Ağır Hüzün

Ağır Hüzün


Hayatın zorluklarının karmaşasında sağlıklı düşünebilme neredeyse imkânsız. Duyguların hayata egemen olduğu, ortamı büyük bir sis bulutu hâlinde kapladığı bir dönem.

 

İnsan ölümleri, gençlerin umutsuzlukları, duyguların, hamasetin hayata bütünüyle ağırlığını koyması, hemen her açıdan bir belirsizlik oluşturuyor.

 

Savaşın Türkiye ve bölge üzerindeki çeşitliliği, neyin ne olduğu veya ne olacağının fluluğu tam anlamıyla bir çıkmaz.

 

Ocaklar sönüyor, gencecik insanlar, şehitler, gençler ve diğerleri toprağı boyluyor. On yıllardır süregelen dramatik bir durum. Kadınlar, çocuklar, sokak insanları vb. Bir de Müslüman coğrafyanın karabasanına dönüşen göçler.

 

Emperyalizm oyununu ustaca oynuyor. Olan ise Müslümanlara oluyor. Kuzey Afrika bölgesi, Libya, Mısır, Suriye, Irak, İran ve tabiî Türkiye.

 

Suriye’de ölenler kimler? Ruslar mı, Amerikan askerleri mi, AB üyesi ülkelerin insanı mı, kim? Suriye’nin parsellenmesi kimin işine yarıyor? Karşılıklı ölen insanlar hangi kültürün insanları?

 

Ağır hüzün hayatın kendisi. Özel hayatların da benzer durumda olduğu inkâr edilebilinir mi? Hemen her şey birbiriyle bağlantılı değil mi? Bozulan aile düzenleri, savrulan çocuklar, gençlik ve yeni karmaşık hayat.

 

İnsanların sadece duygu ile ayakta kalabilmesi ne kadar da zor. Geçici bir süre için insanları bir yerde tutmak olası. Hızlı değişen hayat dengeleri beklenmedik kadar erken olabilir.

 

Mağdur ve mazlum göçmenlerin politik hesaplaşmaların aleti edilmesi kadar can sıkıcı ne olabilir. Bu kış mevsiminde çoluk çocuk, kadın ve yaşlıların yollara dökülmesi, Batı’nın kapılarına sürüklenmesi kime ne kazandırır? Sadece kilisenin kapılarında dilenen ve sığınan insanların dramı. Sonsuz kederi ve acısı. İnsanın kendisinden ve değerlerinden uzaklaşışı ve kendini feda edişi. Bunlar nasıl tanımlanabilir. Nasıl izah edilebilir?

 

Göçmenlere tahammül edemeyenler var şu ülkede. Batılılar ise asla tahammül edemiyorlar on yıllardır. Bu, yeni bir anlayış değil ki.

 

İnsanlar neden lükslerinden biraz olsun fedakârlıkta bulunmazlar. Neden tüketimlerini az da olsa kısıtlamazlar? Lokmalarını bölüşebilmeleri çok mu zor? Büyük dramlar yaşanınca mı ağıtlar yakılası oluyor. İlle de Aylan’lar ölecek de ondan sonra mı çığlıklar koparılacak, feryat edilecek? Edilse bile ne yararı olacak ölen Aylan’lara? Adı Aylan olup olmaması o kadar önemli değil. Her yanımızda benzer dramlar yaşanıyor. Sokak çocukları, dağ çocukları, zorlananlar, hemen herkes.

 

En sıkıntılı zamanlardaki siyasal çekişmelerin tatsızlığı ne kadar da ağır bir durum. Birbirlerini basamak olarak kullanmanın zamanı mı? Bu topraklarda bu düzlemde tartışılamaz mı, düzeyli olarak. Karşılıklı tahammül ile doğruda buluşulamaz mı?

 

Hep alt katmanların insanları mı bu ve benzeri hayatları yaşayacak? Varlıklı ailelerin ya da kendilerini kurtarabilenlerin çocukları veya kendileri cephe gerisinde. Eşitliği olmayan bir hayat anlayışı. Kimileri çok eşit kimileri hiç değil.

 

Seven insanların dram ve açmazları. Çatışmaları, gerilimleri ve kendilerini feda edişleri. Benzer ritüeller yıllardır süregeliyor. Değişen bir şey yok.

 

Gerilimler kimilerinin işine geliyor bir araç hâlinde bilinci hayata geçiriliyor.

 

Sağlıklı düşünler olmayınca değerlendirmelerde yerli yerine oturmuyor. Kimse kimsenin gözlerinin içine bile bakmıyor, bakamıyor, kendini kaçırıyor. Bununla kendinden kaçtığının farkında bile olamıyor.

 

Hüzün ağır hüzün ve çok katmanlı. İç içe geçen dairelerle içinden çıkılamayan durumlar.

 

Mümin müminin kardeşidir de hangileri mümin, hangileri değil, kim kardeş kim düşman asıl belirsizlikler bunlar, insan değeri yitirildi ve insan asla önemsenmiyor. İnsanlık ölüyor!..

Google+ WhatsApp