Akletmek üzerine

Akletmek üzerine

Akletmek, aklın hudutları olduğunu, bu hudutların akıl ile erişilemez olduğunu, erişilemez olanın hikmetine ise iman ile sadır olunabileceğine vakıf olmak demektir. 'Doğru düşünme , müslümanca düşün' üzerine Düşüncenin olgunlaşması için insanın kişiliği terbiye

Akletmek üzerine

 

Akletmek, aklın hudutları olduğunu, bu hudutların akıl ile erişilemez olduğunu, erişilemez olanın hikmetine ise iman ile sadır olunabileceğine vakıf olmak demektir.

'Doğru düşünme , müslümanca düşün' üzerine

Düşüncenin olgunlaşması için insanın kişiliği terbiye edilmeli. Yani ahlakı.‘Güzel Ahlak’ı tamamlanmamış bir insandan olgun düşünce beklenilemez. "Doğru düsünmek"ten daha çok müslümanca düşünmenin üzerinde yoğunlaşmalı. Bu da güzel ahlak üzere olanlarda tezahür eder ancak.

Protesto üzerine

Protest bir tutum müslümana yakışır bir tutum değildir. Müslüman protesto etmez. Müslüman duruş sergiler. Hergün onların havuzlarında yüzüp, her gün onların bizlere telkin ettiği ürünleri tüketip ve sonra mensubu olduğunu düşündüğümüz hassasiyetlerimize saldırdıklarında kalkıp onların ürünlerini protesto etmek hiçbir çözüme götürmez. Bizlerin sınırlarını onlar belirliyorsa protest hastalığını önümüze servis eden de onlardır.

Nana Simone üzerine

O sadece bir şarkıcı değildi. Çocukluğundan beri usta bir piyanist ve ses sanatçısı olan Simone, bir gün amerikada Afro-Amerikalılara karşı uygulanan ırkçı zulmüne daha fazla vicdanı dayanmaz ve evinin kilerinde eline geçirdikleriyle bir silah yapmaya koyulur. Birini öldürmek ister. Önüne çıkan ilk beyaz birini. İçindeki öfke öyle büyüktür ki, yaşanan adaletsizliğe ortak olan kim varsa öldürmek ister. Bir emekli polis memuru olan kocası            " Simone " der "Sen öldürmenin ne demek olduğunu bilmezsin. Senin hakim olduğun tek şey müziktir." Bir saat sonra evinden “ Mississippi Goddam “ (Kahrolasi Mississippi) parçasının notalarıyla ayrılır. O günden sonra sesini ırkçılığa karşı savaşmaya adar. Sesi silahı olmuştur artık.

Sessizlik üzerine

Sessizlik Adem olabilmenin yarısıdır! Diğer yarısı ifşa edilecekse eğer, sessizlik sayesinde mümkün olacağı muhakkaktır. Sessizlik yoksa, düşünce de yok demektir. Düşünebilmek için sessizliğe ihtiyacımız var. O yüzden zaman zaman ormanlarda  ufak bir gezinti yaptığınızda bambaşka duygular içine girersiniz. Kendinizle yüzleşmeye kapı araladığınızı, içinize çöken korkuyla anlarsınız. Sessizliğin korunduğu tek yerdir ormanlar. Düşünmenin vuslata erdiği yerdir. Düşünmeye  başlarız ve düşündükçe yüzümüzdeki ifadelerin yerini bir burukluk alır. Acımaya başlarız. Huzurumuz kaçar. Bir korku sarar bedenimizi. Tüm bunlar aslında fıtratımızın bir haykırışıdır. Kalabalık şehir hayatının bizden aldığı en kutsalımız olan bu sessizlikten mahrum bir şekilde yaşamımızı  sürdürürken, düşünce melekelerimizin de zamanla yok olduğunun farkında bile olmayız. Ormanlarda içimizi kaplayan o mahut duyguların bile ne anlama geldiğini bilmeyiz.

Kalabalık şehirleri bu yüzden hiç sevemedim.  sessizliğin katili kalabalıklar. Şiir kalabalıklarda gizler kendini. Korkar.  Sanat gürültüyü sevmez. Tiksinir. Kalem bir şeyler fısıldayacaksa insana, sükuneti şart koşar. En ufak bir gürültüde kapanır mahzenine.

Kalabalıklarda şiir aranmaz. Kalabalıkların şairi de olmaz. Olsa olsa palyaçosu olur. 

 

mehmet akif coşkun

venhar

Google+ WhatsApp