Ahlak mı dedin?

Ahlak mı dedin?


Davutoğlu“sertleşme” kararı almış... Parti içinden sızan bilgilere göre, şunu söyleyip duruyormuş: “Eskiden olduğu gibi, ‘Erdoğan iyi, çevresi kötü’ demek yok. Bütün kötülüklerin başı Erdoğan’dır. Bunu da çekinmeden her platformda söyleyebilirsiniz...”

Önce Selim Temurci adlı biri sahne aldı:

Sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “ahlaksız” dedi.

Sonra da bildiğiniz gibi, Davutoğlu...

Davutoğlu’nun Temurci’den farkı şu:

Freni yok...

Daha doğrusu, Temurci, Erdoğan’ı ve AK Parti’yi yargılarken sınır çiziyor: Kendilerinin AK Parti’de görev yaptıkları dönemi dışarıda tutuyor.

Davutoğlu’nun böyle bir kaygısı yok... “Ben bir zamanlar bu partide Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık yaptım” demiyor, bütün dönemlere sallayıp duruyor.

Bunlar öyle masum sallamalar değil: Adeta CHP’yle yarışıyor. Kemal Kılıçdaroğlu ne söylese, bir üstünü arayıp buluyor.

Davutoğlu’nun Temurci’den bir farkı daha var:

Stratejik bir adam...

15 Temmuz gecesi (belki de stratejik derinlik gereği) hiç ortalıkta görünmedi.

Sonradan istihbar ettik ki (kendi bakanlarından biri de itiraf etti) o geceyi “son derece güvenli bir evde” geçirmiş... Güvenli ortamı bulunca da, bir-iki tweet atmış...

Selim Temurci öyle yapmadı.

Darbecilere karşı kora kor mücadele etti ve kendisine emanet edilmiş mekânı korudu.

Evet, ikisi de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “ahlaksız” diyor ama aralarındaki farkı bilmeniz gerekiyor.

Gelelim “Bütün kötülüklerin başı Erdoğan’dır. Bunu da çekinmeden her platformda söyleyebilirsiniz...” diyen Davutoğlu’na...

Kötülükte Kılıçdaroğlu’yla yarışıyor anlıyoruz da, “yalan”da da yarışıyormuş...

Bir de “ses tonu...”

Eskiden Erdoğan’ı taklit ederdi, gırtlaktan konuşmaya çalışırdı.

Şimdi tonunu düşürmüş...

Gelgelelim, “malzeme” aynı...

Kılıçdaroğlu, “Baro başkanlarını Meclis’e almadılar. Böyle demokrasi olur mu?” diyor.

Ertesi günü aynı sözler Davutoğlu’nun ağzında... Erdoğan savunmayı ortadan kaldırmaya çalışıyormuş... Bu nasıl demokrasiymiş...

Hemen hatırlatalım:

Davutoğlu’nun sözleri daha sert.

Oysa gerçek başka...

Baro başkanları davete icabet etmediler. Pekâlâ Meclis’e girip, ilgili komisyona taleplerini aktarabilirlerdi.

Bunun yerine, Meclis önünde nümayiş yapmayı tercih ettiler.

Çünkü Kılıçdaroğlu’na (ve elbette Davutoğlu’na) gereken kaos...

Oysa Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nu dinleselerdi, bu utanç verici yalana tamah etmeyeceklerdi.

Feyzioğlu kaç kez açıklama yaptı, özetle, “Bırakın kaos ve kargaşa çıkarmayı, girin Meclis’e derdinizi anlatın” dedi ama baro başkanları bildiklerini okumaya devam ettiler.

Davutoğlu da (önderi Kemal Kılıçdaoğlu’yla birlikte) aynını yapıyor, “yalan” üzerinden siyasi sonuç elde etmeye çalışıyor.

Hangisi daha ahlakî?

Google+ WhatsApp