Allah’a Secde Etmediğinizin Şimdi mi Farkına Vardınız!

Allah’a Secde Etmediğinizin Şimdi mi Farkına Vardınız!

Özellikle her kasım ayı içerisinde yapılan tören ve uygulamalar laik demokratların âdete bir iman tazelemelerine dönüşmektedir. Aslında bir asırdır yapılan törenler de bu seneki törenlerden farklı değildi. Ancak gerek yazılı gerekse görsel basında rastlanan görüntüler

Allah’a Secde Etmediğinizin Şimdi mi Farkına Vardınız!

 

Özellikle her kasım ayı içerisinde yapılan tören ve uygulamalar laik demokratların âdete bir iman tazelemelerine dönüşmektedir. Aslında bir asırdır yapılan törenler de bu seneki törenlerden farklı değildi. Ancak gerek yazılı gerekse görsel basında rastlanan görüntüler bizleri kesinlikle şaşırtmadı. Bunları bilmek veya bilip de bilmemezden gelmek kadar iğrenç bir şey olamaz. Bu seneki görüntülerin neler olduğu ise ilkokul veya ortaokul düzeyinde eğitim ve öğretim yapan gençlerin cumhuriyeti kuran iradenin büstünün önünde secdeye kapanma görüntüleri idi. Bu tür görüntülerin bilerek veya kasıtlı olarak basın ve yayın organlarına servis edildiğine kesinlikle inanıyorum.

Türk eğitim sisteminin temel dinamiklerinin Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun yapılması gerektiğini kanunlarla belirleyen hâkim irade. Bunun dışına çıkan hiçbir gelişmeye müsaade etmeyeceğini ta işin başında ilan edip kanunlara bağlamıştır. Bu bir keyfilik değil adeta zorunluluktur. Bunu herkesin duymuş olması ancak kendini İslam’a nispet eden muhafazakâr kesimin duymamış olmaması gaflet değil ise tamamen ihanet ve şuursuzluğun bir ifadesidir. Zira yaklaşık bir asırdır bu insanlık fiilen zaten demokratik ve laik sistemin ilkelerine her resmi veya gayri resmi olan toplantılarında daha işin başında saygı duruşu ile işe başlayarak her hâlükârda mevcut kanunlara bağlı olduğunu onu kabul ettiğini bunu yapar iken asla zorlanmadığını ve severek içtenlikle zaten yapmaktadır. Hiç ilgi ve alakasız konularda bile bu törenler yapılmaktadır. Beni en çok şaşırtan olay ise özel bir kooperatifin olan üstü kurulunda yapılan saygı duruşu ve peşinden icra edilen diğer icraatlardı. Bunlar bizi şaşırtmamalı.

Zaten bunlar bir asırdır Allah’a secde etmiyorlar. Bunun böyle olmadığını veya aksini iddia etmenin eden kişinin bu halde iken İslam’la bir bağlantısının kalmayacağı kanaatini taşıyoruz. Kimi televizyon kanallarında küçücük çocukların hâkim iradenin önünde secde ettirildiklerini dile getiren basın aslında hiçte dürüst değil. Bu tür secde görüntülerini ekranlara taşır iken çok daha önemli konuları milletin gözünden kaçırmaktadır. Buradan hareketle secde kavramı üzerinde kısaca durmamızın faydalı olacağı kanaatini taşıyorum.

Secde: Kelime olarak itaat etme, emrine boyun eğme gibi anlamlara gelmektedir. Bizim için bu anlamlar önemli ancak günlük kullanımdaki anlamı ise daha da önemlidir. Şöyle ki secde Allah’ın eşya hakkında koymuş olduğu hükmü sonradan yaratılmışların koymuş olduğu hükümlerden kesinlikle üstün ve uygulanabilir olduğunu kabul etmek demektir. Hangi otoritenin hükmünü kabul ediyor iseniz veya üstün olduğuna inanıyor san o hükmü koyana secde etmiş olduğunuzu kesinlikle aklınızdan çıkarmayın. Başka ilah ve otoritelerin kanunlarını uygulayıp Allah’a secde etmiş olamazsınız.

Bunun böyle olduğunu konu ile ilgili bir ayet meali vererek daha da anlaşılır hale getirmeye çalışalım. Vereceğimiz bu ayet meali ortaya koymuş olduğumuz tezin kuran merkezli olduğunun da bir delilidir. Bu konuda Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Bilmez misin? Göklerde ve yerde olan tüm varlıklar; güneş, ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde etmektedirler. Bunların birçoğunu üzerine de azap hak olmuştur. Kim alçalmayı tercih ederse ona Allah’tan başka saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz Allah dilediğini yapandır.”( Hac-18)

Yüce Kuran’a ait olan kavramları kendi bağlam ve ait olduğu cümle guruplarından mana olarak çıkartıp kendi batıl düşüncelerini desteklemek için kullanan İslam dışı birtakım sapkın görüş sahipleri secde kavramını ya tamamen ya da bağlamından kopararak farklı anlamlar vermişler ya da dar bir alana hapsetmek sureti ile anlamlandırmaya çalışmışlardır. Secdenin dar bir alanda kullanımına örnek verecek olur isek: Kıldığımız namazlarda peş peşe yaptığımız secdeyi anlamışlardır. Oysa sadece namaz secdelerine olayı indirgeyip meseleyi böyle izaha çalışmak Kuran’a kör ve şaşı bakmak anlamına gelmektedir. Ayrıca Hz. Âdemin yaratılması sahnesinde Allah’ın koymuş olduğu hükme karşı gelmenin karşı gelenleri nasıl şeytanlaştırdığı da bilenlerin malumudur.

Bize göre secde: Allah’ın eşya için koyduğu hükümleri özellikle genel ve sosyal hayat için uygulanabilir ve her şeyden üstün kabul etmenin adıdır. Allah yarattıkları için uymaları gereken kuralları koyarak onların kesinlikle başıboş yaratılmadıklarını yaratılmış olmalarının bir amacı olduğunu açıkça ortaya koymuştur. İnsanın dışındaki yaratılmışların tamamı âlemlerin rabbi olan Allah’ın dışındaki bir ilaha, Rabbe secde edip varlıklarını sürdürmenin imkânsızlığı üzerine programlanmışlardır. Şayet yerde ve gökte Allah’tan başka secde edilecek bir otorite olsaydı hem yerdeki hem de gökteki düzenin bozulacağını bu düzeni kuran Allah ifade etmektedir. Hac suresinin on sekizinci ayetinde göklerde olan güneş, ay yıldızlar ve yerde olan dağlar, ağaçlar ve hayvanlar kendilerini yaratan iradeye mutlak anlamda secde etmektedirler.

Bu yaratılmışlar içerisinde bir istisna vardır ki o da insanoğludur. İnsan irade ve tercih etme özelliği ile donatıldığı için ona Allah’tan başkalarına da secde etme güç ve istidadı verilmiştir. Ancak ona bir elçinin rehberliğinde vahiyler göndererek kime ve nasıl secde edeceğinin kurallarını öğreten birde kitap göndermiştir. Ondan sadece o elçi ve kitabı gönderen otoriteye yani Allah’a secde etmesini ondan istemiştir ve bunu sadece namazdaki secde ile de sınırlamamıştır. Yerde ve gökte tek İlah olanın gönderdiği hükümler hayatın tamamını kapsamakta olup hiçbir alanı yarattığı insanın koyduğu hükümler ile doldurulmamasını şayet doldurulması durumunda Allah ile birlikte ikinci bir İlaha secde etmiş olacağını ikinci bir manaya gelmeyecek şekilde açıklamıştır.

Allah’a secdenin bütün bir hayatı kapsadığına en güzel örnek Tövbe suresinin otuz birinci ayetidir. Bu ayetin mealini vermek sureti ile konumuzu biraz daha açalım: “Yahudiler Allah’ı bırakıp, hahamlarını; Hristiyanlar ise rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i Rab edindiler. Oysa bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolundular. O’ndan başka hiçbir İlah yoktur o, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır.”(Tövbe -31Ayette geçen ifadelerin doğru anlaşılması için son elçi Hz. Muhammed Mustafa salat ve selam bütün elçileri üzerine olsun Adi b. Hatim et-TAI’nin arasında geçen şu tarihi diyaloğu verebiliriz:

“Boynumda altından bir haç olduğu halde Rasulullah’ın (as.) huzuruna vardım. Beni öyle görünce: “Bu da ne oluyor Ey Adi! Çıkar at boynundakilerini!” dedi. Ben de hemen çıkarıp, attım. Daha sonra Peygamber (as.) yukarıya mealini verdiğimiz ayetin mealini okudu. Bu ayeti duyunca Resülullah’a dedim ki “ Ya resullullah biz ne rahiplerimizi ne de Meryem oğlu İsa’yı kendimize Rabler edinmiş değildik? Burada Allah’ın muradı nedir ki böyle bir ifade kullanmıştır? Benim bu soruma karşılık Allah Resulü dedi ki: “ Evet, onlar ayette adı geçenlere ibadet ( secde ) etmiyorlardı. Ancak onlar rahipler, din adamları kendilerine bir şeyi helal kıldıkları zaman onu helal olarak kabul ediyorlardı. Haram kıldıkları zaman da onu haram olarak kabul ediyorlardı. Böyle yapmakla bunlar din adamlarını kendilerine Rabler edinmiş oluyorlardı. Ayetin bahsettiği dönem Allah’ın gönderdiği aziz İslam’ın tahrif edilip bozulduğu bir dönemden bahsetmektedir. Kast edilen dönem de din de otorite ve söz sahipleri olanlar ruhbanlar ve din adamları. Bunlar Allah’ın dini hakkında Allah’ın söylemediği, emretmediği şeyleri sanki Allah söylemiş gibi söyleye biliyorlardı. Acı ve garip olan İslam’ı tahrif edenler yine bu dinin mensupları idi.

Bunlar ne yapıyorlardı? Yaptıkları iş öncelikle Allah’ın insan için koyduğu yaşam kurallarını terk ederek kendi heva ve heveslerinin ürünü olan yeni kanunlar belirliyorlardı. Bunlar Allah’tan rol çalarak adeta hırsızlık yapıyorlardı. Diğer bir ifadeyle Allah’a ait olan bir hakkı gasp ediyorlardı. Temel felsefeleri ise: “ Sezar’ın hakkını Sezar’a Tanrının hakkını ise Tanrıya” verme prensibine dayanıyordu.

Oysa İslam böyle bir taksimatı ta başından itibaren reddetmektedir. Yaratılmışların hakkı hiçbir zaman kendilerini yoktan var edip yaratan Allah’ın hakkının önüne geçemez veya geçmemelidir. Bundan dolayıdır ki Allah şirk hariç bütün günahları bağışlayacağını şirki ise şirk üzere ölünmesi halinde kesinlikle bağışlamayacağını açık ve anlaşılır bir biçimde ifade etmiştir.

O zaman Allah’tan başkasına secde etmeyi sadece namaz secdesinden ibaret görmeyip Allah’ın özellikle insan ile ilgili olarak koyduğu ve uyması gereken kurallar bütünü olarak kabul edip böyle anlamak daha doğru olsa gerek. Bu kurallardan sadece bir kaçından örnek vererek secdeden ne anladığımızı biraz daha açmaya çalışalım: Bu kuralların başında Allah’tan başkasını ilah ve Rab olarak kabul etmemek sadece ona dua edip onun kulu olduğunu kabul etmek ondan yardım istemek, yaşadığımız sürece onun bizler hakkında uyulması için koyduğu helal ve haram sınırlarına dikkat etmek, özellikle insanlar arasında ilişkileri düzenleyen kanunlarını kabul edip ona ve onun istediği bir hayatı yaşamak kısaca bütün bir hayatı onun istediği şekilde düzenleyip tanzim edip yaşamaktır. Başka bir ifadeyle: “ De ki: Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin rabbi Allah içindir.” (Enam-162)

Evet!

Hayatımızın tamamı bir salisesi dışarıda kalmamak üzere bizleri yoktan var eden yaratan yaşatan Allah için olmalıdır. Bu söylediklerimizi biraz daha açmaya çalışalım. Bir Müslüman tipolojisi düşünün ki ibadetlerini şeklen Allah’ın elçisini örnek alarak yapmaktadır bilemeyiz ama niyet olarak ta samimi olabilir ne var ki aynı kişi siyasetini, ticaretini, eğitimini, hukukunu, helalını, haramını, evlenmesini, boşanmasını ve hayatın diğer kurallarını tamamen Allah’a ve onun dini olan İslam’a savaş açıp onu ortadan kaldırmaya çalışan bir anlayışın ürünü olan demokrasi veya benzer sistemleri anlayışı üzere inansın ve yaşasın. Yazımızı okuyan birçok kardeşimin “ hadi canım bu kadarı da fazla, olmaz, olamaz dediklerini” tahmin etmekteyim. Yaşanılan hayatlar ve gerçekler tam da bu aksini iddia etmenim yaşanılan gerçekleri görmekten ve anlamlandırmaktan uzak olduğumuzun bir delilidir. Olayı veya olguları yaşadığımız ülke üzerinden değerlendirir isek ne demek istediğimiz sanırım daha iyi anlaşılacaktır. İslam sadece ibadet boyutuyla yaşanılıp Allah’ın razı edilebileceği bir din değildir. Namazınızda Allah’a bağlı diğer işlerinizde şeytana ve taguta bağlı yaşayarak İslam’ın mümini olamazsınız. Bu durum da sadece kendinizi kandırıp ahirete ise kaybedenlerden olursunuz. İslam bir bütündür onun hiçbir hükmü diğerinden daha az önemsiz görülerek yaşanılacak bir din değildir. Kitabın içerisindeki ayetlerin bir kısmının gereğini yerine getirip diğerlerini önemsememenin o insanları götüreceği yerin hem dünyada hem de ahirette rezillik olacağını kıyamet gününde ise azabın en şiddetlisine sokulacaklarını anlamadan okumaya çalıştıkları kitap olan yüce Kuran söylemektedir. Şimdi zaman zaman sık aralıklar ile nedir bu halkı Müslüman olan coğrafyanın bu rezil durumu diye bizlere soranların dönüp kendilerine bakmalarını ve İslam’ın hangi hükümleriyle yönetildiklerine sosyal hayatlarında kaç tane Allah hükmü olduğunu gözden geçirmelerini öneriyoruz.

Son günlerde sık sık İslam’a ve Müslümanlara özellikle de İstanbul ve dünyanın çeşitli yerlerinde gerek başörtüsüne gerek ise diğer kutsallara yapılan saldırıların da planlı ve programlı bir saldırı olduğu kanaatını taşıyoruz. Müslümanların nere de ve nasıl durmaları konusunu bir kez daha gözden geçirmelerini ve olayları doğru okumalarını öneriyoruz. Zira sorun duruş sorunudur. Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

 

osman coşkun

iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp