Altı aile, üstü feminizm..!

Altı aile, üstü feminizm..!

Geçtiğimiz Cuma günü camilerde ailenin önemi hakkında bir hutbe irat edildi. Diyanet tarafından hazırlanan hutbede aile olmanın önemine vurgu yapılarak eşler arasında, anne-baba ve çocuklar arasında ve diğer aile fertleri olan büyükanne ile büyükbaba arasında mutlu ve huzurlu bir aile ilişkisi olmasının önemine değinildi. Hazırlanan hutbe elbette ki

Altı aile, üstü feminizm..!

 

 

Söylemler ile eylemler birbirine uymadığı vakit ortaya ilginç tablolar çıkıyor. İşte o zaman insanın ‘bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ diyesi geliyor.

Geçtiğimiz Cuma günü camilerde ailenin önemi hakkında bir hutbe irat edildi.

Diyanet tarafından hazırlanan hutbede aile olmanın önemine vurgu yapılarak eşler arasında, anne-baba ve çocuklar arasında ve diğer aile fertleri olan büyükanne ile büyükbaba arasında mutlu ve huzurlu bir aile ilişkisi olmasının önemine değinildi.

Hazırlanan hutbe elbette ki olması gerekeni yansıtıyor. Ancak hayatın her yönünde uygulanan ve bizzat devlet kurumları tarafından desteklenen bazı uygulamalar bu hutbeye ne kadar destek sağlıyor acaba?

 

Veya başka bir deyişle hayatın gerçekleri Diyanet’in idealleri ile ne kadar örtüşüyor acaba?

Mesela kadının yerinin evi olduğu ve çocuklarına annelik yapmasının topluma daha faydalı olacağı söylemi ile kadın istihdamını yüzde 41’eçıkarma hedefi ne kadar uyuşuyor acaba?

Bir yanda kadının evinde olmasının daha iyi olduğunu söyleyeceksiniz diğer taraftan kadını evinden çıkarmak, annelik vazifesini yapmaktan alıkoyacak hedefler koyacaksınız?

Ben bu iki söylem ve eylem arasında bir bağ kuramıyorum tam tersi birbirini yok eden iki söylem var ortada.

Mesela çocuğun annesi ile birlikte olmasının onun gelişimi için gerekliolduğu söylemi ile anaokulunu zorunlu hale getirme eylemi uyuşuyor mu sizce?

Bir taraftan aileyi korumak gerektiğini söyleyeceğiz ama diğer taraftan sivil toplum, siyaset gibi alanlarda rol model olan boşanmış veya bekâr bayanların sayısındaki hızlı artışa engel olamayacağız…

Anneliğin kutsal bir meslek olduğunu söyleyeceğiz ama çalışan annelere değil çalışan kadınlara daha fazla destek ve imkân sunmanın yollarını açacağız…

Bu örnekleri daha da artırabiliriz.

Demem şu ki, eğer ailenin önemini vurguluyorsak bunu destekleyecek eylemlere ihtiyacımız var.

Feminizm adı altında ailenin köküne kibrit suyu dökülmesine izin vermememiz gerekiyor.

Çocukların küçük yaşta annelerinden uzaklaşmasını gerektirecekzorunlu uygulamaları hayata geçirmememiz gerekiyor.

Çalışan kadını değil tam tersini annelik kurumunu desteklememiz gerekiyor…

Nuri Pakdil’in sözlerini hatırlatmak isterim;
“Gel Anne ol,
Çünkü anne,
Bir çocuktan, bir “Kudüs” yapar.”

Evlatların ve bütün toplumun yüreğini umut ile yeşerten, attığı her adımın kararlılığını onun gücünden alan, vefakarlığın, hizmetin, merhametin bütün nişanelerini göğsünde taşıyan ‘anne’ mefhumunu feminist söylemler ile yok etmenin bir anlamı var mı?

Dijital ve sözüm ona modern dünya her an duyarlılığını zaten yitiriyor!

Aile mefhumundan uzaklaşarak sadece benmerkezci bir yaşam standardı ile müstakil hayatlar peydahlanıyor!

Birkaç yıl önce Prof. Dr. Ergün Yıldırım’ın bir yazısını okuduğumu anımsadım bu yazıyı kaleme alırken.

İnternet üzerinden yazıyı aradım ve buldum. “Kadın Ev’in Direğidir!”başlıklı yazısının özeti mukabilinde bir paragrafı sizlerle paylaşmış olmakla bu meselenin özünü aslında söylemiş olalım; “Ev, kadının direk olduğu hayat varlığıdır. Direk, kadim geleneklerde bütün kâinatı ayakta tutan kozmolojik bir semboldür. Kadının evden çekilmesi, evi taşıyan direğin yıkılmasıdır. Anneliğin çöküşü ve doğurganlığın ölümüdür. Erkeğin, ruhsal düzeninin bozulmasıdır. Çünkü evin direği yoksa, o evin altında yaşayan erkek de bu yıkıntının altında mahvolmaya mahkumdur.”

Velhasıl kelam devlet ve millet olarak tek telden tek yürekten konuşmamız gerekiyor.

Yoksa “Altı Tophane, üstü Şişhane” nev’inden birbiriyle uymayan söylem ve eylemlerle bir yere varmamız mümkün değil.

Alttan ailenin öneminden bahsedip, üstten feminist uygulamalara yol vermenin âlemi yok

“Dostlar alışverişte görsün” nevi bir yaklaşımla bir yere varamayız…

Başta devlet olmak üzere millet olarak bir an önce söylem ve eylem birliğini yakalayamayız.

Yoksa “Madem dininiz bu kadar güzel şeyler söylüyor niye bunu hayata geçirmiyorsunuz kardeşim” derler adama…

 

 

Mustafa Sabri Beşer/İnternethaber

Google+ WhatsApp