüpheli.

İsrail ve ABD’ye yaptırım uygulamak ve ordu inşası fikri ile paralize olmuş entelektüel ortalamamız, Ankara aklından çaldığımız hepi topu bir paragraflık bu parametreleri tutup diğerlerine yapıştırabilir mi?

24 Haziran’da ne çok işiniz var, değil mi?..

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp