Allah Teâlâ’nın müdahalesi

Allah Teâlâ’nın müdahalesi


Yıllandıkça değeri artan dostluk ilişkileri içinde talebe-hoca arasındakiler de vardır. Hasta ve yorgun olduğum için yazılarımı haftada bir güne indireceğimi bildirdiğim ve helâllik dilediğim yazım üzerine eski bir öğrencimin güzel duygularını yansıttığı ve bir de önemli soru sorduğu mesajı şöyle idi:

“Değerli Hocam,

“Önce muhabbetle ellerinizden öper; Rabbimizden; sağlık ve âfiyetler dilerim. Çok eski (yetmişli yıllarda çıkan Nesil Dergisinden itibaren) okuyucunuzum. Hocam, sizin bizde ödenmesi mümkün olmayan haklarınız var, bizim ne hakkımız olacak ki? Varsa bütün haklarımız helâl olsun. Bizim size NESİL değişiminden borçlarımız var. Öğrencilik yıllarımızın şartlarından abone bedellerini ödemediğimiz halde; abonemizi kesmediniz, devam ettirdiniz. Buradan tahakkuk eden haklarınızdan dolayı bize hakkınızı helâl eder misiniz sevgili hocam.

“Ayrıca size naçizane bir sorum olacaktır. Allah Teâlâ, zaman zaman mucizeleri ile tarihe müdahale ederek tarihin akışını değiştirmektedir. Örneğin; Hz İbrahim’i ateşe yaktırmayarak; Hz Musa’ya Kızıl Denizi yardırarak Firavun’a teslim etmeyerek; Hz. Peygamber’i öldürmeye gelenlere, bu fırsatı vermeyerek; tarihin seyrini (akışını) değiştiriyor. Eğer Hz. İbrahim’i ateşten kurtarmasa idi, bugün; Hz. İbrahim’in sulbünden gelen kavim toplumlar olmayacaktı, dolayısı ile dünya bu günkünden farklı, tarih de bugün bildiğimiz tarihten farklı olacaktı.

“Hocam şimdi size sorum şu:

“Allah tarihe müdahale ederken (tarihin yönünü değiştirirken) bu müdahaleyi yalnız peygamberleri ve onlara verdiği mucizeler vasıtası ile mi yapıyor; bu iki sebebin dışında başka sebepler de (peygamber olmayan insanlar, başka yaratıklar, kevnî başka kanunlar vs gibi) kullanıyor mu?

“Tarihe müdahale eden Rabbülâlemin, insan hayatına ve tercihlerine de müdahale eder mi?

“Cevaplarsanız sevinirim, Allah’a emanet olunuz muhterem hocam”.

Cevap:

Bütün haklarım helâl olsun. Allah Teâlâ’nın yaratılmışlara her an ve çeşitli şekillerde müdahale ettiğine dair sayılmayacak kadar âyet ve hadis vardır. Allah Teâlâ’nın sıfatları hiçbir durumda âtıl olmaz. O, ezelden ebede daima bilir, işitir, görür, diler, yaratır… Onun yaratma sıfatının mahlûkat ile ilişkisi kesildiği an her şey yok olur.

Sizin sorduğunuz müdahale çeşidini iki sûreden birkaç âyetin meali ve kısa açıklamalarıyla cevaplamaya çalışacağım:

“Kim doğru yolu seçerse kendi iyiliği için seçmiştir, kim de saparsa kendi zararına sapmış olur. Hiç kimse başkasının günah yükünü üstüne almaz. Biz, bir resûl göndermedikçe azap da etmeyiz” (İsra:17/15).

Âyetin son cümlesindeki azap hem dünya hem de ahiretteki azaptır. İmam Mâtürîdî’ye göre Allah Teâlâ peygamber göndermeden de insanlara verdiği akıl, O’nun varlık ve birliğine iman için yeterlidir. Bu bakımdan akıl “resul”dür. Bu temel tevhîd inancı dışında insan aklının yetmeyeceği dînî hükümlerden yükümlü olmak için peygamber gönderilmesi ve onun, dini insanlara tebliğ etmesi şarttır. Peygamberler tebliğ vazifesini yaptıkları halde iman ve itaat etmeyenlere Allah dünyada da bazı cezaları vererek müdahale eder. Bu cezalar Son Peygamber’den önce toptan helâk etme şeklinde de oluyordu, Peygamberimizin ümmeti için ise toptan helâk etmek yoktur.

İşte bu kuralı açıklayan âyetler:

Bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde oranın şımarmış yöneticilerine (iyiye yönlendirici) emirler veririz; onlar ise orada günah işlemeye devam ederler, sonuçta o ülke helâke müstahak olur, biz de oranın altını üstüne getiririz.

Nûh’tan sonraki nesillerden nicelerini helâk ettik. Kullarının günahlarını bilip görmede rabbin yeterlidir.

Kim bu geçici dünyayı isterse burada istediğimizkimseye dilediğimiz şeyleri veririz; sonra da onu cehenneme göndeririz; oraya kınanmış ve kovulmuş olarak girer.

Kim de âhireti ister ve bir mümin olarak âhiret için ona yaraşır bir çabayla çalışırsa işte böylelerinin çabaları karşılık görecektir.

Hepsine, bunlara da ötekilere de rabbinin ihsanından kesintisiz veririz. Rabbinin ihsanı sınırlı değildir (İsra: 16-20)

Kişinin önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler vardır. Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onların Allah’tan başka yardımcıları da bulunmaz (Ra’d: 11).

Bu âyete göre insanlar iman, ahlâk ve amelce doğru yolda oldukları sürece Allah onlardan in’am ve ihsanını esirgemez (değiştirmez), doğru yoldan saparlarsa Allah da onlara layık olduklarını verir.

Allah Teâlâ sonuçta kulların lehinde olmak üzere imtihan için onların hak etme (değişme) durumuna bakmadan ihsan ve sıkıntılarla da müdahale eder.

Allah Teâlâ kulları yükümlü kılmıştır. Kullar bu yükümlerini yine O’nun verdiği irade ve kudreti serbestçe kullanmak suretiyle yerine getirirler; bu husus “kul kesbeder, Allah yaratır” cümlesiyle ifade edilir. Allah çeşitli sebepler ve hikmetler dairesinde kulun iradesine müdahale ederek ona iyilik yapar, ancak asla kötülük yapmaz ve zulmetmez. Başa gelen kötülük kulun kesbinden, iyilik ise hem kesbinden hem de kesbi söz konusu olmadığı halde ilâhî lütuftan olur.

Bütün bunlar, deizmin İslam inancına aykırı olduğunun da açık ve kesin delilleridir.

Not:

Suriye’de şehid olan askerlerimize Allah Teâlâ kitabında vaad buyurduğu ödülleri ihsan eylesin. Ailelerine de baş sağlığı, sabır ve metanet diliyorum.

Google+ WhatsApp