Alışkanlıkla mı Bilinçle mi?

Alışkanlıkla mı Bilinçle mi?

insan, hayatında yaptığı birçok şeyi ihtiyaç mı değil mi düşünmeden, sorgulamadan sırf alışkanlık haline getirdiğinden dolayı yapmaktadır. Bunların birçoğu kişinin kendisi tarafından oluşturulduğu gibi, atalarından tevarüs eden şeyler de olabilir. Bunların bir kısmı doğru ve güzel de olabilir. Doğru ve güzel olanlarını fıtrat reddetmez. Yapıldığında insana huzur ve sürur verir. İslami literatürde bunun adı “örf”dür.

 

Muhammed Celil

Bizler yaptığımız bir şeye tamamen müdahele ettiğimiz takdirde ancak o şey bize ait olur. Bilinçsizce, sırf alışkanlıktan dolayı yapılan şeyler zeka düzeyi yeterince gelişmemiş çocukların yapacağı şeylerdir. Çocuklar büyüklerini taklit ederek onlar gibi olmak isterler. Çocuklarda görülen bu davranış abes karşılanmaz,çünkü onlarda eleştirel düşünme becerisi henüz gelişmemiştir. Ama belirli yaşa gelmiş yetişkinin çocuk gibi davranması abestir. Zira kendisinden aşağı olanın seviyesine inmiştir. Erişkin insan bundan dolayı kınanır, çünkü insanı “Ahsen-i takvim” kılan, insandan yapması gerekeni en iyi şekilde gücünü son raddeye kadar kullanarak yapmasını ister.

Kişi, gücünün son raddesini Rabbinden sonra en iyi kendisi bilir. Bu da yapacağı şeylerde, neden, nasıl, ne zaman… suallerini beraberinde getirecektir. Yapılan her şeyde bu sualleri soranlar bilinçli bir tercihin sahipleridir. Böylesi bir tercih kişiyi kendisi yapacak ve yaptığı tercihlerinden haz alıp ya da nedamet duyacaktır. Böylesi bir tercihten dolayı kişi muteberdir; tercihinin ne olduğu önemli değil, önemli olan bilinçle tercih etmesidir. Yüce Allah, Enfal suresi/ 42. Ayette “…fakat Allah, yapılması gereken bir işi yerine getirmek için yok olacak olan açık delil ile yok olsun, yaşayacak olan da açık delil ile yaşasın diye, böyle yaptı.” diye buyuruyor.

Ve Çinli düşünür Konfüçyus da der ki; “Düşünmeden öğrenmek yitirilmiş bir emektir.”

Edinilen alışkanlık alışılan şeyi vazgeçilmez/bağımlı kılabilir. Birçok şeye alışanlar zaman içerisinde farkında olmadan alıştıkları şeyi içselleştirip hayatlarının bir parçası oluvermektedir. Madde bağımlığını bir gözünüzün önüne getiriverin örneğin sigara, uyuşturucu… vb, bağımlılığı nekadar zor bırakılan bir bağımlılık, neden bırakılamadığının gerekçelerini sigara bağımlılarından bir dinleyin bakın bakalım verilen cevaplar nekadar bilinçli. Onun için alışkanlık ifrat ile tutkuya dönüşebilir. Kişide iradeyi zayıflatır zayıflayan irade tutkuya dönüşerek vazgeçilmezleşerek demirbaşa kaydedilir ve tabulaşır. Herhangi bir mekana, davranışa veya kişiye bağımlılık için de aynı durum söz konusudur. Gidilmediği, görülmediği, yapılmadığı zaman kişinin kendinde eksiklik hissetmesi tutkuya dönüşmenin bir göstergesidir. Oysa ki olması gereken ‘ Mü’min için hayatta Allah’dan başka hiçbir şey vazgeçilmez değildir’ Vazgeçilmez olan alışkanlık zafiyetin zebuni olmayı getirir. İlk Kur’ an nesli zaaflarının etkisinde kalsalardı hüküm içeren ayetleri hayatlarında uygulayamazlardı. Zaafının etkisinde olan doğru karar veremez, dolayısıyla zaaf kişiyi zalim yapar. (Nisa/35)

Alışkanlıklar, insanın önünü tıkayarak Allah rızası için iş yapmasına engel teşkil eder. Yapılan şeyde idminana ulaşılmak isteniyorsa neden, nasıl, ne zaman… suallerine doğru cevap vermek gerekir. Alışılan her ne ise sorgulanmadığı müddetçe kişinin gözünde daima normal görülecektir. Normal görülene de sual edilmez.

Montaigne, Denemeler isimli kitabında der ki; “Bir köylü kadın, bir danayı doğar doğmaz kucağına alıp sevmiş, sonra da bunu adet edinmiş. Her gün danayı, kucağına alır taşırmış; nihayet buna o kadar alışmış ki, dana büyüyüp koskoca öküz olduğu zaman, onu yine kucağında taşıyabilmiş. Bu hikayeyi kim uydurdu ise, alışkanlığın ne büyük bir kuvvet olduğunu çok iyi anlamış olacak. Gerçekten alışkanlık pek yaman bir hocadır ve hiç şakası yoktur. Yavaş yavaş, sinsi sinsi içimize ilk adımını atar, başlangıçta kuzu gibi sevimli, alçakgönüllüdür; ama, zamanla, oraya yerleşip kökleşti mi, öyle azgın, öyle amansız bir çehre takınır ki kendisine, gözlerimizi bile kaldırmaya izin vermez…”

Alışkanlık taklitciliktir; taklitcilik özentiyle başlar, öykünülen şey gibi olunulmaya çalışılır dolayısıyla da öykünülen şey kadar olunulur ve güdük kalır bundan dolayı alışkanlık ‘Hazırcıdır’ üretken değildir. Üretme gereği duymadığından hazırdanyer “miras yedi” dir.

İnsanlar bilinçli/akıl tercihlerini yaşamaları gerekirken, bilinçsizce yaptıklarından dolayı “esfeli safiline” inebilirler. Hayvanlar ise alışkanlıklarını/hisleri yaşarlar, hayvan terbiyecileri, hayvanların zaaflarını bildiklerinden dolayı bundan istifadeyle belirli metotlarla hayvanları bir şeylere alıştırırlar. Hayvan alıştığı o şeyin sesini, kokusunu vs. algıladığında yapılması gerekeni hemen yapar sorgulamadan iç dürtüleri/hisleri otomatikman devreye girer. İnsanı hayvandan ayıran en bariz özellik akla sahip olması ve onu doğru kullanabilmesi olsa gerek. Onun için Allah insanı insan gibi davranmadığından dolayı kınamakta “Davarlar gibi” (Furkan/44) demektedir.

Buradan aynayı biz insanlara ve özelde de Müslümanım diyenlere çevirip şu suallere cevaplar arıyalım: Yapmakta olduğumuz şeyleri, birer alışkanlıkla birilerini taklit ederek mi yerine getiriyoruz, yoksa bilinçli tercihlerimizle mi yaşıyoruz?

Sormaya devam edelim; namaz bizim için bir alışkanlık mıdır, içerisinde bulunduğumuz mekanlara alışkalıklarımızdan dolayı mı gidip geliyoruz, selamlarımızı dil alışkanlığımızdan dolayı mı veriyoruz?.. soruları çoğaltabiliriz.

Allah’ı razı etme adına yapıp ettiklerimiz ve yapmakta olduğumuz ibadetleri bir kıritiğini yapalım, korkmadan bilinç eleğinden geçirelim bakalım hangisi geçiyor? Ondan sonra da Rabbimizin şu uyarısına bir kulak verelim: “Veyl olsun o namaz kılanlara, kıldıkları namazın farkında değiller” (Maun/4-5) “Namaz sizi fahşadan (aşırı gitmek) münkerden alıkoyar” (Ankebut/45) Namazlarımıza başlarken, “Allah en büyüktür” derken Allah ile birlikte başka büyüklerimiz de var mı? Mesela Amerika mı büyük Allah mı, (Bunun toplum içerisinde bir anketi yapılsa acaba sonuç ne çıkar!) Makam/mevki mi, atalar mı, tekasur mü… Bizler için Allah en büyük ise O’ nu büyük bilen bizlerin bu ‘parya’lığı nedendir? Allah vadinden dönmeyen olduğuna göre sakatlık demekki “Allah en büyüktür” diyenlerde. O’na en büyük diyenler, gereği üzere kulluklarını yapsalar Allah’da Allah’lığını mutlaka yapacaktır. (Ali İmran/160)

İslamın ilk sözleşme maddesi “La ilahe, illa Allah”dır. İlah; kişinin hayatında kural koyan şey demektir. Elimize tesbihi alıp hergün onlarca kez “La ilahe, illa Allah” dediğimiz halde yaşantımızın kurallarını kimler/neler belirliyor? Dil alışkanlığımızdan dolayı sıradanlaşmış, anlamını yitirmiş olmasın bu kelime! Mekke’de Allah resulü “La ilahe, illa Allah” deyin kurtulun, dediğinde Mekeliler neden direniyorlardı. “Ya Muhammed sen bize on tane başka kelime de onu söyleyelim, ama bu kelimeyi söyletme bize” Onlar biliyorlardı bu kelimenin ne anlama geldiğini. Akabe beyatları sırasında Allah elçisinin amcası Abbas ona beyat eden Medinelilere “Sizler ne dediğinizin farkında mısınız, bu sözlerinizle bütün bir dünyayı karşınıza alıyorsunuz” İslamın ilk andlaşma maddesi sulandırılmış, mahiyyetini yitirmiş, alışkanlık haline dönüştürülmemiş mi sizce?

Şu bir gerçek ki, alışkanlıktan dolayı yapılan ibadetler şekil itibarıyla aynı olsa da, içerik ve nitelik farkından dolayı Allah katında kabul görmeyecek ibadetlerdir. Mü’mine yakışan, yaptıklarını/yapacaklarını alışkanlıkla değil, şuurlu çalışmayla elde etmektir. Tıpkı, ne denildiği bilinmiyorsa, bilinene kadar namaza yaklaşılmasının yasak olması gibi…

Google+ WhatsApp