Adı insan-1

Adı insan-1


Adı insan-1

 

 

Geçtiğimiz günlerde üniversite öğrencisi iki genç kendi aralarında şöyle konuşuyorlardı: “Filistin’de insanlar ölümle iç içe yaşıyorlar, oyun çağındaki çocuklar katlediliyor, anne-babalar baskı ve zulüm altında yaşıyor, Müslümanlar nasıl oluyor da bu katliamlara sessiz kalabiliyorlar?” Diğer genç arkadaşını dinliyor ve masum bir yüz ifadesiyle şu cevabı veriyor: “Güç onlarda o yüzden hiçbir şey yapamayız…”

Arkadaşı çıkışıyor: “Nasıl yapamayız Resulullah sahabesi ile birlikte yola çıkıp birey ve toplumları adalet çatısı altında bir araya getirmedi mi? Ötelerde yaşanan bir zulmün bütün Müslümanları ilgilendirdiğini ve kötülüğü ortadan kaldırmanın hepimiz için bir sorumluluk olduğunu ifade etmedi mi? Peki bizler katledilen insanların imdat çığlıklarına kulaklarımızı tıkayıp her şey yolundaymış gibi nasıl davranabiliriz?”

 

Arkadaşı aynı tavırla karşılık verdi: “Yapamazsın, yapamayız o yüzden kalben buğz edip olayı akışına bırakmak zorundayız…”

Genç bireylerin yaşanan haksızlığın ortadan kaldırılamayacağına dair bir algı oluşturup öğrenilmiş çaresizliğe teslim olmaları ne acı bir şey! Oysa tarihi süreç içinde görülmüştür ki,  bir kişi etkin iradesi ile hareket edip bütün dünyayı değiştirebilmiş, bir tek kişi inanç ve içtenliğini kuşanarak tarihin bağrına, “La ilahe illallah” yazabilmiştir. Bir kişi yaşanan haksızlığı ortadan kaldırılması için toplumların uyuyan bilinçlerini harekete geçirebilmiş ve susan insanların konuşan dili olabilmiştir… İsveçli Elin Ersson gibi zorbalardan gelebilecek her türlü zararı göze alıp hayır diyebilmiş ve fertlerin konuşmayan dilleri hareket edemeyen ayakları olabilmiştir… Fakat bunun için bütün dünyevi çıkarları, karşı taraftan gelebilecek tepkileri, menfaatimizi cezbeden vaatleri kaybetme korkularımızı alt edip inanç ve samimiyetimizle yola çıkıp hayır diyebilmemiz gerekir.

Elin sıradan bir genç bireydir. Landvetter Havalimanı’ndan Göteborg-İstanbul seferini yapan bir uçakta sınır dışı edilen ve ülkesine gönderilmek üzere uçağa bindirilen Afgan bir göçmenin çaresizliğine şahit olan genç kız her şeyi göze alarak “hayır” der. Bir insanın ölüm yolculuğuna tanıklık eden insanların duyarsızlığına karşın o vicdanına yönelir ve bütün çıkar hesaplarını, karşılaşacağı zararları, kaybedebileceği imkânları elinin tersiyle iterek adalete yönelir ve yürekten bir haykırışla “hayır” der. Elin’in haklı tepkisine yolculardan bazıları hak verseler de bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın düşüncesi ile hareket edenler, karşıt tepkilerini ortaya koyarak bilinçsiz kitlelerin uzantısı olmaya rıza gösterirler. Fakat Elin tek kişilik eylemini sürdürmeye karar verir ve Afgan göçmen indirilinceye kadar oturmayı reddeder… Zira kalkmak üzere olan uçak bir kişinin ölüm yolcuğuna tanıklık etmektedir… Ve nihayet uzunca bir arbededen sonra Elin’in haklı çıkışı hedefine ulaşır, Afgan yolcu uçaktan indirilir.

Müslümanlar katlediliyor fakat bizim onlara el uzatma imkânımız yok, hiçbir şey yapamıyoruz diyen kimseler şunu bilmelidirler ki, zulme karşı direniş çoğu zaman bir kişinin cesareti ile başlar. Nitekim Elin büyük imkânlara sahip olan yetkin biri değil, aksine o üniversitede okuyan sıradan bir genç bir kız. Fakat Rabbim haksızlık karşısında direnç gösterip, tavrını adaletten yana koyan bir genç kızın sesini bütün dünyaya duyurdu ve bu durum hücrelerine hapsolan Müslümanların yaşamlarını sorgulamalarına vesile oldu.

Tarihi süreç içinde öyle olaylar yaşanmıştır ki, bazen ezilenlerin mahallesinden bir kişi çıkıp karanlığın tam bağrına bir balta vurmuş ve o toplumların güneşi olmuştur. Bazen bir ses, bir hareket, bir hamle, bir mimik bir ifade uyuyan vicdanlara dokunabilir ve insanları harekete geçirebilir. Peki, bunun için ne yapmalıyız? İlk evvela kaybetme korkusundan kurtulmalı ve yaratıcıya teslim olmalıyız. Tamam… Sevdiklerimizi ve sevdiğimiz şeyleri kaybetmekten korkarız. Fakat unutmayalım ki sınavdayız ve karşımıza hangi vakitte neyin çıkacağını bilemeyiz.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp