Aile içi meseleler

Aile içi meseleler


Ürdün’ün kurucu kralı Birinci Abdullah, İsrail’le girdiği derin angajmanın meydana getirdiği öfke sonucunda, 20 Temmuz 1951 günü Mescid-i Aksâ’da bir Filistinli tarafından vurularak öldürüldüğünde, yanında bulunanlardan biri henüz 16 yaşındaki torunu Hüseyin’di. Dedesini hedef alan kurşunlardan biri Hüseyin’e de isabet etmiş, ancak göğsüne taktığı madalya -tıpkı filmlerdeki gibi- kurşunun sekmesine ve hayatının kurtulmasına neden olmuştu. Hüseyin, 1952 yazında, şizofreni tanısı sebebiyle tahtta ancak bir yıl kalabilen babası Talâl’ın yerini alarak, Ürdün’ün üçüncü kralı oldu.

Kral Hüseyin, ilk evliliğini, 1955 yılında akrabalarından Prenses Şerîfe Dîna ile yaptı. İki yıl sonra boşanmayla sonuçlanan bu evlilikten Prenses Âliye dünyaya geldi. Kral, 1961’deki ikinci evliliği için bir İngiliz hokey oyuncusunu seçti: Antoinette Avril Gardiner. Müslüman olarak “Prenses Mûna” adını alan Antoinette, 10 yıl evli kaldığı Kral’a dört çocuk doğurdu: Prens Abdullah, Prens Faysal, Prenses Âişe ve Prenses Zeyn. Kral Hüseyin, 1972’de üçüncü kez evlenerek, Ürdün bürokrasisinin üst düzey isimlerinden Bahâuddin Tûkân’ın kızı Alyâ ile dünya evine girdi. Prenses Hayâ ve Prens Ali’nin dünyaya geldiği bu evlilik, 1977’de Kraliçe Alyâ’nın bir helikopter kazasında ölümüyle trajik biçimde sona erdi. Kral, çok sevdiği eşinin adını, başkent Amman’daki uluslararası havaalanına verdi. Kral, 1978’de dördüncü ve sonuncu defa, Suriye’nin Halep şehrinden önce Lübnan’a, ardından da ABD’ye göç eden Hıristiyan bir ailenin kızıyla, Lisa Necîb Halebî ile evlendi. Müslüman olarak “Nûr” adını alan Lisa, 1999’daki ölümüne kadar Kral Hüseyin’in sürekli yanı başında olacaktı. Kraliçe Nûr, sırasıyla Prens Hamza, Prens Hâşim, Prenses İmân ve Prenses Râye’yi dünyaya getirdi.

İsrail’le komşu ve nüfusunun çoğunluğu Filistinlilerden oluşan bir ülkenin lideri olarak sürekli diken üstünde yaşayan Kral Hüseyin, 47 yıla yaklaşan uzun iktidarı sırasında sayısız suikast girişimine maruz kalmıştı. Ecelin her an kapıyı çalma ihtimaline karşı, 1965’te kardeşi Hasan’ı “veliaht prens” ilân eden Kral, 7 Şubat 1999’daki ölümünden iki hafta önce, ani bir karar değişikliğiyle İngiliz eşi Mûna’dan doğan oğlu Abdullah’ı veliahtlığa getirdi. Son altı ayını kanser tedavisi için ABD’de geçiren Kral Hüseyin’in bu tercihi kamuoyunu şaşırtsa da, Ürdün devlet yönetimi için sürpriz değildi. Zira ordu komuta kademesinin Prens Abdullah’tan yana tavır aldığı, istihbaratın da Prens Hasan’a karşı olduğu biliniyordu. Ürdün tahtının Abdullah’a emanet edilmesinde, annesinin İngiliz kökeninin yanı sıra, Prens Hasan’ın eşi Servet İkrâmullah’ın soyağacı da etkili olmuştu. Hint Alt Kıtası’nın önemli ailelerinden birine mensup olan Prenses Servet’in “Ürdün Kraliçesi” unvanını alma ihtimali, ülkenin siyasî istikrarı ve Ortadoğu dengeleri içindeki konumu bağlamında “tehlikeli” bulunmuştu. Abdullah, bu açıdan da amcasına karşı avantajlıydı: 1993’te evlendiği eşi Rânyâ Yâsîn, Batı Şeria’nın Tulkarim şehrinden Filistinli bir anne-babanın kızıydı.

“Magazin bilgisi” babındaki tüm bu ayrıntıları vermemin bir sebebi var:

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile İsrail arasında “normalleşme” anlaşmasına varıldıktan hemen sonra, Ürdün kraliyet ailesinden çok önemli bir isim -Prens Ali-, sosyal medya hesabında, anlaşmayı “ihanet” olarak tanımlayan bir paylaşım yapmıştı. Prens, ülke içinden ve dışından gelen şiddetli tepkiler sonucu paylaşımını silmek zorunda kalmasına rağmen, sonrasında -kendi oğulları taht şansını kaçıran- Kraliçe Nûr devreye girmiş, “Prens Ali’ye yoğun destek” başlıklı bir başka haberi dolaşıma sokmuştu. Nûr, 2018’de Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesinden sonra, Suudi Arabistan’a karşı aldığı net ve sert tavırla da gündeme gelen bir isimdi. Ürdün Krallığı bu konuda sükut ettiği için, sâbık Kraliçe’nin çıkışı oldukça önemliydi. Prens Ali’nin BAE’ye İsrail üzerinden gösterdiği tepkinin arkasında şahsî ve duygusal bir gerekçe mevcuttu: Ablası Prenses Hayâ, geçtiğimiz yıla kadar Dubai Emiri Şeyh Muhammed bin Râşid’le evliydi. Kocasının kendisine ve çocuklarına uyguladığı korkunç baskılar ve işkenceler nedeniyle İngiltere’ye sığınan Prenses’in serüveni, uluslararası basını da uzun süre meşgul etmişti. BAE’ye tepki gösterme noktasında Prens Ali-Kraliçe Nûr yardımlaşmasının, Ürdün kraliyet ailesi içindeki dengelerle çok yakından alakası vardı kısacası.

Tarihin her döneminde olduğu gibi, bugün de “aile içi meseleler” siyaset dünyasına direkt biçimde yansıyor. Bu yüzden, Ortadoğu’yu daha derinden kavramak için, “magazin bilgisi” çok önemli.

Google+ WhatsApp