Allah’tan kopan insan

Allah’tan kopan insan

Üzerimizde hoyratça gezinen politik- toplumsal aklın kurbanlarıyız… Her geçen gün direnme kapasitemiz zayıflıyor, yaşıyoruz ve ölüyoruz… Ruhlarımız yara içinde. İnsanını kaybetmiş İslam mahzun. Hizip ve cemaatlerin akıldan arındırılmış

Allah’tan kopan insan

 

 

Üzerimizde hoyratça gezinen politik- toplumsal aklın kurbanlarıyız…

Her geçen gün direnme kapasitemiz zayıflıyor, yaşıyoruz ve ölüyoruz…

 

Ruhlarımız yara içinde. İnsanını kaybetmiş İslam mahzun. Hizip ve  cemaatlerin akıldan arındırılmış insanlarına dönüştü  toplum. Modern törelere adapte olmuş halk…

 

Şizofren hayatın tam ortasındayız. Yani disosyatif kimlik bozukluğu, çatlamış, çoğalmış kişilik… İnsanlara değil, insana hasretiz… Herkes kendi masalını yaşıyor… Lakin esas masal dünyanın bittiği yerde başlayacak… Ve her masal bir başka masalın devamıdır.

 

İnsanlar papağanlaştı. Papağan kendi sözünü söylemez, kendisine söylenilmiş olanı bellemiş olduğunu aktarır…

 

Ağlayamayan, anlamayan, içini kanatamayan, yumruğunu sıkamayan insan, Allah’ın Kur’an’da belhüm adal dediği hayvandan aşağı diye andığı iki ayaklılar…

 

İnsanlar ışıklı iskelelerde romantik cellatlara döndü. İyi günler yok artık… Beklenen kıyamet… Onuru, izzeti pazarlanan İslam ülkeleri modernizmin, vahşi kapitalizmin kıskacında mide- cüzdan- cinsellik üçgeninde yaşam sürdürüyor… Her vicdana uygun din üreten endüstri tam gün faaliyette… Hakikati öldürdüler, herkes realitenin kucağında… Dünya çirkinleşti… İnsanlar kalbine karşı mahcup… Allah’a karşı mahcup… Çünkü dürüstlük yitirildi…”Emrolun-duğun gibi dosodoğru ol ” ayeti kimsenin saçını sakalını ağartmıyor, belini bükmüyor, erken ihtiyartlanmıyor…

 

– Hiçkimse kendinin peşinde değil. Yani hakikatin. Ölmeden önce ölmenin peşinde. Sancı-sında değil…

 

İnsanların hiçbir eksiği yok, kendisinden gayri… Acı ve kızgın bir yalnızlığı yaşıyor insanlar. Vıcık vıcık metaller yığını ve ızdırap içindeler… Aldatıcı ve ayartıcı melankoli sarmalında…

 

Gürül gürül akan bir hakikat ırmağından içemiyoruz… Şizofrenik nöbetler, romantik tesel-liler, sancılı bir hayat netameli bir hayatın kıyısında gel- gitlerle ömür tükeniyor…

 

Modern insan, varoluşuna sahih bir neden bulamıyor. Korku, endişe, vahim içinde… Günahlar palerisinde gelip geçen bir ömür içinde… Üç tarafı düşmanla, dördüncü tarafı hain-le çevrili şu toprak parçasında insana acıktık…

 

Biz ne pahasına olursa olsun, evrensel dolandırıcılığın hüküm sürdüğü dünyada hakikati söylemeye devam edeceğiz… Söyleyeceğiz ki, zihinsel güdüklük yaşanır olamktan çıksın… Gerçekler, hakikatler kuru gürültüye kurban gitmesin…

 

Velhasıl, Allah’tan kopan insan, Allah’tan kopan toplum, Allah’tan kopan uygarlık kendi ölüm fermanını hazırlıyor…

 

Yalanın, sahtekarlığın, ikiyüzlülüğün, riyarkarlığın, yalakalığın egemenliği sahici olan her şeyi kasıp kavuruyor…

 

Bu vahşilik karşısında ay kızardı, güneş utanyor…

 

Halkın gövdesinde kanayan yara iman yarasıdır… Kan kaybından değil, imansızlıktan ölü-yoruz…

 

Velhasıl çöl büyüyor…
 
 
 

Bünyamin Doğruer/Düşünce Mektebi

Google+ WhatsApp