Ahed (Ahd) Temimi meselesine nasıl bakmalı?

Ahed (Ahd) Temimi meselesine nasıl bakmalı?

Bahsedeceğimiz kadın kahramanlardan ilki Bosnalılar tarafından “Srebrenitsa annesi” olarak anılan Hatice Mehmedoviç’in hikayesidir. Destansı bir hikayesi var. Adeta sabırla donatılmış bir kadın. Sırpların Batılılarla muvazaa halinde gerçekleştirdikleri Srebrenitsa katliamına iki oğlunu ve eşini

Ahed (Ahd) Temimi meselesine nasıl bakmalı?

 

Kadın kahramanların birinci özelliği, adale gücüne değil sabır ve tahammül gücüne haiz olmalarıdır. Sabır azığını kuşanmış olarak davalarında yılmadan sebat etmeleridir. Bahsedeceğimiz kadın kahramanlardan ilki Bosnalılar tarafından “Srebrenitsa annesi” olarak anılan Hatice Mehmedoviç’in hikayesidir. Destansı bir hikayesi var. Adeta sabırla donatılmış bir kadın. Sırpların Batılılarla muvazaa halinde gerçekleştirdikleri Srebrenitsa katliamına iki oğlunu ve eşini kurban vermiş yiğit bir anne. Bütün mücadelesini önce eşi ve çocuklarının naaşını bulmaya ardından onlara ziyaret edeceği bir mezar yapmaya ve mezarının bilinmesine adamış. Hayatının geri kalan kısmını da canilerden hesap sormaya vakfetmiş. Katliamda muvazaa olduğu gibi muhakemat faslı da muvazaadan hali değildir. Adalet hep gecikmiş ve parçalı olarak tecelli etmiştir.

Başkent Saraybosna’da tedavi gördüğü klinikte kansere yenik düşen ve 66 yaşında hayata gözlerini yuman Mehmedovic, ülke tarihinde adalet arayışının sembolü olarak yer etmiştir. Gelecek nesillere sabır ve tevekkül mirası bırakmıştır. Srebrenitsa Anneleri Derneğini kuran ve başkanlık görevini yürüten Mehmedovic’ten geriye, kadınlara kahramanca bir mücadele destanı ve mirası kalmıştır. Soykırımda 44 yaşındaki eşi Abdulah, oğulları 21 yaşındaki Azmir ile 18 yaşındaki Almir’in yanı sıra çok sayıda akrabasını kaybeden Mehmedovic, savaştan sonra 2002’de yüreğindeki acıya rağmen Srebrenitsa’ya geri dönerek adalet mücadelesini yerinde devam ettirmiştir. Mehmedovic, 8 binden fazla Boşnak sivilin öldürüldüğü soykırımdan sonra eşi ve oğullarını ancak 2010’da Potoçari Anıt Mezarlığı’na defnedebildi. Mehmedovic’in 2010’da Potoçari Anıt Mezarlığı’nda sevdiklerinin tabutlarının başında çekilen fotoğrafı Avrupa’nın göbeğindeki soykırımın da anıtı oldu. Kendisi de uzun bir mücadele sonunda sevdiklerine kavuştu.

Kadın kahramanlardan ikincisi de Suriyeli sinema sanatçısı Mai Skaf. Öldüğü sırada yurdundan uzaklarda sürgün başkentlerinden olan Paris’te tek başına yaşamakta idi. Ömrünün baharında gencecik sayılabilecek bir yaşta gurbet ellerde yadı maziye kavuştu. Ömrünün son çeyreğinde Esat hanedanlığıyla mücadelesiyle öne çıktı. Arap Baharıyla birlikte sokağa fırlayanlar arasında oldu. Tutuklandı ve salıverildi. Sonra Abdurrahman Kevakibi ve emsali gibi özgürlüğü teneffüs edemediği toprakları terk ederek gurbete sığındı. Bu (Esat) hanedanlık ki tarihin gelmiş geçmiş en karanlık hanedanlıklarından birisini temsil ediyor. Hep kanla beslenmiştir. Dünya düzenini yararlılıkta bu rejim kadar işlevsel olana rastlanmamıştır. Buna rağmen ‘mukavemet’ rejimi olarak da anılmaktadır. Korkunç bir rejim olduğu kadar korku rejimidir de. Vazgeçilmezliği hizmetlerinde saklıdır. Hama katliamları sırasında nasıl SSCB ile Batı kendisine kol kanat germiş ise 2011 sonrası Suriye topyekün ayağa kalktığı ve ülkenin yarısı boşaldığı halde yine Rusya ile Batı ayakta kalması için siper olmuştur. O ise Suriye halkının toptan ayağa kalktığını gizleyebilmek ve örtebilmek için ayaklanmanın üzerine İhvan şalı örtmek istemiştir. Paris’te dünya hayatına veda eden Mai Skaf devrimin ikonlarından birisi olarak kabul ediliyor. Bizde Levent Kırca’yı andıran Dureyd Lahham gibi sanatçı ve komedyenlerin açıkça Esat’ın safına geçtikleri bir sırada Mai Skaf farkını, insanlığını ortaya koymuş ve adalet ve hürriyetten yana olmuştur. Genç yaşında ve kaldığı dairede yalnız başına ölmesinden dolayı ölümü şüpheli bulunmuş bu nedenle de naaşına otopsi yapılmışsa da bir şüphe izine rastlanmamıştır. Ölümünde Esat rejiminin doğrudan fiili bir müdahalesi bulunamasa da sonuç itibarıyla olayların ve mezalimin ağırlığı altında can vermiştir. Olayların manevi yükünün genç sanatçıyı kahrından öldürdüğünü farz edebiliriz. Hassas yüreği olayların kasvetine dayanamamıştır .

Üçüncü kahramanımız ise Filistin’den. Bereketli kahramanlık diyarı olan Filistin’in bayan veya kız kahramanlarından birisi de Ahd Temimi’dir. İsmi bizde yanlış yazıldığı gibi ismi etrafında da bir sürü spekülasyon yapılıyor. İsmi genel olarak bizde Ahed yani ‘tek’ ifadesinin karşılığı olarak yazılıyor. Halbuki, doğrusu Ahd’dır. And içmek veya ahdu peyman getirmek ifadesinde kullanıldığı gibidir. Arafat’ın miras olarak geride bıraktığı ve kendisiyle birlikte anılan bir ifadesi vardı: ‘Hatta’n nasr, hatta’n nasr’ yani zafere kadar yılmak yok, mücadeleye devam! Zaferden önce esnemek yok dese de kendisi de süreçte biraz esnemiştir.

Batı Şeria’nın Ramallah kentine bağlı Nebi Salih beldesinde bulunan evinin avlusuna zorla giren bir İsrail askerine tokat attığı için Ahd’, İsrail askerlerine “saldırı” ile suçlandığı yargılanması sonucu 8 aya mahkum edilmişti. Annesi de benzeri cezaya çarptırılmış ve aynı günlerde serbest bırakılmıştır. İç İstihbarat Teşkilatı Şabak’ın karşı tavsiyelerine rağmen ceza süresi bitiminde Ahd serbest bırakılmıştır. “Filistinli cesur kız” olarak da bilinen Ahd, 2012’de ağabeyi gözaltına alındığında İsrail askerlerine karşı gösterdiği tavır nedeniyle İstanbul’da “Hanzala Cesaret Ödülü”ne layık görülmüştü. Son sıralarda Türkiye de ve Arap aleminde Ahd Temimi etrafında bir tartışma sağanağı başlatıldı Muhyiddin Lazkani ve Ahmet Hevas gibi Arap erbab-ı kalem de İsrail’in Ahd Temimi’nin üzerinden güzel bir PR çalışması yürüttüğünü ve bu sayede öteki tarz mücadele biçimlerine gölge düşürdüğünü ve öteki kahramanları küllendiğini ileri sürüyorlar. Muhyiddin Lazkani ise Ahd Temimi meselesinin Esat rejiminin cezaevlerinde kayıp 8 bin civarında tutuklunun öldüğüne dair ifşaatına denk getirildiğini ve Ahd Temimi ve annesinin serbest bırakılmasının bu meseleyi küllendirdiğini ve gölgede bıraktığını ileri sürüyor. Meseleyi sanki ikisi arasında bir bağlantı veya muvazaa varmış gibi sunuyor. Kimileri Ahd Temimi’nin Mavi Marmara sakinlerinden ve Bi’ri Seb’a’da hücre komşumuz olan Filistinli Katolik rahip Hilarion Capucci gibi öne çıkarıldığını düşünüyor. Kimileri daha ileriye giderek Ahd Temimi’nin babasının (Bassem Temimi) Şebbiha (biz de trol anlamında) mensubu olduğunu ve kurulu Arap rejimlerine destek çıktığını ileri sürüyor. Kimileri, vaktiyle İsrail hücrelerinde kalan ve lakabı ‘ esirlerin duayeni’ ne çıkan Semir Kantar’ın da çıka çıka Esat yanlısı bir Şebbiha üyesi çıktığını hatırlatıyorlar. Doğrudan söylemeye dilleri varmasa da Ahd Temimi’nin hem İsrail hem de kurulu Arap rejimlerinin işine yaradığını söylemek istiyorlar. Zalim karşısında ayrımcı veya seçici davranan zulüm şıklarından birisine alet olmuş, arka çıkmış olur. Bu açıdan Semir Kantar hakkında söylenen yorumlar doğrudur. Türkiye’de de bir zamanlar Faik Bulut gibi isimler Semir Kantar gibi İsrail cezaevlerinde kalmışlardı.

Ben de bu değerlendirmeler karşısında irkildim, şaşkına döndüm ve tereddüde kapıldım. Kıyaslama ve söylenenlere meyleder gibi oldum. Bununla birlikte her şeyden önce Temimi ailesi, aile boyu direnişçi . Sonra velev doğru olsa bile babasının vasfıyla kızı suçlamak doğru olur mu? Bu, suçun şahsiliği kuralını zedeler. Erkek kardeşi hala ceza evinde yatıyor. Ahd’in salıverilmesi ile Suriye’de 8 bin tutuklunun öldürüldüğüne dair açıklamanın vaktinin denk düşmesi senkroniden başka bir şey olmasa gerek. Öncelikli olarak şunu söylememiz gerekir: Filistin direnişi kimsenin tekelinde değil. Şahıs ve zümreleri aşan bir davadır. Bu hususta kimsenin kimseyi dışlamaya hakkı yoktur. İkinci olarak, bazen acül davranıyoruz. Karalama şehvetine kapılıyoruz. Asıl İsrail’in işine yarayan husus, temelsiz karşılıklı karalama çabalarıdır. Ahd Temimi on yıldan beri mücadele eden birisi. Bu vesile ile birlikte Filistin asıllı yazar Azzam Temimi ve Muhammed Muhtar Şankiti’nin dediği gibi mesele dana altında buzağı aramaktır. Ateş olmayan yerden duman çıkarmaktır.

İsrail askerine bir tokat atarak İsrail’i manevi cepheden yaralamış, hezimete uğratmıştır. Elbette Filistin’in tek erkek veya kız kahramanı o değildir. Dareen Tatour gibi niceleri sırasını bekliyor. Kahramanlar saygıyı hak ediyor. Ahd ismi gibi ahdinde devam ediyor. ‘İşgal bitene kadar direnişe devam’ diyor. Ahd, ahdinden geri dönmüyor: ‘İsrail ya sökülecek ya sökülecek’ diyor.

Filistin davasının geniş ölçekte sadece Ahd Temimi değil aynı zamanda ister Rachel Corrie gibi ehli vicdan Yahudi isterse Hilarion Capucci ister ehli vicdan Hristiyan olsun herkese ihtiyacı var. Tarzımızın dışındaki mücadele yöntemlerini kabul etmiyoruz ama ancak yüreğimizin genişliği kadar davamızda başarılı olabiliriz. Yoksa gölgemizle kavgaya devam eder ve bulunduğumuz hale müstahak oluruz.

 

 

 

Mustafa Özcan/Fikriyat

Google+ WhatsApp