Amerikan sürüsünün kara kuzuları...

Amerikan sürüsünün kara kuzuları...


‘Kökümüz oradan geliyor. O ülkelerin hepsinde mevcudiyetimiz var. Ekonominin merkezi orası oluyorsa, dijitalleşmenin merkezi orası oluyorsa, o zaman bütüncül bir yaklaşımla buradaki mevcudiyetimizi artırmamız lazım. Yeni bir enerji katmamız lazım. Bu sadece ekonomi değil, bunun içinde kültür var, eğitim var, sanayileşme, teknoloji var”...

‘O ülkeler’ denilen coğrafyanın ismi Asya. Bu sözleri Çarşamba günü tekrarlayan isim de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu...

‘Yeniden Asya’ inisiyatifi, Türkiye için politik tercih mi yoksa küresel bir eğilime katılma girişimi mi, belli ki Ankara bunu adlandırmak için acele etmiyor...

Ancak “virüs”ün, dünyayı getirdiği eşikten-başta anahtar ülkeler-herkesi iteklediği de bir gerçek...

Bakan Çavuşoğlu’nun Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler öğrenci topluluğu ile gerçekleştirdiği seminerin devam cümlelerinden çıkarabileceklerimiz var...

‘Salgın sonrası dünyada çekişmelerin artacağını görüyoruz. Herkesin kendine yeterli olmaya çalışacağını da görüyoruz. Diğer taraftan, uluslararası sistemin yetersiz olduğunu gören ülkeler kendi başının çaresine bakma arayışları içine girebilir. Türkiye olarak çok taraflılığı bizim tekrar hayata geçirmemiz lazım. Ama etkin bir çok taraflılık. Dengeli ve adaletli bir çok taraflılık. Çifte standartlardan arındırılmış bir çok taraflılık istiyoruz. Yani geçiş döneminde bir ikilem yaşayacağımız kesin. Dünya olarak”...

Bu genel tarife dikkatli baktığımızda, Ankara’nın nereyi/neyi tercih edeceğine yönelik altı çizilmiş bir karar görülmese de, neyi ‘daha az’ seçeceği konusunda zihninin net olduğu hissediliyor...

“Uluslararası sistem yetersiz” demek gerçekte, “genel olarak Batı, özel olarak ABD merkezli sistem yetersiz” demek. Aynı zamanda, “dengesiz, adaletsiz ve çifte standartlı” demek.

“İkilem” ise; dünya ülkelerinin yerleşik/müesses nizamla 70 yıldır sürdürdüğü, tepeden-tırnağı nüfuz etmiş ilişkileri nasıl baştan düzenleyeceği, ne derece/nasıl “çok yönlü” kılacağı, bu gücü bulup-bulamayacağını tarif ediyor...

Giriş cümlesi “Yeniden Asya” olan konuşmanın devam cümleleriyle ilişkisi böyle kurulsa gerek!..

***

Salgın sonrası dönemi, yerkürenin alışıla gelmiş aşamalarından biri sayıp, ‘eski köye yeni adet getirmeyin’ kabulleriyle yerel fren yaptırmaya çalışanların hayli komik duruma düşeceklerini göreceğiz.

Bugünden yarına bir süreç değil bu elbette. Ancak serpiliyor. İkinci sorun ise bu kabulleri dayatarak dünyayı izlemekte daha hassas olan Türk kamuoyunun heveslerini kırmak büyük oranda bilgisizlikten, yani korkudan besleniyor. Tabii iyi niyetliyseler. Yapacak bir şey yok, doğanın kanunları işleyecek...

Onlara şöyle bir örnek vaka verip, ‘bu ne demektir’ dediğinizde sersemlediklerini görebilirsiniz...

Bazı ülkeler dış politikalarında seçtikleri pozisyonlara göre dünyadaki eğilimleri etkileyebilir, güç dengelerini belirleyebilir veya bozabilirler. ‘Yeni düzen’-2021 yılından itibaren-o ülkelerin postürlerini dikleştirecek...

Bunlardan bir tanesi Hindistan; Rusya, Hint-Pasifik dengeleri, Ortadoğu-Asya ama en çok ABD-Çin geriliminin, bize göre “çift kutupluluğunun” belirleyici/karakter ülkelerinden birisi olacak. Bu yüzden süper güçler dahil, Yeni Delhi ile ilişkilerini bu şartlara göre ayarlıyorlar...

Şimdi...

Aşağıdaki cümleler, Hindistan Genelkurmay Başkanı’na aittir...

“Ülke, bugün oldukça ağır silah alımlarının ithalatına bağlı olan savunma programını karşılayamıyor. Silahlı kuvvetlerin operasyonel gereksinimleri abartılmamalıdır. Hindistan’ın savunma stratejisi kesinlikle ülkenin sınırlarını korumak ve Hint Okyanusu bölgesine hükmetmekle sınırlıdır. Silah ithalatını azaltmak ve mevcut bütçeyi en iyi şekilde kullanmak için operasyonel önceliklerin gerçekçi ve kapsamlı bir şekilde yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. ABD veya diğer gelişmiş ülkelerin envanterlerini taklit etmek yerine, kendi operasyonel gereksinimlerimiz açısından yeniden tanımlanmalıdır”... (‘Forces must shun imports, go for ‘Make in İndia’, says Gen Bipin Rawat’, 10/05, Times of İndia.)

Orgeneral Rawat’ın görüşleri sadece ülkenin ‘savunma stratejisine yönelik bir ayar değil. ‘Milli ürünler ve milli tedarik sistemleri’ demek aynı zamanda ‘arınma’ demek.

Üstelik bu söylemler ülkesinin hükümeti ile uyumlu. Bir kaç gün farkla Başbakan Modi’nin ağzından çıkmış, “21. Yüzyılın Hindistan’a ait olmasının tek yolu, ‘kendimize’ güvenmektir” açıklaması da o demek.

Bu yeni bir doktrin ve adı konulmamış olsa da, Hindistan-ABD askeri ilişkilerindeki yükseliş eğrisini noktalıyor.

Washington-Delhi ilişkilerinin son 20 yılı, “benzer” ilişkilere sahip bir çok ülkede olduğu gibi sivil ve askeri Hint bürokrasisine derinlemesine nüfuz etti. Bu görüşe yakın Hintli analizciler, ABD’nin kendilerini Çin’e yöneltmek için teşvik ettiğini yazıyorlar. ABD’nin ülkeyi “Büyük Savunma Ortağı” ilan etmesi ülkede sevinç yaratmıştı. Bu tür sabun köpüğünden şişirmelerin başka ülkeler için de kullanıldığını biliriz! Gerçekte Amerikan silah sanayinin çıkarlarını teşvik için şişirilmiş balonlardır. Dün Rusya’ya bugün bugün Çin’e karşı.

Amerika’nın dünyasına meydan okumakla suçlanan Çin’e karşı Hint-Pasifik stratejilerinin gereksinimlerini karşılamak için ele geçirilen Hindistan, ‘milli ve yerli doktrini’ uygulayabilir mi? ‘İçeriden’ ve dışarıdan hangi tehlikeler gelişir? Çünkü bugün Hindistan seçkinleri arasında bir yakını ABD’de olmayan neredeyse kimse kalmamış durumda.

Bizi ilgilendiren kısım, yani ‘Yeni Düzen’ açısından Hindistan’ın bir farkındalık üretmesidir. Bu itirazın paylaşılması arttıkça akla hemen yeni ittifaklar gelmesi de gerekmiyor. Adaletli çok taraflılığın desteklenmesi kafi.

Düzenin yenisi böyle kurulur. Uhuletle ve suhuletle...

Google+ WhatsApp