Allah, infâka çağırıyor, sakın cimrilik etmeyin!

Allah, infâka çağırıyor, sakın cimrilik etmeyin!

“Sizler Allah yolunda infaka çağırılıyorsunuz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse cimriliği ancak kendi aleyhinedir. Allah ganîdir, siz ise fakirsiniz. Eğer yüz çevirirseniz yerinize başka bir topluluk getirir de onlar sizin gibi olmazlar.”(Muhammed: 38) Hutbeme geçtiğimiz 15 Mayıs Çarşamba günü, Filistinli kardeşlerimiz

Allah, infâka çağırıyor, sakın cimrilik etmeyin!

 

 
“Sizler Allah yolunda infaka çağırılıyorsunuz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse cimriliği ancak kendi aleyhinedir. Allah ganîdir, siz ise fakirsiniz. Eğer yüz çevirirseniz yerinize başka bir topluluk getirir de onlar sizin gibi olmazlar.”(Muhammed: 38)
 
Hutbeme geçtiğimiz 15 Mayıs Çarşamba günü, Filistinli kardeşlerimiz tarafından Büyük Nekbe Yürüyüşü Günü olarak ilan edilen bu günü hatırlatarak başlıyorum.
 
Bu büyük felâket gününde Filistinliler, kâtil İsrâil’in 14 Mayıs 1948’de işgal ettiği topraklarda bağımsızlığını ilan etmesi ve Filistinlilerin zorunlu göçe tâbî tutulması sebebiyle 15 Mayıs’ı Nekbe yani Büyük Felâket olarak anıyor. Filistinli kardeşlerimiz bu yaşadıkları mubârek topraklarda, kâtil İsrâil’in her türlü korkutma, yıldırma, katliâm ve cinayetlerine rağmen kadınlarıyla, çocuklarıyla ve ihtiyarlarıyla direnip var olma mücadelesi vererek hattı koruyorlar. Rabbim mücadelelerini bereketlendirsin ve bizleri de onların destekçileri eylesin.
 
Biz de bu günü bir felâket günü olarak yâd ediyor, kardeşlerimizin acılarını yürekten paylaşıyor ve Rabbimizden kardeşlerimizin kurtuluşuna vesîle olacak sebepleri yaratmasını temennî ve niyâz ediyoruz.
 
İslâm düşüncesinde infak; Allah’a gereği gibi kulluk yapmanın, îmânı bir bedel ile ispat ve ifade etmenin kaçınılmaz bir yolu; Allah için nefsi ve malı arındırmanın bir gereğidir. 
 
Mü’minlerin bâriz vasıflarından birisi de mallarını Allah için infak etmeleridir. Nitekim Kur’an’da: “Onlar (Mü’minler) gaybe iman ederler, namazı ikâme ederler ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden de infak ederler” (Bakara: 3) hükmü beyan edilmiştir. Hesap gününü düşünen her mü’min mükellef; malın bir imtihan sebebi olduğunu bilir ve mâlî ibadetlerini edâ etme hususunda titiz davranır. Elbette üretim, üretim araçlarının mülkiyeti ve tüketimin insan hayatındaki yerini inkâr etmek mümkün değildir. Ancak tüketim hırsının alabildiğine kamçılanması ve hesap günü şuurunun yok edilmesi başlı başına bir faciadır. 
                                       
Mü’min dünyaya karşı zâhiddir. Kâfir ise hırsla doludur. Dolayısıyla mü’min, yemeği “hayatını devam ettirebilmek ve ibadetlerini edâ edebilmek” için yemektedir. Küfredenler ise hırs, şehvet ve lezzet duygularını elde edebilmek için yemektedirler. 
 
İnfak; lügatte ‘sarf etmek, harcamak, malı elden çıkarmak’ anlamlarına gelir. Tanımından da anlaşılacağı üzere daha çok maddî şeyler için söz konusudur. Yani Kur’ân’î ifadesiyle “rızık olarak verilenlerden” infak edilir. 
 
Lügavî anlamını biraz daha detaylandırdığımız zaman; Allah için harcamak, bir gaye ile karşılık bekleyerek ya da beklemeyerek fedâ etmek, fidye vermek, teberrû, bir şey ya da bir beklenti için sarf etmek anlamlarını ifade eder. 
 
İnfak, kapsamlı ve kuşatıcı bir Salih Ameldir. Zekât ve sadaka bunun kapsamına girdiği halde bunlarla sınırlı değildir. İnfak olayı bunları içine aldığı gibi bunlardan ayrı, sürekli, her zaman ve zeminde ifâ edilen/edilmesi gereken bir ameldir. İnfak için ne bir miktar, ne de bir vakit konur ki bu, Salih Amelin iman mücadelesindeki öneminin anlaşılması için kâfî bir işarettir. 
 
İnfak; ihlas, itaat, sadakat, cihad, velâyet, kardeşlik ve diğer sosyal sorumlulukların vazgeçilmez bir unsurudur. Mü’minler infak ederek ihlas, takva, fedakârlık ve adanmışlık ile kulluklarını perçinler, “hannâs”ın vesveselerine, dünya metâının süslenmişliğine, nefse ve onun verdiği tamaha sırt çevirip Rab’lerine yönelir ve karşılığını ancak O’ndan bekler, yalnız O’na teslim olduklarının şahidliğini yaparlar.
 
Kur’ân-ı Kerim’de: “Onların mallarında sâilîn ve (iffetinden dolayı dilenemeyen) yoksulun da bir hakkı vardır” (Zâriyât: 19)hükmü beyan buyurulmuştur. Mü’minlerin mallarıyla, dilleriyle ve canlarıyla cihad etmeleri, kat’î nasslarla emredilmiştir. İnfak amelinin edâsı için ilk rükun: imandır. Nitekim Hz. Aişe (r. Anhâ) validemizden rivayet edilen bir hadis-i şerifte bu mahiyet açıkça beyan edilmiştir: “Bir gün Rasulullah (S)’e ‘Ya Rasulallah! Cahiliye devrinde Abdullah ibn Ced’an, misafiri ağırlar, akrabayı ziyaret eder, köleleri kölelikten kurtarır ve komşularına iyilik ederdi. Bunların kendisine bir faydası olur mu?’ diye sordum. Rasul-i Ekrem (S): Hayır! Dedi ve ekledi: O hiçbir zaman Allah’ım ceza gününde beni bağışla! demedi.” 
                                                                   
İslâm toplumunun oluşturulması, yaşatılması ve ayakta kalıp devam ettirilmesi için infak eylemi olmazsa olmaz bir gereklilik, îmânî bir sorumluluktur. Rabbimiz mü’minleri tarif ederken, “Kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler” diyor. 
 
“Allah yolunda infak edenlerin durumu, yedi başak bitiren bir dâne gibidir ki her başakta yüz dâne vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah lütuf sahibidir her şeyi bilendir.” (Bakara: 261)
 
“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve size yerden çıkardığımız rızıkların temiz olanlarından infak edin. Size verildiğinde gözü yumulu alamayacağınız kötü malı, hayır diye infak etmeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah ganîdir, hamîddir.” (Bakara: 267)
 
“Onlar ki, gayba iman eder, namazlarını ikâme eder ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.” (Enfal: 3)  
 
Âyetlerden de açıkça anlaşıldığı gibi iman ile infak eşitlenmekte; kulluğun pratik bir ispatı ve bunun sonucunda kat kat kazancı olan bir ticaretin müjdesi ile müminler infâka teşvik edilmektedir. Nefsin önündeki engelleri sünnetullah çerçevesinde aşarak infak ile pekişen imanın tablosu resmedilmektedir. Âdetâ canlarının olduğu gibi mallarının da Allah’a satıldığını tescil etmeleri istenmektedir. Verecekleri mallarının, paralarının ve diğer vâriyetlerini ve borcun güzeli yani karzen hesen ve kazançlı bir yol olduğu beyânıyla eksilen mallarının daha dünyada iken artacağı müjdeleniyor. İnfâkın makbul olabilmesi için mutlaka Allah yolunda olması, Allah rızası için sarf edilmesi gerekmektedir. Bunun dışında yapılan infaklar hebâ olmuştur, zayi olmuştur ve Allah katında bir karşılık görmeyecektir. Bu yüzden infak etmeyenleri, cimrilik edenleri Kur’an tahkîr edip uyarıyor: 
 
“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe birre eremezsiniz. Her ne infak ederseniz Allah onu bilir.” (Âl- İmran: 92) 
 
“Sizler Allah yolunda infâka çağırılıyorsunuz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse cimriliği ancak kendi aleyhinedir. Allah ganîdir, siz ise fakirsiniz. Eğer yüz çevirirseniz yerinize başka bir topluluk getirir de onlar sizin gibi olmazlar.”(Muhammed: 38) 
 
 
 
17.05.2019
Emrullah AYAN /İlkav 

Google+ WhatsApp