Ankara-Bakü ittifakından Rusya mı rahatsız ABD mi?

Ankara-Bakü ittifakından Rusya mı rahatsız ABD mi?


Sovyetler Birliği ertesinde Moskova-Bakü ilişkisi hayli badirelerden geçti. Sadece Azerbaycan değil, Kafkaslar ve bağımsızlığını kazanmış Türki Cumhuriyetler emekleme döneminde kendilerini yönetmekte zorlandılar. Bu ülkelerle ilişki kurmak isteyen diğer ülkeler de tereddüt yaşadılar. Her adımda bir gözleri Rusya’ya bakıyordu. Türkiye de bu bocalamayı yaşadı. O günlere bakınca, ‘kavuşma heyecanıyla’ kamuoyunun, bu işin ‘uhuletle ve suhuletle’ yapılması gerektiğini hızla kavrayamadığı ama devletin mümkün mertebe kontrollü gittiği görülüyor…

Azerbaycan’la her masaya oturulduğunda, ‘Rusya bir şey der mi’ kaygısı o hale gelmiş ki, bu bölgede ‘nispeten’ rahat hareket edebileceğiniz bu günlerde dahi omuz üzerinden kuzeye bakma reflekslerini görebiliyoruz…

Bu Moskova’nın bölgede etkisi kalmadığı anlamına gelmiyor. Var. Hatta tahmin ettiğimizden fazla. Azerbaycan-Ermenistan krizi sırasında sessizliğini koruyan ülkelerin o “refleksi” gösterdiğini fark etmedik mi? Ya da bu ülkelerde yaşanan üst düzey görevden almalar Rusya’dan bağımsız anlaşılabilir mi?..

Ancak…

Şimdi ‘şartlar’ farklı.

***

1991 sonrası bağımsızlığını ilan eden ülkeler içinde Rusya’nın daha dikkatli takip ettiklerinden biri Azerbaycan’dı. Azerbaycan’ın -tıpkı Gürcistan gibi- Kafkasya ile ilişkisi/coğrafi yakınlığı Kremlin’in tüylerini diken diken eden hassasiyetler barındırıyordu. Bunlardan ikisi başat uyarıcılardı; Bir, Azerbaycan’ın Batılı enerji şirketleriyle işbirliği arayışları ve anlaşmaları.

İki, Güney Kafkasya devletlerinin Batılı uluslararası kurumlarla ilişkileri. Mesela, bu ülkelerin NATO’yla yakınlaşmaları bölge jeopolitiğinde keskin yükselişlere sebep olmuştu. Kuşkusuz o dönemde hem Rusya’da hem de tıpkı bugün olduğu gibi bölgeyle yakından ilgili İran’ın yönetiminin dış politika anlayışları daha sertti. Zaten 1993’te Rusya, ‘Yakın Çevre Doktrini’ni uygulamaya koymuştu…

***

Haliyle, Azerbaycan, Ermenistan’ın mutat tacizlerine bu sefer elinin tersiyle cevap verince ve Türkiye, “her şey dahil” Bakü’nün yanında yer alınca herkesin gözü aynı şartlanmışlıkla Moskova’ya döndü.

Ama Kremlin’de o hava yoktu. Apaçık görünen, Rusya’nın neredeyse ağzının kenarı ile Azerbaycan’a, “devam” dediği çıkarımları bile yapıldı ki, durum şu anda da öyle görünmekte…

Hatta ortaya Türkiye-Azerbaycan ekseni isminde namütenahi imkân-kabiliyetlere sahip bir ittifak çıkmış olmasına rağmen Kremlin, makyaj kabilinden bir-iki açıklama ve başarısız bir-iki ateşkes aracılığı dışında kıpırdamadı…

Bu sadece coğrafyanın komşu ülkelerinde bir tür “paralize” olma hali yaratmadı; daha çabuk toparlasalar da İran, ABD gibi ülkelerde de bocalama yarattı. ‘Neler oluyor’u anlamayanlar arasında bizzat Rus medyası da vardı. Aynı öğrenilmiş reflekslerle hareket etti. Kısa süre öncesine kadar da işi Türkiye’yi düşman ilan etmeye vardırdılar. Bölgedeki gelişmeleri de, Rusya’nın Sovyetler’den miras bagajlarına sığdırmaya çalıştılar…

***

Sonra şu iki olay oldu…

Putin, Valday Toplantıları’nda, Türkiye-Rusya ilişkileri üzerine öyle cümleler kurdu ki, başka ülke için kullandığı ya nadirdir ya duyulmamıştır…

Putin, iki ülke arasında ciddi anlaşmazlık konusu olan alanlarda -örneğin Kırım- dahi konunun üzerinde hiç durmadığı gibi, Rus hariciyesinin genetik kodlarında yazılı ‘septik diplomasi’ kabulleri yüzünden Kremlin’den hiç işitilmemiş “güveniyoruz” kelimesini dahi kullandı; “Türkiye ile çalışmak güvenli. Türkiye’yle olan görüş ayrılıklarından kaygı duymuyoruz”!..

Rusya, bir önceki yazımızda paylaştık, Türkiye’nin Kafkaslar ve Orta Asya’da görünürlüğünün yükselmesinden tabii memnun değil. Esasen Ankara hazırdaki kriz yüzünden aktif olmuş da değil. Mesela, Pakistan’la başlayan, Kazakistan’la devam eden ve Özbekistan’a ulaşan Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın ziyaretleri de bu bağlamda ele alınmalı.

Kazakistan, Türkiye’yi büyük misafirperverlikle karşıladı ve savunma alanında neler yapılabileceği konuşuldu ama sadece iki hafta önce Rusya ile savunma işbirliği anlaşması imzaladı! Zamanlaması elbette Hazar etrafındaki kabarmayla ilgilidir.

İkinci olay ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleridir; “Bazı Amerikalılar çıkıyor, İlham kardeşimi arıyor ve diyor ki, ‘biz sizin yanında kimin yer aldığını biliyoruz. Erdoğan var, Türkiye var. Biz Türkiye’ye de yeri gelirse yaptırım uygularız. Ya sen kiminle dans ettiğinin farkında değilsin ya. Yaptırımın neyse geç kalma yap”…

Bu açıklamalara da günlük diplomaside sık rastlanmaz. İki ülke üst düzey yetkilileri arasında yapılan görüşmenin Türkiye’ye aktarılacağının ABD tarafından bilinmemesi mümkün değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da Cumhurbaşkanı Aliyev’e bunları kamuoyuna açıklayacağını söylemiş olduğunu kuvvetlice varsayabiliriz. Böylece Ankara, Washington’un mektubunu açmış ve gözlerinin önünde yırtmış oluyor. Artı, Azerbaycan da yırtmış demektir. (Zamanla arayan kişi ve ekibi de ortaya çıkacaktır.)

Aliyev-Amerikalı yetkili görüşmesi, ABD’nin Azerbaycan ve Ermenistan arasında sağlamayı denediği ateşkes sürecinde yapıldığından, Amerika’nın Türkiye’nin bölgede oynadığı rol ve Bakü ile ilişkisinin niteliğinden, stratejik hedefinden rahatsız olduğunu gösteriyor.

Üstüne, Putin’in açıklamaları ile birleştirildiğinde, Rusya’nın “neden Türkiye’ye güvendiği”yle birlikte, bölgede daha çok istemediği ülkenin hangisi olduğunu da işaretliyor…

Google+ WhatsApp