Aile ve gençliği koruyamazsan devleti koruyamazsın

Aile ve gençliği koruyamazsan devleti koruyamazsın


Aile ve gençliği koruyamazsan devleti koruyamazsın 

 

 

“Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.” Einstein 

Van’da, geçtiğimiz hafta İl Emniyet Müdürlüğü’nün 116 okulda psikologlar eşliğinde verdiği “cinsel istismar ve sanal suç eğitimi” korkunç gerçeği ortaya çıkardı.

7 ay içinde çok sayıdaki çocuk, yakın çevresinin cinsel saldırılarına maruz kaldığını fark ederek rehber öğretmenleri aracılığıyla polise başvurdu.

Pedagoglar eşliğinde dinlenen çocuklarının anlattıklarının ardından istismarı yapan çok sayıda kişi gözaltına alındı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz hafta Beştepe’deki “Aile Şûrası” toplantısında aile kurumunun önemine dikkat çekerek; “Aile, millet varlığımızın temelidir, asli varlığıdır. Kişilik okul ve toplumdan önce ailede oluşturulur” dedi.

Erdoğan’ın sözlerinde dikkat çeken diğer açıklamalar şunlardı:

“Biz aileyi toplumun nüvesi, kilit taşı olarak gören bir medeniyetin mensuplarıyız. İnancımızda devletin 5 temel vazifelerinden biri de neslin korunmasıdır. Devlet ailenin huzur ve refahı için gerekli tedbirleri almak için mükelleftir. Değerler hiyerarşimizde de ailenin korunması en üst sıralarda yer alır. 

Güçlü bir ülke, güçlü bir millet olabilmenin öncelikli şartı güçlü bir aile yapısına sahip olmaktır. Aile, millet varlığımızın temelidir, asli varlığıdır. 

Aile mefhumu ortadan kalkmış bir toplum ayakta kalamaz. Aile kurumuna sahip çıkmak, milletin kendi geleceğine de sahip çıkması demektir.

Son 60 yılda hayatla, çevreyle ve toplumla kurduğumuz ilişkiyi kökten değiştiren iki kırılma yaşadık. Biri 1960’larda başlayan köyden şehre kitlesel göçlerdir.

İkinci kırılma ise teknoloji devrimiyle yaşandı. Dünyamızı köye dönüştüren bu yeni dönemin etkilerini her alanda görüyoruz.

Hayatımızın tüm safhalarında bu yeni dönemi takip ediyoruz. Bu teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken, milli bünyemizde çözülmelere yol açıyor. Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla aile değerlerimizde çok ciddi erozyonlar oluşuyor.

Mahrem alan gün geçtikçe anlamını kaybediyor. Geniş aileyi nasıl ortadan kaldırmışsa, bu yeni dönem çekirdek aileyi yıkıyor. Aile kurumu tüm dünyada güç kaybetmiştir. Batılı ülkelerde anne babanın yerini tek ebeveyn ya da tek kişi alıyor.

Çağın hastalıklarına karşı elimizdeki en büyük imkan, tüm saldırılara rağmen aile kurumudur. Ailede çözülme olursa millet olarak varlığımızın tehlikeye girmesi kaçınılmazdır. Devleti korumak da ancak aileyi korumakla mümkündür.

Son 17 yıldır aile kurumunu güçlendirecek politikalara önem veriyoruz. Türkiye tarihi, en kapsamlı sosyal devlet uygulamalarıyla bizim dönemimizde tanışmıştır. İhtiyaç sahibi vatandaşlarımıza 290 milyar tutarında sosyal yardım yaptık. Halen 2 milyon vatandaşımızın düzenli yardım aldığı sosyal yardım projemizi ortaya koyduk.”

Erdoğan’ın tespitlerine katılmamak elde değil. Türkiye nüfusunun yüzde 75’i 35 yaşın altındadır. Gerçekte genç, dinamik bir nüfusumuz var.

Fakat Türkiye’nin geleneksel muhafazakar değerleri adeta alarm veriyor. Ürkütücü bir çözülmenin eşiğinde olduğumuzu görmemiz gerekiyor. 

Devletin resmî ve sivil kurumlar üzerinden yürüttüğü sosyal, kültürel, hibe projeleri yardımlarının başarı oranlarının iyi irdelenmesi gerekiyor.

Orta ve uzun vadede insanımızın manevi ve maddi dünyasına dokunabilecek kültürel yardım projelerine ihtiyacımız var.

Türkiye’de 100 binin üzerinde STK’nın var olmasına rağmen gençliğin yüzde 94’ünün STK’larla ciddi bir bağının olmaması çok iyi analiz edilmelidir.

Son 17 yılda muhafazakâr camiamızda gençlik STK’larında ciddi bir patlama yaşanmasına rağmen bu kurumlarımızın gençliğin tabanında ciddi bir karşılığının olmadığını görmemiz gerekiyor.

Küresel teknoloji çağının rüzgârına hazırlıksız yakalanan Türkiye yeni bir kent (gençliği) sosyolojisi ile karşı karşıyadır.

Muhafazakâr, dindar ve modern seküler sosyoloji de bu yeni olgu karşısında savrulan değerleriyle yorgun ve çaresizlik içerisindedir.

TÜİK verilerine baktığımızda yaşları 15-29 yaş olan 18 milyon gencimizin yaklaşık 5.2 milyonu ne eğitim görüyor ne de çalışıyor.

Türkiye’de çocukların yüzde 38’i yani 7.5 milyonu şiddetli maddi yoksunluk içinde yaşıyor.

Bu çocukların yüzde 40’ının evinde beslenme sorunu, yüzde 28’inin evinde ısınma sorunu var.

Çocukların yüzde 70’i tatile gidemiyor ve hemen hemen tümü evinde televizyon ve bilgisayara mahkûm yaşıyorlar.

Aile ve gençliğin korunması devletin geleceğinin korunmasıdır. 

Gençliğin korunacağı, eğitileceği iki kutsal kurumumuzun yeniden ele alınması gerekiyor. 

Aile ve okul… Anne ve öğretmenin yaşam standartları ve kalitesinin güçlendirilmesi en önemli sorunumuzdur. Bu iki kurumun güçlendirilmesi ile ilgili yapılan resmî ve sivil yardım politikalarımızın aksayan ve yanlış giden taraflarını yeniden gözden geçirmenizde yarar var.

Yapılan araştırmalar, Türkiye’de gençliğin en önemli üç probleminin, ekonomi, eğitim ve madde bağımlılığı olduğunu söylüyor. 

Devlet, aile ve okul arasındaki sosyo-kültürel güven sorunu çözülmedikçe toplumsal birliğin sağlanması çok zor görülüyor. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp