Afrin, İdlib, Şam, Deyrezzor...

Afrin, İdlib, Şam, Deyrezzor...


Afrin, İdlib, Şam, Deyrezzor...

 

 

3 Şubat’ta İdlib’de düşürülen Rus Sukhoi-25 tipi savaş uçağının MANPADs kullanılarak (Elle taşınabilir hava savunma sistemi-yani düşük ve alçak seyirli uçaklara, helikopterlere omuzdan atılan füzelere verilen isim) düşürüldüğü iddia edilmişti.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Rejim güçlerinin İdlib’de ilerleyişini sürdürdüğü sırada Rusların yoğunlaşan hava saldırıları sırasında düşürülen bu uçak, elbette ki muhalifler arasında sevince neden olmuştu. Ancak uçağın kim tarafından, nasıl düşürüldüğü sorusu oldukça önemliydi. Rus yetkililer, uçağın MANPAD sistemi kullanılarak ısı algılayan bir füzeyle düşürüldüğü kanısını taşımakla beraber bu sistemin eski tip Rus yapımı bir Strela mı, ya da yeni tip bir Igla mı veya Amerikan yapımı bir Stinger mi olup olmadığını anlayabilmek için uçağın enkazının incelenmesi gerektiğini söylüyor. Uçağın düştüğü alan, muhaliflerin kontrolündeki bölge olduğu için bu şu anda mümkün gözükmüyor. Düşen uçağın ölen pilotunun da, Ruslar bölgeye giremediği için, Türkiye’nin araya girmesiyle Moskova’ya ulaştırıldığı yazılmıştı.

Ancak Arapça yayın yapan ve Suriye içerisinden verdiği özel haberlerine aşina olduğumuz Al Hurra medya grubu geçen hafta Rus uçağının Stinger kullanılarak düşürüldüğünü iddia etti. Esad rejimine karşı mücadele eden muhaliflere geçtiğimiz yıllarda MANPADs verilmesi tartışması geçtiğimiz yıllarda, ABD ve Türkiye’nin henüz arasının bu kadar açılmadığı süreçte bir çok kereler gündeme gelmiş, Amerikalılar bu silahların kimlerin eline geçeceğini bilmedikleri endişesi ve sair sebeplerle bu sistemi de vermeyi reddetmişlerdi.

Rus jetinin düşürülmesini yeni adıyla Heyet Tahrir el Şam olarak bilinen Nusra grubu üstlendi, ancak sahadaki kaynaklar savaş uçağını düşürenin Nusra değil, bugünlerde Sukur İdlib (Suqour el İdlib) adıyla bilinen başka bir grup olduğunu öne sürüyor. Suriye’de Fırat’ın doğusundaki hava sahasını ABD’nin, batısındaki hava sahasını ise Rusya’nın kontrol ettiğini biliyoruz. Ancak yerde işler biraz daha farklı... Uzun zamandır devam ettiği üzere, Fırat’ın doğusunda Pentagon aktifken batısında hala CIA faal durumda. Sukur İdlib grubunun da Özgür Suriye Ordusu’nda bağlı olduğunu söyleyen ancak ABD tarafından desteklenen bir fraksiyon olduğu biliniyor.

ABD’nin rejime karşı sert söylemini bir kez daha yükseltip, kimyasal silahlardan, artan vahşetten tekrar tekrar bahsedip fiiliyatta yine hiçbir şey yapmadığı Şubat ayının ilk haftasına denk gelen bu olayın arkasında gerçekte ne vardı? Eğer muhaliflere verilen MANPADs Amerikan yapımıysa bunca yaşanandan sonra ABD’nin rejime karşı muhalifleri desteklemek ve kendilerini savunmaları için bu silahları verdiğini söylemek için çok saf olmamız gerekir. Rus savaş uçağının düşürülmesinden hemen sonra Pentagon’a ve ABD Dışişleri’ne yakın bazı kişilerin, hızlıca “Rusya Afrin hava sahasını uçuşa kapattı,” şeklindeki yorumları İdlib’de olanların sadece İdlib’le alakalı olmadığını düşündürdü elbette hepimize. Aynı şekilde NYTimes gibi bazı gazeteler de operasyonel maharetlerini ortaya koyup, “Nusra’nın İdlib’deki Rus savaş uçağını düşürdüğünü Afrin’de TSK ile de Nusra’nın yan yana savaştığı gibi absürt bir yalanla süsleyip Rusya’ya “Kiminle ittifak ettiğinin farkında mısın?” tadında sorular yöneltmeye kalktı.

Hatırlayalım, Afrin harekatı öncesinde de Rusya’nın Lazkiye’deki hava üslerine İHA’larla bombalı saldırı düzenlenmiş, bu saldırıların ardından bazı çevreler saldırının arkasında Türkiye’nin olduğunu ima etmeye çalışmış, Rusya Devlet Başkanı Putin ise, “Saldırının arkasında Türkiye yok. Kimlerin yaptığını biliyoruz,” demişti.

Kim bilir kaçıncı kez, Suriye nedeniyle Rusya Türkiye’ye karşı kışkırtılmaya çalışıldı, bunu tam olarak bilmiyoruz. Bu iki olayın dışında 2016’da Rus büyükelçi Andrey Karlov suikastı ve 2015’te Rus Sukhoi-24 savaş uçağının Türkiye tarafından düşürülmesi gibi olaylar iki ülke ilişkilerini ağır şekilde tehdit eden konulardı. Ancak sadece Türkiye değil, anlaşıldığı üzere artık Rusya da bu entrikalara karşı şerbetlendi ki, bu kez işler komplocuların istediği gibi yürümedi. Rusya Türkiye’ye karşı kışkırtılamadı ve Afrin harekatı sekteye uğratılamadı. Fakat yine de İdlib’de rejim, İran, Nusra ve bu yılın başından beri yükselen agresyon kadar, özellikle de Astana çerçevesinde TSK’nın intikal süreci devam etmekteyken gizli eller üzerinden kurgulanabilecek oyunlara karşı da uyanık ve dikkatli olmak gerek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son birkaç seferdir, “Afrin’den sonra sıra İdlib’de” mesajını vermesi bu nedenle boşuna değil.

Rus jetinin düşürülmesinin yankıları sürerken gözlerimiz bir hafta sonra düşen bir başka savaş uçağıyla, İsrail F-16’sıyla beraber Şam yönüne çevrildi. İsrail Suriye’nin güneyini ve bölgedeki İran/Hizbullah pozisyonlarını bir kez daha vurmuştu ve bu alışılageldik bir şeydi, her ne kadar bu seferki saldırı geçmiştekilere oranla çok yoğun olsa da... Ancak Şam tarafından birkaç gündür süren İsrail saldırılarına 10 Şubat’ta verilen cevap bir ilkti. Daha önce hiç devreye girmeyen Hava Savunma Sistemi’nin bu kez çalıştırılmasına acaba ne sebep olmuştu? Buna neden olan İsrail’in Suriye’ye müdahalesini müzakere ve anlaşmalarla kontrol altında tutmaya çalışan Rusya’nın Şam rejimine ilk kez ‘yeşil ışık’ yakması olabilir miydi?

Pentagon’u hızla açıklamaya yapmaya ve “İsrail’in kendisini her tehdide karşı savunma hakkını desteklediklerini” yinelemeye iten bu ihtimali güçlendiren verileri Suriye’nin doğusuna bakarak bulmak mümkün. Malum, Deyrezzor’da uzun süredir Rusya ve İran’ın desteklediği rejim güçleri ile ABD’nin desteklediği Suriye PKK’sı arasında, ‘DAEŞ’le mücadele’ adı altında başlayan rekabet, gitgide daha açık ve karşılıklı bazı çatışmalara da sahne olmaktaydı. 7 Şubat’ta başlayan yoğun ABD bombardımanlarında çok sayıda rejim askeri ve İran milisinin öldüğü söyleniyor. Ancak bunların arasında 100’ü aşkın Rus paralı askerinin olması oldukça kritik bir gelişme. Pentagon bu saldırıları “Kendimizi savunuyorduk,” diye açıklasa da, saldırılar sırasında vurulan Rus T-72 tankının görüntülerinin ABD kaynaklarınca medyaya servis edilmesi buradaki kastı fazlasıyla açık ediyor. Aynı zamanda, ABD’nin Fırat’ın doğusunda PKK’ya vermeyi sürdürdüğü destek konusunda gerekirse Rusları dahi vuracak kadar ileri gidebileceğinin de işaretlerini taşıyor.

Özetle Suriye savaşı hala sona ermeye çok uzak, yeni bir evreye girmeye çok yakın görünüyor. “DAEŞ havucu”nun ortadan kalkmasıyla dar alanda mücadele eden çok sayıda ülkenin doğrudan çatışmaya girme riski de giderek artıyor. Mevcut dünya düzenini de sonunda değiştireceği belli olan ve dışarıda Suriye diplomasisi üzerinden yürüyen savaşın, kanlı oyun bahçesine dönen Suriye sahasında artık hamleler daha açık yapılıyor.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp