Alman savaş gemisinin saldırısı ‘kendimizi Avrupa’da görüyoruz’a cevap mı?..

Alman savaş gemisinin saldırısı ‘kendimizi Avrupa’da görüyoruz’a cevap mı?..


‘Kendimizi başka yerlerde değil, Avrupa’da görüyor, geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz”…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleri, Türkiye’nin genel olarak Batı, özel olarak AB ile ilişkilerinde bir süredir izlenen ‘mesafeli’ duruşu ‘ayarlamaya mı’ yönelik yoksa dış politikada dramatik bir dönüş anlamına mı geliyor?..

Aynı konuşmanın içinde yer alan, “hukuki altyapımızı geliştirerek, ekonomimizin oturduğu temelleri güçlendirerek, üretimi ve istihdamı artırarak salgın sonrası yeniden şekillenecek dünyada kendimize iyi bir yer edinmekte kararlayız” sözleriyle birleştiğinde, sürecin iki ayaklı bir yapıya oturacağı hissediliyor…

“Reform ve güvenlik” uygulamalarının eş ağırlıklı takip edildiği bir tür hibrit politikalar süreci…

Büyükelçi ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın kapsamlı Brüksel ziyaretinin ardından söylediği, “Özgürlük, demokrasi ve güvenlik dengesini bir arada tutarak…” cümlesi de bu demek…

Avrupa’ya yönelik söylemin bir hedefinin, 10-11 Aralık tarihlerinde yapılacak AB Liderler Zirvesi’nde Türkiye merkezli yapılacak tartışmalar ve belki yaptırımlar olduğu belli…

Ama reformlarla birleştiğinde, bir yandan iç politikanın ve ekonominin bir parçası, diğer yandan ABD Başkanlık seçiminin Biden’lı sonucuna yönelik olduğu da hissediliyor…

“Amerika ile uzun ve yakın müttefiklik ilişkilerimizi bölgesel ve küresel tüm meselelerin çözümünde aktif olarak kullanmak arzusundayız”…

Türkiye belli ki, Avrupa ülkelerindeki hızlı rota düzeltmesinin farkında. Biden sosu üzerine döküldüğünde Transatlantik ittifakında tazelenme olacağını görmemek mümkün değil. Doğal olarak; NATO, Rusya ve Çin politikaları başta olmak üzere, Ukrayna, Belarus, Kafkasya, Orta Asya, Körfez ülkeleri, İran, Akdeniz konularının ABD tarafından daha belirgin ele alınacağı da aşikâr. Artı, demokrasi ve insan hakları gibi Amerikan ‘değerleri’nin bilenerek yeniden silaha dönüştürüleceği de görülüyor.

***

Batı’yla ilişkilerde Türk dış politikası üzerinde düzenlemeler yapılsa da, açmaz günlük sorunlar üzerinden değil orta vadeli zor tercihlerde yaşanacak. ABD-Çin-Rusya ilişkileri en üst ve dönüştürücü mesele. Direkt olarak Türkiye’yi etkileyecek…

Bunlardan birincisi, Güney sınırımız boyunca Türkiye’ye karşı kurulan terör koridorunun arkasındakiler, Doğu Akdeniz’de denenen kuşatma girişimi, Libya’da darbecileri kullanarak yapılmak istenenler, Kafkasya’da Ermenistan’ı kullanarak girişilen oyunu tezgâhlayanlar ve nicesini içeride kuranların kimliğine bakıldığında, dahası emellerinden vazgeçeceklerini gösteren delilin bulunmaması, “bölgesel meselelerin çözümünde” işbirliklerini sıkıntılandırabilir.

Ancak “küresel meselenin” çözümünde daha ağır külfetler söz konusu.. ABD/Biden’ın, Rusya ve Çin’e bakışları ton farklılıkları taşısa da, nihayetinde Türkiye, ‘aynı anda üç süper ülkeyle’ ilişkilerini sürdürmek istiyor ve bu ülkelerin oyun alanlarının paydaşı olarak ağır seçimler yapmaya zorlanabilir…

***

Biden’ın, Çin’i rakip, Rusya’yı düşman gördüğünü bir evvel yazmıştık. Burada Biden’ın dış politika ve stratejik küresel güvenlik üzerine tecrübelerini sadece Obama’nın başkan yardımcılığındaki edinimlerine bağlamayı bırakmalıyız. Biden bir Soğuk Savaş karakteri. Bugün ana karakterler olarak dünya sahnesinde at koşturan birçok lider, o ABD için dünya turu atarken kısa pantolonla geziyordu.

Lider(lik) eksiği dünyanın son 10 yılında çok hissedildi ama şimdi satranç tahtasının başında çok kıdemli/tecrübeli ve ‘siyasi istikballeri açık’, Putin, Erdoğan, Jinping ve Biden’den oluşan oyuncular bulunuyor. Bu hem iyi hem riskli. Evet, Biden’ın siyasi karakterini oluşturan birikim Soğuk Savaş’tan besleniyor ama günümüz dengelerini de biliyor.

Rusya’yı ana hedefe koyacak böylesi karakterin, fevkalade gelişmiş pratik çözüm kabiliyeti bulunan, aynı süreçten geçmiş Türkiye’nin hatmettiği ‘Soğuk Savaş’ dilini konuşacağı da kestirilebilir.

Gelgelelim dünya artık bu süreci aşkın bir dalganın üzerinde ilerliyor…

Biden’ın Rusya ve Türkiye’ye, artı Çin’e karşı daha hoyrat davranacağına ilişkin kestirmeler hatta ‘temenniler’ de gerçeklikle tam uyuşmuyor. Zira bir de ABD’nin kendi hali var. O hal dermansız. Salgın ve ekonomik enkazla boğuşurken ancak Avrupa ve transatlantik ilişkileri mümkün olduğunca toparlamaya çalışacak Biden yönetiminin ilk yılları. Seçimi kazandı ama dört yıl sonrası daha zorlu bir tablonun işaret ediyor. Nekâhet döneminde kritik oyuncularla dalaşması zor.

Ama şunlar beklenmeli; NATO’da daha organize bir Rusya politikası. Almanya dahil, Avrupa ülkelerinin Amerika’nın konumuna hızla yaklaşması. Enerji havzaları ve yolları üzerindeki gerginlikler. Çin’le hesaplaşmanın tertiplenme aşamasında tutulması ve Rusya ile daha doğrusu Kremlin ile bu sefer defterin kapatılması! Türkiye’nin bu kabullere göre adı geçen ülke ve bölgelerdeki politikalarının nasıl pozisyonlandırılacağı düşünülmeli…

***

Türkiye sert bir manevra yapıyor.

Hem kendi güvenlik anlayışını ve savunma ihtiyaçlarınızı ABD/Batı karşısında kurabileceğinizi söyleyeceksiniz hem ‘küresel-bölgesel meselelerde beraber hareket edebiliriz’ diyeceksiniz.. Hem, ‘bizi ticaret ve savunmada başka arayışlara mecbur bırakırsanız, ararız’ diyecekseniz hem ‘ülkemize ve milletimize yönelik açık saldırılara, dayatılan haksızlıklara, çifte standartlara artık yokuz’ diyeceksiniz.. Hem de ‘bunlara uyarsanız Avrupa’nın ayrılmaz parçasıyız’ diyeceksiniz…

Bunlar doğru. Yeni dünya düzenine ve Türkiye’ye uyuyor, yakışıyor. Ama Biden ve Avrupa’ya uyuyor mu? Onlar eski.

Yunan komutasındaki, AB emirli Alman savaş gemisi bu sorulara cevap mı?

Google+ WhatsApp