Ailede yangın var!

Ailede yangın var!


Ailede yangın var!

 

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları Lozan’da çizildi, ama milletin sınırlarını çizen başka bir anlaşma var: O da İngiltere ile Lozan öncesi imzaladığımız gizli bir anlaşmadır…

Arşiv yeni yeni tasnif edildiği için, bu anlaşmadan yakın bir geçmişte haberdar olduk. O da Çanakkale Savaşı kahramanlarından Binbaşı Ohrili Kemal Beysayesinde…

Kemal Bey, Atatürk’ün Harbiye’den sınıf arkadaşıdır aynı zamanda: Lisan bilen gözü pek bir subaydır. Çanakkale Savaşları sırasında İngilizlerle ateşkes imzalanacağı zaman Ohrili Kemal Bey gönderilir, her seferinde geçici bir anlaşma yapıp dönerdi.

Bu Ohrili’nin, 1946’da, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan “Milli Şef İsmetİnönü”ye Cenevre’den gönderdiği ilginç bir mektup var (Derin Tarih Dergisi, Ağustos 2018 sayısı). Soyadı kanunu çıktığında “Ohri” soyadını alan Kemal Bey, mektubunun yedi sayfa tutan ekinde, bu andlaşmanın, aşağı-yukarı şu anlama gelen dört maddesinden bahsediyor. 

Saltanat ve Hilafet kaldırılacak;

Cumhuriyet kurulup laiklik getirilecek;

Çocuklara İslâmî terbiye verilmeyecek (yani, aile ile oynanacak);

Din dersleri kaldırılacak.

En tehlikeli oyunlar aile yapımız üzerinde oynandı.

Önce “Pederşahi” (Ataerkil) denilen “Büyük aile” yapımızı param parça ettiler…

Yaşlıları aile dışına alıp, anne-baba ve tercihan iki çocuktan oluşan “çekirdek aile” yapısına çevirdiler…

Sonra anne-babalara “Çocuklarınızla arkadaş olun” telkinleri yapılmaya başlandı. Anne-baba otoritesi git gide kırıldı. Çocuklar git gide başıboş kaldı. 

Başıboş kalınca da “kapanın elinde” kalmaya başladı.

Kimisi terörist gruplara kapıldı, kimi uyuşturucu tacirlerinin kurbanı oldu, kimisi APO’ya gitti, kimisi FETO’ya gitti, bazıları da bilgisayar oyunlarına kapılıp intihara sürüklendi.

Anne-babaya hâlâ “siz karışmayın” diyorlardı: “Çocuk hakları”nı, “AB normları”nı hatırlatıyor, “çocuk özgürlüğü”ne vurgu yapıyorlardı.

Bunların içeriği kelimeler kadar masum değildi maalesef, bir milletin içeriden işgali için hesaplı, inceden inceye plânlanmış adımlar atılıyordu.

Bir yandan da “doğum kontrolü” uygulanıyor, Siyonist ortaklı büyük bir holdingin kurduğu vakıf aracılığıyla kadınlar doğurmamaya zorlanıyordu.

Sürekli endişe pompalanıyordu. “Rızkı Allah verir” hakikati unutturulmuş, “gelecek endişesi” İlâhî kuralların önüne geçmişti.

Bu endişe her türlü yayın aracıyla yaygınlaştırılıyordu. “Çocuklarıma nasıl bakacağım” tasası, “Her bebek rızkıyla beraber gelir” inancının yerini almıştı.

“Moda” akımlarla ailenin gideri çoğalıp aile geçinemez hale gelince, anneleri çalışmaya teşvik ettiler. “Paranız yetmiyorsa, sen de çalış!”

Dünyanın en muhterem, en mübarek işi olan “annelik” küçümsendikçe küçümsendi, “ev kadınlığı” sürekli itibarsızlaştırıldı.

Son zamanlarda aile konusunda öyle kanunla çıktı ki, akla ziyan: “Kadının ekonomik özgürlüğü” başlığı altında kadın aileden koparılıyor. 

İşler git gide sarpa sarıyor, aile yalım yalım yanmaya başlıyor. Böyle giderse ve Aile Bakanlığı bu konuları dikkate almamakta ısrar ederse, yakında geleneksel aile yapımızdan geriye hiçbir şey kalmayacak.

Ne demişti vaktiyle İsviçreli Profesör Gaston Jezz:“Dünyanın en sağlam aile ocağı Osmanlı’da doğdu ve bu ocak, hiçbir milletin tarihinde görülmemiş şekilde umumi hayatı inşa etti… Batılı bir aile hukuku profesörü olarak diyorum ki; Türk milletinin elinden aile nizamını alınız, geriye hiçbir şey kalmaz”… 

Ailemizde yangın var! Hataların telafisi için acilen yeni düzenlemeler yapılmalı. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp