Allah’ın Takdirine Kimse Mani Olamaz

Allah’ın Takdirine Kimse Mani Olamaz

Söze başlarken Kur’an’ı üç maddede özetleyen bir ayeti sizlerle paylaşmak istiyorum “1-Andolsun ki biz size gerekeni açık -açık bildiren ayetler, 2-sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve 3-takvaya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik.” (Nur 24/34) Bizden önce yaşayıp gitmiş olanların kıssaları arasında;

Allah’ın Takdirine Kimse Mani Olamaz  

 

Söze başlarken Kur’an’ı üç maddede özetleyen bir ayeti sizlerle paylaşmak istiyorum

“1-Andolsun ki biz size gerekeni açık -açık bildiren ayetler,

2-sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve

3-takvaya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik.” (Nur 24/34)

Bizden önce yaşayıp gitmiş olanların kıssaları arasında; “Kıssaların en güzeli” olarak nitelendirilen Yusuf (as)’ın hayat serüvenini birlikte değerlendirerek bizler de dersimizi alalım istiyoruz. Çünkü Rabbimiz şöyle buyuruyor

“Yusuf ve kardeşlerinin kıssasında İsteyenler için alınacak dersler vardır.”(Yusuf 12/7)

İbrahim soyunun devamı olan Yakub (as)’ın on birinci evladı olan Yusuf (as)hayatının seyrini değiştirecek bir rüya görür. Rüyasını babası Yakub (as) anlatır:

“Babacığım bana rüyamda 11 yıldız güneş ve ay secde ettiler” der.  Vahyin terbiyesinden geçmiş olan Yakub (as) durumun önemini kavramış olduğu için oğluna şöyle der:

“Yavrucuğum! Rüyanı sakın kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak kurarlar! Çünkü şeytan insana apaçık bir düşmandır dedi.” (12/5)

“İşte böylece Rabbin seni seçecek, rüyada görülen olayların yorumunu öğretecek ve daha önce iki atan İbrahim ve İshak’a nimetini tamamladığı gibi sana ve Ya’kub soyuna da nimetini tamamlayacaktır. Çünkü Rabbin her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.” (12/6)

İşte olay bu rüya ile başlar.  Âlemlerin Rabbi olan Allah, olayın senaryosunu takdir etmiş ve Yusuf’un rüyası ile de startını vermiştir.  O gün medeniyetin merkezi olan Mısır da İslam’ın tebliği için Yusuf (as)’ı görevlendirmiştir. Ancak Yusuf’un Mısıra yerleştirilmesi gerekiyordu.  Bunun için çizilen yol, kardeşlerin kıskançlığı ile başlıyor.  Kardeşler babaları ile Yusuf arasındaki sevginin sebebini bilmedikleri için aralarında kıskançlık başlar. Nihayet bir plan yaparak Yusuf’u babasından alıp kırda gezdirip eğlendirmek için izin isterler. Babaları vermek istemez.  O henüz küçük kendini savunacak durumda değil siz oyuna dalınca onu kurt yemesinden korkarım der. Ancak ısrarlarına dayanamaz onu mutlaka koruyacaklarına söz verirler ve babalarını ikna ederler. Kıra vardıklarında Yusuf’u öldürmek için harekete geçtiklerinde kardeşlerden biri itiraz eder. Onu bir kuyunun dibine koymayı önerir. Oradan gelen bir kervan onu bulup götürür böylece Yusuf tan kurtulmuş oluruz, babamızın sevgisi de bize kalır derler.

Kardeşleri “Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yusuf’a: Andolsun ki sen onların bu işlerini onlar (işin) farkına varmadan, kendilerine haber vereceksin, diye vahyettik.” (12/15) (Bu tür vahiyler şahsa özel vahiylerdir. Tebliğle ilgili değildir.)

Oradan geçen bir kervan su almak için kovasını sarkıtınca Yusuf kovaya tutunarak yukarı çıkar. Bu kervanın eliyle Yusuf, Mısıra götürülmüş ve köle olarak satılmıştır.

“(Kafile Mısır’a vardığında) onu değersiz bir pahaya, sayılı birkaç dirheme sattılar. Onlar zaten ona değer vermemişlerdi.”

“Mısır’da onu satın alan adam, karısına dedi ki: «O’na değer ver ve güzel bak! Umulur ki bize faydası olur. Veya onu evlât ediniriz.» İşte böylece kendisine olayların yorumunu öğretmemiz için Yusuf’u o yere yerleştirdik. Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler.” (12/20-21)

Allah Teâlâ Yusuf’u Mısıra yerleştirme konusundaki mekrini öylesine gizli tutuyor ki,  evladını elinden aldığı babasından bile gizliyor. Ancak Yakub (as)  geleceğin Nebisi olacak bir kimseyi Allah’ın kurda kuşa yem etmeyeceğini görülen rüyadan dolayı biliyordu:

(Kardeşleri Yusuf’un) “Gömleğinin üstünde sahte bir kan ile geldiklerinde; (Ya’kub (as)) dedi ki: Bilakis nefisleriniz size (kötü) bir işi güzel gösterdi. Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan, ancak Allah’tır.” (12/18)

Bu nedenle çocuklarının yalanına inanmamış; “Yusuf’u kurdun yemediğini biliyordu. Ancak kederini sadece Rabbine arz etmişti. O rabbinin mekrine teslim olmuş  ve bu sırrın nerede tecelli edeceğini sabırla beklemişti. Böyle bir imtihan bir baba için hiçte kolay bir imtihan değildi.

Yusuf ise, şahsında gerçekleşen bu olaylar karşında en ufak bir itiraz, yakınma,  şikâyet veya kimliği ile ilgili bir açıklama yapmadan Rabbine olan teslimiyetini sürdürmüştü.  Kuyunun dibine konulmuş bir çocuğun haleti ruhiyesini düşünelim! Daha kendini savunamayacak durumda olan bir çocuk,  bu duruma nasıl katlanabilirdi? Ancak rabbinin gönlüne indireceği sekinet ve vahiyle bilgilendirerek ona gereken desteği vermişti.

Kur’an da bunun başka örnekleri de vardır. Evladı elinden alınan Musa (as)’ın annesine de rabbi vahyetmişti; Meryem Validemize de.  Normal bir insanın tahammül gücünü aşan bu konularda Rabbi tarafından Vahiyle bilgilendirilmiş ve gönülleri tatmin edilmişti. Yusuf da ilk günden itibaren aynı kaynaktan bilgilendirilip tatmin edildiği Surenin 15. Ayetinde bildirilmiştir. Yusuf’un hayat serüveni Mısır da Azizin evinde devam ederken de bu ketumluğu aynen devam etmiş; gerçek kimliğini asla açıklamamıştır. İftiraya uğramış, zindana atılmış ama en ufak bir açık vermemiş; Allah’ın mekrini devam ettirmişti.

Günü geldiğinde o toplumu değiştirmeye talip olacak olan bir şahsiyetin, arasındaki münasebeti rabbi ilmik -ilmik örerek hedefine yaklaştırıyordu. Büyüdüğü evde yaşamış olduğu olay, zindanla sonuçlanmış olmasına rağmen; onun iffet timsali bir şahsiyet olduğu günü zamanı geldiğinde, bizzat iftirayı atan azizin karısı tarafından saray erkânına açıklanarak temize çıkarılacaktı.

Şimdi sıra tüm mısır halkına tanıtma zamanıydı.  Bunun için Kralın görmüş olduğu rüyaya getirmiş olduğu yorum bu fırsatı vermişti. Yapmış olduğu yorumu (Yusuf 12/46-49) Yusuf’un zindan arkadaşından dinleyen Kral dedi ki: «Onu bana getirin!» Elçi, zindan da bulunan Yusuf’a geldiği zaman, (Yusuf) ona dedi ki: «Efendine dön de ona: Ellerini kesen o kadınların zoru neydi diye sor? Şüphesiz benim Rabbim onların hilesini çok iyi bilir.” (12/50)

“(Kral kadınlara) dedi ki: Yusuf’un nefsinden murat almak istediğiniz zaman durumunuz neydi? Kadınlar, Hâşâ! Allah için, biz ondan hiçbir kötülük görmedik, dediler. Azizin karısı da dedi ki: «Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onun nefsinden murat almak istemiştim. Şüphesiz ki o doğru söyleyenlerdendir.”

Nihayet Yusuf’un bir iftiraya uğradığı bizzat iftira eden tarafından alenen itiraf edilerek temizlenmişti. Haberci bu durumu Yusuf’a iletince;

“(Yusuf dedi ki): Bu, azizin yokluğunda ona hainlik etmediğimi ve Allah’ın hainlerin hilesini başarıya ulaştırmayacağını (herkesin) bilmesi içindir.” (12/51-52)

“Kral dedi ki: Onu bana getirin, onu kendime özel danışman edineyim. Onunla konuşunca: Bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir birisin, dedi.” (12/54)

Yusuf da: Beni yerin hazinelerine memur et, çünkü ben korumasını iyi bilirim dedi.” Çünkü bu durumla ilgili ne yapılması gerektiğini ( Yusuf 12/46-49’ uncu ayetlerde tüm ayrıntıları ile açıklamıştı.) Kral tarafından istediği verilmişti.

Böylece Yusuf’un o ülkedeki konumunu sağlamlaştırdık, artık o ülkenin dilediği yerinde oturabilirdi. Biz rahmetimizi dilediğimiz kimselere sunarız ve iyi davranışlıları ödülsüz bırakmayız.” (12/55-56)

Bu görev o gün Nil nehrinin alüvyon ovalarında yetiştirilen tahılların ekilip hasat edilip depolanması ve zamanı geldikçe halka ihtiyaçları kadar verilmesi idi. Yusuf (as)bolluk yıllarında üretilen tahılı başağından çıkartmadan depolatıyordu. Bunun sebebi ise tahıllar başaklarında uzun süre bekleseler bile bitlenmez ve çürümezlermiş. Ancak o yıl halkın ihtiyacı kadarını başağından çıkartıp kullanılıyor, gerisi yine başağında bekletiliyordu.

İşte bu Görevle O, daha meşhur bir şahsiyet olarak tanınacak; kıtlıkta verilen lokma unutulmaz misali Yusuf (as)’ı unutulmayacak bir şahsiyet yapacaktı.

Mısır’ın zirai işlerini düzenlemek. Çıkan mahsulü ihtiyaç kadar harman edip gerisini başağıyla birlikte depolamak. Kıtlık yıllarında herkesin ihtiyacını karşılayacak şekilde dağıtmak. Bu konularda dilediği gibi yapmak tamamen Yusuf (as)’ın iradesine verilmişti.

Bu konu yanlış anlaşılmamalıdır. Yusuf (as) Mısırın hükümdarı, kıralı kanun koyucusu değil, kralın görevlendirdiği bir memurudur. Farkı İmtiyazlı bir memur oluşu ve işiyle ilgili dilediğini yapma imtiyazıdır. Kralın tüm maliyesi Yusuf (as) verilmiş değil. Sadece toprak mahsullerinin hasadı depolanması ve dağıtımından ibarettir. Yürürlükte olan Kralın yasalarıdır. Kardeşini yanında alı koyma konusundaki ayet buna işaret etmektedir:

“Görevliler Yusuf’un kardeşlerine: Peki eğer yalan söylüyorsanız, size göre hırsızlığın cezası nedir? ”

(Yusuf’un kardeşleri): “Onun cezası, kayıp eşya, kimin yükünde bulunursa işte o (şahsı alıkoymak) onun cezasıdır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız dediler.” (Bu hüküm o gün Yakub (as)’ı yürürlükteki şeriatına göre verilmiştir. Yusuf bunu kardeşlerine söyletiyor.)

“Bunun üzerine Yusuf, kardeşinin yükünden önce onların yüklerini (aramaya) başladı. Sonra da onu, kardeşinin yükünden çıkarttı. İşte biz Yusuf’a böyle bir tedbir öğrettik, yoksa kralın kanununa göre kardeşini tutamayacaktı. Ancak Allah’ın dilemesi hariç. Biz kimi dilersek onu derecelerle yükseltiriz. Zira her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır.” (12/74-76)

Bu kısım şunun için önemlidir. Yusuf (as) bu durumda henüz risaletle görevlendirilmiş değildir. Kral makamında yasaları yürürlükte Yusuf da memuriyetinin başındadır.  Dün bu ülkeye bir köle olarak gelmiş; iftiraya uğrayıp zindana atılmış iken, Allah’ın lütfüyle zindandan çıkıp itibarlı bir mevkiye gelmişti. İcra ettiği görev kıtlık yıllarında herkesin ihtiyacını adaletle karşılayarak halkın sevgisini ve saygısını kazanmıştı.

Yalnız Risaletinin önünde çözülmesi gereken bir sorun daha vardı. Yusuf’un ailesi bilinmiyordu. Halkın önüne çıkacak insanın hayatında bu günün deyimiyle skandal sayılabilecek bir olayın olmaması gerekmektedir.  İşte Kardeşinin alı koyma meselesi ile bu sorunda çözüme kavuşacak, Allah’ın mekri yerine getirilmiş olacaktır. Sonuçta Anne baba ve kardeşlerinin Mısıra gelmeleri ile bu sorun çözülmüştür. Artık Yusuf’un babası Yakub, dedesi İshak kanalıyla büyük dedesi İbrahim(as)’a dayandığı herkes tarafından anlaşılmıştı.

“(Hep beraber Mısır’a gidip) Yusuf’un yanına girdikleri zaman, ana-babasını kucakladı, «Güven içinde Allah’ın iradesiyle Mısır’a girin!» dedi.”

“Ana ve babasını tahtının üstüne çıkartıp oturttu ve hepsi onun için (ona kavuştukları için) secdeye kapandılar. (Yusuf) dedi ki: «Ey babacığım! İşte bu, daha önce (gördüğüm) rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Doğrusu Rabbim bana (çok şey) lütfetti. Çünkü beni zindandan çıkardı ve şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden getirdi. Şüphesiz ki Rabbim dilediğine lütfedicidir. Kuşkusuz O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.” (Yusuf 12/99-100)

“(Oğulları) dediler ki: Ey babamız! (Allah’tan) bizim günahlarımızın affını dile! Çünkü biz gerçekten günahkârlar idik.”

“(Ya’kub:) Sizin için Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü O çok bağışlayan, pek esirgeyendir, dedi.” (Yusuf 12/97-98)

İşte bundan sonra Yusuf (as) gerçek kimliğini ortaya koymuş, esas görevini icra için göreve başlamıştır.  Ancak Kur’an’da bundan sonra neler olduğu ile ilgili malumat verilmemektedir.

Rabbimizin  “Ahsen el Kasas” ismiyle sunmuş olduğu bu kıssa öncelikle kendisine vahyedilen  Muhammed (as)’a sonrada bizlere önemli bir mesaj vermektedir. Bir toplumu değiştirecek olan proje kırk yıl öncesinden temelleri atılarak merhale -merhale hedefe götürülmüştür. Toplumun yabancısı olan bir şahsiyetin o topluma nasıl kabul ettirileceğinin yöntemi de gözler önüne konulmuştur. Peygamberimiz için söylenen i

Ey Muhammed! Yusuf’u kuyudan çıkartıp Mısır’da görevini yapmaya muvaffak eden Rabbin; senide davanda muvaffak etmeye muktedirdir. “Yani yaptıklarımız yapacaklarımızın garantisidir” diyerek Mekke nin şiddet ortamında onu teselli etmiştir.

Ayrıca tüm müminlere de toplumu değiştirecek bir projenin nasıl olacağının örneğini sunmuştur. Bu gün dünyaya nizamat vermeye kalkan müstekbirler, Halkı Müslüman olan ülkelerde yapacakları değişiklik için projelerini en az otuz yıl öncesinden oluşturarak el altından hedeflerine ulaşmak için tüm imkânlarını seferber ettiklerini yakinen bilmekteyiz. Bunun hazırlığını yaparak bir toplumu kendi evlatları eliyle istedikleri hedefe götürüyorlar.  Bu kıssadan gereken dersi çıkartamayan “Müslümanlar” sisteme uyum sağlamak için Yusuf (as)’ın hayatını delil gösterme cüretinde bulunuyorlar.  Hâlbuki Yusuf’un konumu, bu gün sistemin amentüsüne iman etmiş ve mevcut yasaların çizmiş olduğu çerçeve içinde kalmaları şartı ile göreve talip olmaktadırlar. Yusuf (as)ise göreviyle ilgili hiçbir kayıt konulmadan bildiği ve istediği gibi yapma garantisi verilmiştir.  Bu nedenle bu gün herhangi bir ülkede demokratik yasalar çerçevesinde yasama ve yürütme ile ilgili göreve talip olma arasında bir benzerlik yoktur. Yusuf’un göreve talip olması Allah talanın mekrinin sonucudur. Aynen 12/76. ayette kardeşini alıkoymak için tedbir öğreten Allah; burada da bu göreve talip olmasının gerekli şartlarını hazırlayıp, bu şartlar altında talip olmasını sağlamıştır. Çünkü bu görev onu Mısır’ın en ücra köşesindeki insanlarınca kıtlıkta kendilerine ekmek veren insan olarak tanımalarına sebep olacaktı. Bu ise tebliğ yıllarında tebliğin kabulü için iyi bir zemin hazırlanmış olacaktı.  Aynen kıtlık yıllarında Muhammed (as)’ın Kureyş’e yüz deve yükü zahire göndermesi gibi. Mekke’nin fethinde kimsenin eli kılıcına gitmedi ise, bu davranışın Kureyş’in gönlünün daha önce fethedilmiş olmasından idi.

İşte Yakup ailesinin topyekûn çekmiş olduğu çilenin sebebi hikmeti bu idi. Dile kolay,  kırk yıl kaybolmuş evlat acısıyla yüreği yanan; ağlamaktan gözleri kapanan bir baba. Kırk yıl ailesinden ayrı, kölelikle, mahkûmlukla imtihan edilen bir oğul!.. İşte Yusuf (as) bu zorlu imtihanı başarıyla geçtikten sonra Elçilik makamına ulaşma şerefine ermiştir. Aynen atası İbrahim (as) gibi:

“Hani Rabbi, İbrahim’i birtakım emirler ile denemiş, o da onları yerine getirmişti. Bunun üzerine Allah; «Seni insanlara önder yapacağım» demişti. İbrahim; «Soyumdan da» deyince, Allah; «Zalimler bu taahhüdümün kapsamına asla giremezler» buyurdu. (Bakara 2/124)

Bütün yüreğimiz ile inanıyoruz ki; Külfete katlanmayana nimet; bedelini  (Tevbe 9/111) ödemeyene de Cennet yoktur!..

 

hüseyin bülbül

iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp