Ambargolara dâir

Ambargolara dâir


Ukrayna işgâli neticesinde Batı’nın, Rusya üzerindeki ambargoları artarak devam ediyor. Nihâyet Rusya’nın can damarı olan doğal gaz ve petrolünü de kesmeye mâtuf bir adım atıldı. Dünyâ kamuoyları bu gelişmeleri olağan gelişmeler olarak değerlendiriyor. Daha çok yapılanların neticelerine göre herkes yeni tedbirlerin neler olabileceğini tartışıyor ve ona göre yeni pozisyonlar geliştirmenin derdine düşüyor. Kimse ABD başta olmak üzere Batı’nın bunu yapmaya hakkı olup olmadığını ele almıyor.

 

Batı’nın Rusya karşısında müdafaa ettiği değerleri olduğu söyleniyor. Bunların demokrasi, özgürlükler, insan hakları vb olduğu iddia ediliyor. Yaşanan gerilimin Soğuk Savaş esnasında yaşanan gerilim veyâ kutuplaşmalardan farkı da burada ortaya çıkıyor. Elbette o devirde de demokrasi, özgürlük gibi değerler komünist Rusya karşısında Batı’nın temel dayanaklarından birisiydi. Ama buna ilâveten kapitalist ekonomik model ile devletçi komünist model arasındaki fark da sık sık vurgulanıyordu. Yâni mücâdele hem siyâsal hem de ekonomikti. Batı, ekonomik özgürlük (mülkiyet, girişimcilik vb) ile siyâsal özgürlüklerin merkeziyken, komünist blok, başta Rusya olmak üzere hem siyâseten hem de ekonomik olarak kapalı, baskıcı bir dünyâyı ifâde ediyordu.

 

Peki, sonra ne oldu? Komünizm çöktükten sonra Rusya ekonomik özgürlüklerine kavuştu. Batı’dan gelen sayısız firma Rusya’da yatırım yapmaya başladı. Rusya, serbest ekonomik düzenin tekmil icâbâtını yerine getiriyordu. Ruslar, hem üretim hem de tüketim plânında kapitalistleşiyor, kapitalist dünyâ sistemine eklemleniyordu. (Çin’i de bu minvâl üzere değerlendirmek mümkündür). Siyâseten de, iyi kötü seçimler yapılıyor, demokratik bir işleyiş sağlanmış oluyordu. Hâsılı artık Rusya’ya eskiden olduğu gibi kapalı bir rejim olarak bakılamazdı. Bunlara rağmen karnesi bir türlü düzelmiyordu. İtirâzlar, nomenklaturanın, nevzuhur oligarkların varlığı, muhalefetin istenmeyen bâzı unsurlarının sindirilmesi, zaman zaman cinâyetlere konu olmasıydı. Vallahi azim, eğer insanlar ABD’nin karanlık yüzünü öğrenmek istiyorsa C.W. Mills’in İktidâr Seçkinleri başlıklı klâsik değerdeki kitabını okuyabilirler. Rusya’nın oligarkları ve nomenklaturası varsa, ABD’nin de kirli sicilleriyle bir takım âileleri olduğunu, CIA, FBI, Pentagon, Wall Street, Capitol arasındaki ilişkiler demetinin Kremlin, oligarklar, yeni KGB arasındaki ilişkilerden aşağı kalmadığını görürler.

 

ABD, Rusya’yı ekonomik değerler temelinde suçlayıp sindiremeyeceğini anlayınca, ağırlığı siyâsal temelli özgürlükler meselesine odaklaştırdı. Rusya ve Putin’i otokratik ve baskıcı olmakla suçladı. Bu suçlamasını somutlaştırmak için, Rusya’nın hayat sahasına yüklendi. NATO’nun Doğu Avrupa ve Baltık’ta genişlemesi, Kafkasya’yı kışkırtması bunun içindi. Nihâyet, Rusya için çok kritik olan Ukrayna’ya göz diktiler. Onu kışkırtarak, Rusya’nın müdahale etmesini sağladılar. Artık senaryo tamamdı. İnsanlığın gözü önünde işgâlci, kitle kıyımı yapan bir Rusya ve Putin vardı. Türkiye’de anaakım medyanın da âlet olduğu kara bir propaganda başlatıldı. Bir zamanlar İdi Amin’e, Ömer Beşir’e, Kaddafi’ye yapılanlar bugün Putin’e yapılıyor. Yakında bir gazetede Putin’in reşit olmayan kızlarla yaptığı seks partilerine dâir bir haber vardı. Muhtemelen önümüzdeki günlerde Kremlin’in altındaki krematoryumların, gaz odalarının haberlerini de okuruz. Mide bulandırıcı bir propaganda bu.. Ama burada da hızlarını alamıyor ve derin bir çelişkiye düşüyorlar. Batı’da kariyer yapan Rus sanatçıların sorgusuz sualsiz işlerine son verilmesi, Dostoyevski’nin edebiyat fakültelerinden kovulması(!), Rusların lokantalara kabûl edilmemesi gibi faşizan uygulamaların haberleri geliyor. Bravo… Demek ki, insanlık değerlerini yaşatmak için faşizme ihtiyaç duyuluyor. Nihayet bunu da becerdiler.. Aydınlanmanın diyalektiği tam da böyle işliyor..

 

Ama daha mühim olan başka bir mesele var: Ekonomik ambargolar… Batı, serbest ve güvenli piyasaların şampiyonluğunu yapmaktan bir lâhza geri kalmaz. Meşhûr mottoları, “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler”dir. Ekonominin dokunulmaz bir alan olduğunu, başta devlet olmak üzere siyasal güçlerin kaprisli müdahalelerinden beri tutulması gerektiği anlatılır. Aslında bunun pratikte tek bir geçerliliği vardır. O da yeniden bölüşüm ile alâkalıdır. Bunun dışında ekonomiye her nev’i müdahale yapılmaktan geri kalınmaz. Gizliden gizliye, o sözüm ona özgür piyasalarda fiyat tekelleri oluşturulur. Meselâ Konyalı buğday üreticisinin, haberi olmaz ama mukadderatı Chicago tarım borsasında belirlenir. ABD’nin ekonomik yaptırımlar paketi olarak sunduğu tek taraflı, yukarıdan aşağıya uygulanan tedbirler, aslında kendi hâkim ekonomik doktrininin tam da aksidir. Evet, insanlık dâiresinde mal ve hizmet akışına keyfe mâyeşâ müdahale etmek târihin olağan akışına aykırıdır. Bunun için liberâl olmak da gerekmez. Bu hükme, basit ama tutarlı bir akıl yürütmeyle de varılabilir. Batı tam da bunun aksini yapıyor. Kendi prensiplerini çiğniyor. Operasyonun gâyesinin, tam da Rusya’nın varlıklarına çökmek olduğu anlaşılıyor. Buna gasp, talan gibi terimler daha fazla yakışıyor. Nihâî hedefin, Sibirya ve Kutup paylaşımı ve Tek Yol’un güzergâhlarını hâkimiyet altına almakla alâkalı olduğunu düşünüyorum. Bunu başarmadan durmayacaklar...

Google+ WhatsApp