Aleksi Navalni’nin sıradan ama elverişli hayatı…

Aleksi Navalni’nin sıradan ama elverişli hayatı…


Rus muhalif Aleksi Navalni’nin, Biden Başkanlık koltuğuna oturmak üzereyken Rusya’ya dönerek, kimi yayınlara göre 122 şehirde 200 bin kişilik protesto gösterilerini uyandırması, Rusya’da yönetim değişikliği projesinin ilk adımı olarak yorumlanabilir mi?..

Rusya’da yönetici elitin gırtlağına kadar battığı yolsuzluk, kayırmacılık, rüşvet sair çamuru bir vaka. Navalni vakasının bu denli yüksel(til)mesini besleyen ana sosyal damar da bu. Yok sayılamaz.

Öte yandan, yenisi-eskisi fark etmez, ABD’nin Kremlin’e yönelik bir takvimi kurguladığını izleyebiliriz. Hiç kuşkusuz-Putin adaylık için kararını açıklamamış olsa da-Mart 2024 başkanlık seçimleri ana hedef. Yol üstündeki tali hedef de önümüzdeki Eylül’de yapılacak Duma parlamento seçimleri.

Navalni dosyasına ABD ve Avrupa Birliği’nin özel önem verdiği anlaşılıyor. En taze ve somut örneği, evvelsi gün Brüksel’de toplanan Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları toplantısından çıkan kararlarda bu konuya anlamlı yer verilmesi ve Rusya’ya yaptırım için davetiye çıkarılması. Katılan ülkelerin dışişleri bakanları da Rusya’ya yönelik eleştirilerini esirgemediler ve diplomatik dilin müsaade ettiği ölçüde Moskova’ya ağızlarına geleni söylediler. (AB’nin ele aldığı tek konunun bu olduğunu söylemek yanlış olur; aynı gün Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejcinovic Buric, Osman Kavala’nın serbest bırakılmasının AİHM kararının bir ricası/isteği değil bağlayıcı hukukun bir gereği olduğunu söyledi.)

Avrupa’nın tutumunu da aşan ve Moskova’yı hayli kızdıran adımlar ise ABD’den geldi. Protesto gösterileri esnasında ABD’nin Rusya Büyükelçiliği resmi sosyal medya hesaplarından üst üste yapılan Rusça yayınlar ‘teşvik edici’ olduğu kadar ‘aydınlatıcı’ydı…

“Rus yetkililer barışçıl protestoları ve gazetecileri tutukluyor. Bu ifade özgürlüğünü ve barışçı gösteri/toplanma haklarını bastırmak için organize bir kampanyadır. Son yıllarda sivil topluma, bağımsız medyaya ve siyasi muhalefete karşı baskıcı eylemler sürdürülüyor”…

Ya da…

“Rus kentlerinde düzenlenen protestoları takip ediyoruz. 350’den fazla barışçı gösterici ve gazeteci gözaltına alındı. ABD, tüm insanların protesto hakkını ve ifade özgürlüğünü desteklemektedir. Rus yetkililer tarafından alınan tedbirler bu hakların bastırılmasına yöneliktir”…

Hele…

“Kremlin’in Navalni’ye yönelik saldırıları sadece ağır insan hakları ihlali değil, aynı zamanda seslerinin duyulmasını isteyen Rus halkına hakarettir. Biden ve Harris yönetimi, demokrasi ve evrensel hakların savunucularını destekleyecektir”… (‘Geri Sayım: Birinci gün’ başlıklı yazımızda yeni CIA Başkanı’nın meseleleri nasıl ele alacağına ilişkin satırları anımsayalım. 20/01.)

Herhangi bir devletin bu çaptaki müdahalelere/niyetlere karşı çıkmaması mümkün değil. Örneğin Gezi olayları sırasında ABD’den duyulan ‘kaygı ve taraflara itidal’ tavsiyeleri, bunlara Ankara’nın cevapları gibi…

***

Büyük resim üzerinde kalalım; sıradan ve doğal bir protesto sürecinden mi bahsediyoruz yoksa suni ve organize bir operasyondan mı?..

Navalni’nin Rusya’ya dönüşü ve eylemler ile eş zamanlı piyasaya sürülen, küresel medya tarafından da parlatılan “wag the dog” tipi bir gelişme de, ‘Putin’in Sarayı’ haberleri…

YouTube’da yayınlanan, şimdiye kadar yaklaşık 75 milyon kişinin izlediği, “Putin için saray: En büyük rüşvetin tarihi” isimli video, Rusya Devlet Başkanı’nın Karadeniz kıyısında kendisi için inşa ettirdiği saray haberleri, “dünyanın en pahalısı” olduğu, “1.4 milyar dolara mâl olduğu”, bu paranın Putin tarafından alınan rüşvetlerden karşılandığını duyuruyor. Kremlin’in açıklaması ise böyle bir sarayın hiç bulunmadığı yönünde. (AA., 23/01.)

Bunların bizim için önemi ne? Örnek vaka sayılabilir mi?

Yeni ABD yönetiminin politikasında Türkiye için hangi ipuçlarını içeriyor olabilir?

Biden yönetiminin dış politika/baskı araçlarından biri olarak, Amerikan değerlerini yeniden gündeme getireceği bir söylence değil. Biden ve ekibi bu duruşu resmi dile döken çok açıklama yaptı.

Navalni’nin bir muhalif geçmişi olduğu açık. Medvedev’e yönelik emlak imparatorluğu skandalını ortaya çıkaran belgeler de Navalni’ye aitti. Yani ‘içeriden’ de beslenen bir karakter Navalni. Beş ay öncesinde sıradan denebilecek bir muhalife kıyasla bugün uluslararası şöhrete kavuşmuş, genç takipçilerinin lejyonlara dönüştüğü bir ‘lider’ elbisesi giydiği, ‘koçbaşı’na dönüştüğü görülüyor.

Biden’ın dış politika öncelikleri arasında Rusya’yla uğraşma maddesi tabloya eklemlendiğinde, stratejik hedefleri gerçek nedenler saymalıyız…

***

Clintonlar’dan Obama’ya oradan Biden’e aktarılan dış politika ve küresel güvenlik ekibinin Rusya algısı ‘kırılgan bir güç’ olduğu kabulüne yaslanıyor. Ekip, Rusya’nın özellikle Avrupa ve Orta Asya-Kafkasya-Ortadoğu-Çin politikalarını kabul edilemez buluyor. Benzer durum Türkiye için de geçerli.

Örneğin, ABD’nin transatlantik ittifaka vereceği önem ortadayken Rusya’nın AB ve Almanya başta olmak üzere kimi Avrupa ülkeleriyle ilişkisi bu bakışın temel delillerinden. Belki Türkiye’nin son dönem AB ve Almanya ile yakın ilişkilerini de bu dinamiklere eklemek gerekiyor!

Rusya’da 2024 ve Türkiye’de 2023 seçimleri kritik süreçler. Biden yönetiminin bu seçimlere yönelik temennilerinin ne olacağı ve pratiğe nasıl yansıyacağı konusunda temkinli olmakta fayda var.

Google+ WhatsApp