Amerikan sosyalizmi mi?

Amerikan sosyalizmi mi?


Amerikan sosyalizmi mi?

 

 

Dünyânın mâkûl kamuoyları; ABD’nin Trump, Evangelistler ve Yahudî lobilerinin akıl dışı siyâsetlerine teslim olmasını dehşet içinde tâkip ederken ABD’den tuhaf bir haber geldi. Burada ikâmet eden tanınmış iki Türk gazetecisi, kalem birliği etmişçesine ABD’de yükselmekte olan bir sosyalizm dalgasından bahseden yazılar yazdılar. Kullandıkları başlıklar bir hayli iddialıydı. Yazarlardan birisinin “Sosyalizmin Topuk Sesleri”; diğerinin ise “Sosyalizmin Yükselişi” gibi başlıklar kullanması ayrıca dikkât çekiciydi. Esprili mübalâğalar yapmayı seven yazarlar olmaları, bu başlıkları da evvel o kabilden almama sebep olduysa da, metinlerine baktığımda hayli ciddî olduklarını anladım. Hâsılı,Arnavut Bektâşînin dediği gibi “iş ciddîye bindi”.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Sosyalizmin ABD’de tırmanışa geçtiğine delil olarak iki gelişmenin altı çiziliyor. Bunlar, yakınlaşan ABD seçimleri arefesinde, husûsen Demokrat Parti zeminlerinde temsilci belirlemeye mâtuf yapılan oylamalarda bâzı sosyalist isimlerin önplâna çıkmasıydı. Meselâ Florida’da Gillum’un; New York’da ise Alexandria Ocasio Cortez’in kazanmasının, önümüzdeki senede (2019) ABD siyâsetinde sosyalist bir rüzgârın esmeye başlayacağına karine teşkil ettiği iddia edilmeye başlamıştı. Bu aynı zamanda ; son başkanlık seçimi evvelinde, Demokrat Parti içindeki adaylık mücâdelesinde, Hillary Clinton karşısında Barnie Sanders’in başlattığı bir sürecin devâmı gibi algılanıyor. Yorumlar Sanders’in, Hillary’ye karşı kaybetmiş olmakla berâber Sol’un hayrına olumlu bir bir süreci de başlatmış olduğuna işâret ediyor. Bu arada, Sanders’in 2020’de Trump’ın karşısına çıkacağı da müjdeleniyor. Eğer ömrü vefa ederse, o târihte 80 yaşını ikmâl edecek olan Sanders’ı anlamak zor. Olsa olsa bizde Deniz Bey anlayacaktır kendisini…

Aslında bahsi geçen yazarların değerlendirmeleri fazlaca orijinâl sayılamaz. Yaptıkları , ABD’de, New York Times ve Los Angeles Times ciddî sayılan bâzı basın organlarında bu meâlde çıkan , tepeden tırnağa “yüzeysel” ve “çarpık” bulduğum haber ve değerlendirmeleri yansıtmaktan ve paylaşmaktan ibâretti. Peşinen söyleyelim, bu değerlendirmelere zerrece katılmıyorum. Ama beni burada esas ilgilendiren meselenin siyâsal hesaplaşmalar icâb ettiren tarafları değil, daha çok kültürel tarafları…

Zaman zaman belirtiyorum ya; nazar-ı dikkâtimi, bir şeyin “ne” olduğu kadar; belki de ondan kat be kat fazla olarak “ne için” olduğu çekiyor. Düşünme işini daha zevkli hâle getiren de bu olsa gerekir. Bir nevî arkeoloji zevki.. Meselâ, New York Times ‘da Sanders, Gillum, Cortez gibi sosyalistlerin yükselişi ne için veyâ ne adına parlatılır? Soru bu… Bu, Gillum veyâ Cortez’in kim veyâ ne olduğundan daha mühim geliyor bana..

1919’da kurulan ve sözüm ona en kuvvetli olduğu zamanlarda 60.000 üyeye sâhip olan ve en fazla oyu (100.000) 1932 seçimlerinde alan; bugün sâdece siyâsal bir karikatür hâline gelmiş olan ABD Komünist Parti’nin başaramadığını bu iki kişinin başaracağını beklemek ya büyük bir saflık, veyâ cinlik olabilir. İlk ihtimâl daha çok bize yakışır. Bizimkiler bir zamanlar (90’larda)nasıl Tony Blair’in, insan öğüten acımasız kapitalist işletmeciliğini desteklemekle ve Irak’ın işgâline suç ortaklığı ile biten o saçma sapan Üçüncü Yolu’nu, Sosyalizmin Dirilişi olarak kutlayan yazılar kaleme aldılarsa, bu aralar da Barnie Sanders ve diğerleri üzerinden “yükselen” Amerikan Sosyalizminin sadra şifâ olacağını boş boş hayâl ederler.

Sol vakt-i zamânında dünyâya çok şey vaad etti. Ama kendi ideolojik ve pratik hatâları sebebiyle bugün fiilî bir sürgün yaşıyor. Evet her yerde sol adına konuşan ve solcu olduğunu iddia eden birilerini bulabilirsiniz. Buna dayanarak sol’un halâ mevcût olduğunu ve dünyânın geleceğine tâlip olduğuna da hükmedebilirsiniz. Ama bu, fiilî durumun tamâmen dışındadır. Sol, şahsî kanaatimce büyük bir siyâsal sürgünün karşılığıdır. Bugün için çöllerdedir. Çöllerde devam eden bir hayâtın zaman zaman görsel yanılsamalar yaşatması ve serap görmesine sebep olması kadar tabiî ve anlaşılır bir şey olamaz. Bu seraplar hem bulanık bir dünyâ hem de o derecede bulanık öz algılamalara karşılık geliyor. Bir zamanlar sol’un enternasyonellerdeki hakim görüşlere göre bir tasnifi yapılırdı. Resmî sosyalizm ile bunun dışında kalan bağımsız sosyalist düşünceler arasında da bir ayırım yapabiliyorduk. Bugün solda olmak sâdece söylemsel bir iddia olmanın dışına çıkamıyor. Murat Belge, 1990’larda kaleme aldığı ve söylem analizi yaptığı mühim çalışmasında; hoş bir dille, merhum İslâm Çupi’nin futbol söyleminde herşeyin bir başka şeye benzediği; o kadar ki artık kendisine benzemekten çıktığını yazıyordu. Bir ideolojik kategori olmaktan çıkıp söylemsel bir kategoriye dönüşen sol da artık bu durumda. Sol(culuğ)u herşeye; her şeyi de sol(culuğ)a benzetebilirsiniz.

Söylemler aldatıcıdır. Nasıl sol bir söylem üzerinden bir zamanlar Tony Blair bizi aldattıysa, Filistinlilerin gasbedilmiş topraklarında kurulmuş olan Sh’aar Ha’amakin Kibutzlarında karısıyla beraber çalışmış, 1994 katliamının fâili olan Chabad Hareketine mensup Barnie Sanders’ı da Filistin’e barış getirecek bir Solcu ABD Başkan adayı sanısına kaptırabiliriz kendimizi.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp