Ali Han Töre’ye saygıyla…

Ali Han Töre’ye saygıyla…


Ali Han Töre’ye saygıyla…

 

 

Bağımsız Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti kurulmuş ve babamız Şakir Han Töre oğlu Ali Han Töre devlet başkanı, Hâkimbek Hoca ise devlet başkan yardımcısı olarak ilân edilmişti. O gün ayrıca dokuz maddeden ibaret olan “bağımsızlık bildirgesi” kabul edildi. […] Bu dokuz maddeli bildirgenin her maddesi, bağımsızlığa eksiksiz ve açık olarak vurgu yapmakta olup, bildirge insan haklarını tam anlamıyla koruma altına alan, İslâm’ı temel kabul eden tam bir adalet belgesiydi. Bildirgenin maddelerinin içeriği şöyle idi:

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


1) Doğu Türkistan topraklarında Çin egemenliği ebedî olarak yok edilecek,

2) Kurulan yeni devlet, Doğu Türkistan halkının eşitliğine dayanan gerçek, özgür ve tam bağımsız bir devlet olacak,

3) Doğu Türkistan ekonomisinin her yönüyle geliştirilmesi amacıyla, özel sanayi, tarım, hayvancılık faaliyetleri ile özel ticari girişimler teşvik edilecek ve halkın refah seviyesi yükseltilecek,

4) Doğu Türkistan halkının çoğunun İslâm dinine inanıyor olması sebebiyle, bu dini desteklemenin yanında, başka dinler dahi himaye edilecek,

5) Din, eğitim ve sağlık işleri geliştirilecek,

6) Dünyadaki bütün demokratik ülkelerle, özellikle de komşu Sovyet hükümetiyle dostluk temeline dayalı ilişkiler kurulacak; yine Çin hükümetiyle siyasî ve iktisadî alakalarda bulunulacak,

7) Doğu Türkistan hükümetini ve barışı korumak amacıyla, Doğu Türkistan’da yaşayan bütün milletlerden müteşekkil bir ordu kurulacak;

8) Banka, posta-telgraf, orman işleri ve madencilik gibi tabii kaynaklar, bütünüyle hükümetin idaresine teslim edilecek,

9) Makam düşkünlüğü, ırkçılık ve rüşvet yok edilecek.

Bağımsız Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti’nin kurulduğu günden itibaren bağımsızlığın temellerini teşkil eden bu bildirge, İslâm nuruyla bütün Doğu Türkistan’ı aydınlatmaya başlamıştı.”

12 Kasım 1944 günü Doğu Türkistan’ın Gulca şehrinde ilân edilen bağımsız devletin kuruluşu, Ali Han Töre’nin oğlu Asılhan Alihantöreoğlu tarafından böyle anlatılıyor. Tarih ve Kuram Yayınları tarafından kısa süre önce piyasaya sunulan “Türkistan Kaygısı” isimli hacimli eserde, sadece devletin kuruluşuna dair ayrıntıları değil, aynı zamanda Ali Han Töre’nin kendi kaleminden hatıralarını da buluyoruz.

Özbek asıllı bir ailenin oğlu olarak 21 Mart 1885’te, Türkistan’daki Yedisu eyaletinin Tokmak şehrinde doğan Ali Han Töre, memleketinin hemen yakınında bulunan tarihî Balasagun bölgesine nispetle “Sagûnî” unvanını aldı. Babası Şakir Hoca ve dedeleri, Nakşî geleneğine mensup âlim ve ârif insanlardı. Temel eğitimini Tokmak’ta tamamladıktan sonra Buhara, Mekke ve Medine’deki çeşitli medreselerde tahsil gören Ali Han Töre, 1916’da Çarlık yönetimine karşı düzenlenen halk ayaklanmasına katıldı. Birinci Dünya Savaşı’nda Türkistanlı gençlerin Osmanlılara karşı savaşmak üzere Rus ordusuna alınmasına tepki gösteren ve aleyhte fetva yayımlayan Ali Han Töre, 1917’de Bolşeviklerin iktidara gelmesiyle birlikte defalarca hapse atıldı, sürgüne gönderildi. İlmî yönünün yanı sıra stratejist bir asker olan Töre, aynı zamanda maharetli bir tabipti. Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin ilk devlet başkanı olarak göreve geldikten sonra, Sovyetler’in direkt baskısıyla karşı karşıya kaldı. Nihayet, 13 Haziran 1946’da, bir görüşme için davet edildiği Gulca’daki Sovyet Konsolosluğu binasından gizlice kaçırılarak, Özbekistan’a götürüldü. Ali Han Töre, 28 Şubat 1976’daki vefatına kadar, Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te tecrit edilmiş bir şekilde ve sürgünde yaşadı. “Türkistan Kaygısı”nın ilk bölümündeki hatıraları kendisi bizzat kaleme aldı; kitabın ikinci yarısını ise, gözleri artık görmemeye başlayınca, kendisinin direktifleriyle oğlu Asılhan tamamladı. Yakın tarihin pek tanınmayan ve ama mutlaka tanınması gereken şahsiyetlerinden biri olan Ali Han Töre, Taşkent’teki Şeyh Zeyneddin Kabristanı’nda medfundur.

***

Ramazan’ın getirdiği sükûnetle “Türkistan Kaygısı”na ve Ali Han Töre’nin verdiği mücadelenin ışıltısına dalıp gitmişken, içinde yine Doğu Türkistan ve Ramazan’ın geçtiği güncel bir dosya önüme düştü:

Çin tarafından “Şincan” olarak adlandırılan Uygur bölgesinde yaşayan Müslümanların, özellikle ibadet pratiklerini yerine getirirken karşı karşıya kaldıkları güçlüklerle ilgili dosyada, bilhassa Ramazan orucunu tutmanın ne büyük bedel gerektirdiği anlatılıyor. Oruç tutması yasaklananlar, zorla oruçları bozdurulanlar, okullarda öğrencilerin oruç tutmasının engellenmesi, eğitim kurumlarında oruç aleyhine yapılan yoğun propaganda… Ve elbette, oruçlarını gizlice tutmaya devam eden, bu sayede İslâmî ve millî kimliklerini korumak için canlarını dişlerine takan binlerce Uygur Türk’ü… Dahası, “eğitim kampları”na dâhil edilerek, Çin merkezî hükümetinin gözünde “makbul” vatandaşlar olmaya zorlanan Uygurlar…

Tüm bunlar elbette, Doğu Türkistan’da bir “bağımsız cumhuriyet” denemesi daha yapılmasın diye. Ancak ne İslâm ne de Müslümanların bağımsızlık istekleri ortadan kalkacağına göre, Çin’in bu meselede tercih ettiği çözüm biçiminin uzun vadede kendi lehine olmayacağı açık.

Son günlerde çeşitli ortamlarda sıklıkla hasbihal ettiğimiz Doğu Türkistanlı dostlarımızla da tekrarladığımız üzere: “Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı asimilasyon politikası da, Batılı ülkelerin bunu bahane ederek bölgede kendi menfaatlerinin peşinde koştukları da gerçek. Müslüman dünya, üçüncü bir yol ve üslup geliştirerek, en azından Uygurların yaşadıklarını kendi gündemi haline getirmeli.”

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp