Adevîlik, Yezîdîlik ve ideoloji

Adevîlik, Yezîdîlik ve ideoloji

Kürtler içerisindeki seküler-ulusalcı çevrelerin en fazla dile getirdiği konulardan biri Kürtlerin İslam öncesi inançlarına yönelik ideolojik-sloganik vurgulardır. Bu vurgular yapılırken hemen hemen hiçbir şekilde gerçek tarihi referanslar ya kullanılmaz ya da özellikle göz ardı

Adevîlik, Yezîdîlik ve ideoloji

 

 

Kürtler içerisindeki seküler-ulusalcı çevrelerin en fazla dile getirdiği konulardan biri Kürtlerin İslam öncesi inançlarına yönelik ideolojik-sloganik vurgulardır. Bu vurgular yapılırken hemen hemen hiçbir şekilde gerçek tarihi referanslar ya kullanılmaz ya da özellikle göz ardı edilmeye çalışılır. Bu anlamda en fazla gündeme getirilen inanç şekilleri Zerdüştîlik/Mecusîlik ve Yezîdilik”tir. Ancak Kürtlerin, İslam öncesinde güçlü bir medeniyete ve kültüre, özgün bir dine sahip olduğunu savunanlar, bu her iki farklı inanç ve tarih temellerine dayalı dini inancın Kürtler arasında nasıl bir arada barınabildiğini açıklayamamakta ve anakronizm yapılmaktadır.

Bütün hedef, Kürtlerin İslam dışı bir zemine çekilmesi, Müslümanlığın bir şekilde, ne suretle olursa olsun Kürdistan’dan kovulmasına yönelik, delice çabalardan öte değildir. Yezidilik üzerinden üretilen ideolojik ezberler ve tarih üretimi artık çileden çıkarıcı bir hal almaktadır.

Bu konudaki ideolojik ezberler ve tarih tezleri, Türkiye’de tek-parti döneminde, 30’lu yıllarda dayatılan resmi ideoloji ve tarih tezlerinden, Güneş-Dil teorisinden hiç farklı değil. Kör bir öykünme ve taklitle aynı tutum ısrarla dayatılmaya çalışılmaktadır. Bu makalede özellikle Yezîdilik ve Tarihi kökenleri konusuna birinci elden kaynaklarla değineceğiz.

Yezîdiliğin tarihi kökenleri

Her ne kadar Yezîdîliğin arkaik/kadîm, milattan öncesine dayanan ve Kürtlere mahsus/özgü müstakil bir din ve inanç biçimi olduğu sürekli öne sürülse de, eldeki tarihi veriler ve dökümanlar bunu doğrulamamaktadır. Yezîdilik, İbn Serrac’a göre 558/1162-1163’te vefat eden (İbn Serrâc, Tuffahu’l-Ervâh, Princeton Nüshası, V.58b; Nefehatu’l-Üns’te Mevlana Abdurrahman Câmi vefat tarihi olarak 557/1161-62 senesini kaydetmiştir, Nefehat Farsça Matbu Metin, Shf. 336) Adiy Şerefuddîn Ebu’l-Fezâil Bin Müsafir Bin İsmail Bin Musa Eş-Şâmi El-Baalbekî El-Emevî’ye dayandırılmaktadır.

Adiy Bin Müsafir’in hayatı, tarihsel kişiliği hakkında birçok kaynakta bir hayli bilgi bulunmaktadır. Bu anlamda gizemli bir yönü bulunmamaktadır. Nitekim makale sonunda Şeyh Adiy bin Müsafirle ilgili verdiğimiz bibliografyada bu durum açıkça görülebilmektedir.

Emevî hükümdarlarının soyundan gelen bu zât, Kâdirî tarikatının kurucusu, ünlü Şeyh Abdülkâdir El-Cilâni/Geylânî ile çağdaş olup, dostlukları dahi mevcuttur. Hatta Abdülkâdir Geylânî çeşitli eserlerinde ve menâkıbında Adiy Bin Müsafirden övgü ile söz eder (Bknz. Seyyid Ali Nureddin, Behcetu’l-Esrâr ve Ma’denu’l-Esrâr Fi Menâkibi’l-Elbâz El-Eşheb). Ayrıca Adiy Bin Müsafir büyük mutasavvıflardan Şeyh Ali Müncî, Ali Bin Vehb Er-Rebîî ve Şeyh Hammâd El-Debbâs ile de sohbet arkadaşlığı yapmıştır. (Câmi, Nefehat, Farsça Metin, 336;Lâmii Çelebi, Nefehât Tercümesi, 609-610,  İbn Serrac, Tuffahu’l-Ervâh, 59a, 76b) 

Şeyh Adiy, Adeviyye Tarikatının kurucusu olup yine kaynaklarda Hz. Ömer’e giden tarikat silsilesi bile kaydedilmiştir. Silsile şu şekildedir:

Hz. Ömer Bin El-Hattâb (ra.)
Ebu Müslim El-Havlânî
Şeyh Ebu Süleyman Ed-Dârânî
Şeyh Ahmed Bin Taybe Bin Ebi”l-Havârî
Şeyh Yusuf El-Gassânî
Şeyh Ağlebek Er-Remeli
Şeyh Alî Bin Alîm
Şeyh Ebu Said El-Harrâz
Şeyh Muhammed El-Kalansevî
Şeyh Mesleme Es-Surûcî
Şeyh Ukayl El-Menbicî
Şeyh Adiy Bin müsafir

(Bkz. Ibn Es-Serrâc, Muhammed Bin Ali Bin Abdirrahman Ed-Dimeşkî Er-Rifâ’î, Te’lif:715/1314. İstinsah:997/1588 Tuffâhu’l-Ervâh Ve Miftâhu’l-İrbâh, Princeton University Library, Gift Of Robert Garret, No:97, USA; Varak. 34-59)

Şeyh Adiy Bin Müsafir ayrıca, Mardin’de türbesi bulunan Şeyh Musa Ez-Zulî (Sultan Şeyhmus) ile de çağdaş ve pirdaş olup, Sultan Şeyhmus da aynı şekilde Şeyh Ukayl El-Menbicî’nin halifelerindendir. (İbn Serrac, Tuffahu’l-Ervâh, V. 90, Şa’râni, Tabakâtu’l-Kubra,1954: 1/259,261  Nebhânî, Câmiu Kerâmât, 1329:2/147-149)

Hakkari yakınlarında Laleş mevkiine yerleşen ve orada vefat eden Şeyh Adiy Bin Müsafir’den sonra, postuna yeğeni Şeyh Ebu’l-Berekât Sahar Bin Sahar Bin Müsafir geçer. Daha Şeyh Adiy Bin Müsafir döneminde çevresinde Arap, Fars ve Kürtlerden; MısırSuriyeAntakyaKilis ve İran’a kadar bir hayli mürit toplanır. Hatta Kilis beyleri olan Kürt Canpolatzadeler ve çevrelerindeki İzzeddinli vs. aşiretleri de önceleri Adeviyye tarikatına mensup imiş. (İbn Serrac, a.g.e, Nebhani, a.g.e; Şerefhân, Şerefnâme,)

Şeyh Sahar’dan sonra ise onun yerine, Laleş’teki zâviyede oğlu Adiy Bin Sahar Bin Sahar Bin Müsafir postnişîn olup uzun süre bu vazifede bulunur.

Yezidilik yaklaşık 14. yüzyılın ikinci yarısına kadar Adeviyye Tarikatı olarak devam eder. Şeyh Adiy Bin Müsafir’in son dönemlerde tesdbit edilen “İ’tikâdu Ehlis”-Sunne Ve’l-Cemâa” adlı eseri başta olmak üzere tüm kaynaklara bakıldığında, bu tarikatın koyu Sünni-Hanbeli ve Şialığı sert eleştiren bir yapıya sahip olduğu gözlemlenebilmektedir. Hakkari’de 669/1271 tarihinde Adeviyye tarikatına mensup, Yusuf Bin Muhammed Bin Yusuf tarafından istinsah edilmiş olan ve Adiy Bin Müsafir’in adını zikrettiğimiz eserini de içeren çeşitli eserlerden oluşan mecmuâ, bu tarikatın başka/farklı bir dine/inanca dönüşmeden önceki temel inanç yapısını detaylı bir biçimde ortaya koymaktadır. (Bkz. Adiy Bin Müsafir, 669/1271. İ’tikâdu Ehli’Sunneti Ve’l-Cemâa Ve diğer eserler, İstinsah: Yusuf Bin Muhammed Bin Yusuf El-Hakkârî, Şehid Ali Paşa (Süleymaniye) Kütüphanesi No:2763’te, Mecmuâ)

14. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise Adeviyye tarikatının özellikle Kürt bölgelerinde ciddi bir değişime uğrayıp, yaklaşık 70-80 yıl gibi bir zaman içerisinde bugünkü Yezîdîlik dediğimiz farklı ve ezoterik/bâtınî bir din anlayışına, inanca dönüştüğü tesbit edilebilmektedir. Bu dönüşümün bu dönemde Şeyh Hasan veya Şeyh Şems adlı şeyh döneminde olduğu rivayet edilse de bu konuda kesin bir tesbitte bulunamıyoruz. Ancak, bu ezoterik/bâtınî dönüşüm sürecinde Tapınak şövalyelerinin ve bunların Hristiyan misyoner grupları içinde yer alan unsurlarının etkin olduğuna ilişkin ipuçlarına rastlanılmaktadır.
(Bkz. Nebhânî, Yusuf bin İsmail, 2001. Câmi”u Kerâmâti’l-Evliyâ, Cilt.1-2. Tahkîk: İbrahim Utve İvaz, Merkez-i Ehl-i Sünnet Ve Berekât-ı Rızâ, Gücerat-Hindistan; Doskî, Enes Muhammed Şerîf, 2002. Etbâ”u Eş-Şeyh ”Adiy bin Müsâfir El-Hekkârî, Mine’l-”Adeviyye İla’l-Yezîdiyye, Matbaatu Havâr, Dohuk-Irak; Lescot, Roger, 2001. Yezîdîler, Çeviren: Ayşe Meral, Avesta Yayınları, İstanbul)

Adeviyye tarikatından Yezîdîliğe

Birinci bölümde, Adeviyye tarikatının 14. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, 70-80 yıllık bir zaman diliminde İslam‘dan ayrılarak Yezîdilik diye farklı bir dini inanca dönüştüğünden bahsetmiştik.

Şeyh Adiy Bin Müsâfir’in kendisi Emevi soyundan gelmektedir. Bazı kaynaklara göre, Emeviler’in inkırazı sonrasında, Abbasilerin takibatından kaçabilen Emevî hanedanının bir kısım mensupları, Musul’un kuzeyindeki dağlık Kürt bölgelerine sığınıp kendilerini sufiyane bir hayata adamışlar. Hatta bu bölgelerde Kürtler arasında, Emevileri kutsayan bir hayli kimsenin kümelendiği belirtilmektedir. Bunların önde gelenlerinden biri Şeyhülislâm El-Hakkârî olarak bilinen Ebu’l-Hasen Alî bin Ahmed bin Yusuf El-Hakkârî El-Emevî El-Kureşî’dir (1019-1097). Şeyhülislâm El-Hekkârî, Adiy Bin Müsâfir’in öncülerinden olup, onun inanç dünyasını en fazla etkileyenlerdendir. Daha önce sözkonusu ettiğimiz Şehid Ali Paşa (Süleymaniye) Kütüphanesi’nde (No:2763) bulunan mecmuada Şeyhülislam El-Hekkârî’nin de dört eseri mevcuttur. Bu mecmuâda Muâviye Bin Ebi Süfyan’ı müdafaa mahiyetinde Kadı Ebî Ya’la’nın (Kadı Ebî Ya’la Muhammed Bin El-Huseyn Bin Halef Bin Ahmed El-Ferrâ) bir eserinin (Varak:178-183) yanısıra, Ebu’l-Kasem Abdurrahman Bin Muhammed El-Ensârî El-Buhârî’ye nisbet edilen “Münazaratu Ca’fer Bin Muhammed Es-Sâdık Maa’r-Rafizî-İmam Ca’fer Es-Sâdık’ın Rafızî İle Münazarası” adlı bir risale de yer almıştır. (VaraK:152-156)

Bir yandan, -bir zaman sonra iyice ifrata varan- Emevi taraftarlığı, diğer yandan Mansur El-Hallâc başta olmak üzere Şeyh Hasan Bin Adiy Bin Ebi’l-Berekât Sahar Bin Sahar döneminden başlayarak ilkin, vahdet-i vücud ekolünün gulâtının ağır etkisi,sonra ise ezoterizme/bâtıniliğe Adeviyye’nin dönüşümünün temellerini oluşturmuştur. Şeyh Hasan’ın Musul Hükümdarı Bedreddin Lu’lu tarafından öldürülmesi, Laleş’in ve Şeyh Adiy Bin Müsafir’in türbesinin tahribi, bu bölgedeki Adeviyye tarikatı mensuplarının zaman içerisinde ulema ve medreseden mahrum kalıp, birçok farklı batınî/ezoterik akımların etkisinde kalmalarına sebep olmuştur. Daha 14. Yüzyıl’ın başlarında Ehl-i Sünnet’in temel akâidine muhalif bir kısım şâz görüşleri ile tanınan Takiyuddin Ahmed Bin Teymiyye El-Harrânî (Vefatı:727/1328) dahi Adeviyye Tarikatı mensuplarını, Yezîd Bin Muâviye konusunda aşırıya giden inançları ile ilgili ikaz eden bir risale kaleme almıştır.

Önce Musul Hükümdarı Bedreddin Lu’lu’nun saldırıları ve takibatı, akabinde Moğol istilaları ile merkezlerini ve medreselerini kaybeden Adeviyye Tarikatı mensupları çeşitli ezoterik akımların etkilerine maruz kalırlar. Harran’da etkisini bir şekilde sürdüren hermetik ezoterizme dayanan Harran Sabiiliği, Hakkarî Laleş bölgesinde var olan Nestûrilik, Vahdet-i Vücud’un gulâtı ile başlayıp, zamanla Batıniliğe dönüşen bazı düşünce ve hareketlerin yanısıra ezoterizmi esas alan Tapınak Şövalyeleri’nin misyonerler içindeki faaliyetleri, 14. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Adevîliğin Yezidiliğe dönüşümünün âmilleri oldu.

Bugün elimizde bulunan Mushaf-ı Reş ve Cilve başta olmak üzere günümüz Yezidiliğine ait metinlere bakıldığında, bu anlamda syncretic (Sinkretik) ve eclectic (Eklektik) bir inanç örgüsünü/ağını barındırdığı tesbit edilebilmektedir. Roger Lescot’un tesbit ettiği bazı Arapça ve Kürtçemetinlerde de bu durum tesbit edilebilmektedir. Son yıllarda Halep‘ten Türkiye’ye getirilmiş olup, elimizde görüntüleri mevcut olan, Arapça El-Kitabu’l-Esved (Mushaf-ı Reş) kitabının deri üzerine geç bir dönemde yazılmış nüshasına bakıldığında, bir yandan Kur’ân-ı Kerîm’den bazı sure ve ayetler, Amentu metni, Melek-i Tavus ve yedi melek denilen Şeyh Hasan ve Melek Fahreddin, Şeyh Şems başta olmak üzere şeyhlerin isimleri yer aldığı gibi, Vefk denilen ezoterik/tılsımlı işaret ve harflerin, Melek-i Tavus başta olmak üzere resimlerin yer aldığı tesbit edilebilmektedir.

Bu nüsha ile birlikte gelen rulo halinde yazılı olan Cilve kitabına baktığımızda ise, tamamıyla Melek-i Tavus resimleri ve vefklerden oluştuğu görülmektedir.

Vefk: Arapça, uygun olmak, bir şey diğer şeye uygun olmak manasında, ıstılahi olarak üzerinde belli kaidelere göre sayıların, harflerin veya kelimelerin yazıldığı, hanelere ayrılmış satranç tahtası gibi bir kare, ya da tılsım için yazılan çeşitli işaretlerden oluşan sihir, büyü, muska olarak da kullanılan, sırlı/ezoterik işaretlerden oluşan yazılı metin.

Hermetizmin ve Harran Sabiiliği’nin etkisi ile İslam âleminde de kullanılan vefkler, en çok Şeyh Abdurrahman El-Bunî’nin Havass ilmine ait Şemsu’l-Maârif adlı ünlü eserinde yer almıştır. Hatta Bunî bu yüzden bazı çevreler tarafından Sabiilik’le suçlanmıştır. Vefkler 14. yüzyılda en sistematik şekilde sayılar ve harfler üzerinden Fazlullah-ı Esterâbâdî’nin kurucusu olduğu Hurufîlerde (Cavidan, Arşnâme, Işknâme vs. Hurûfî eserleri) kullanılmıştır. Bu tür vefkler, Kabbala mistisizminde kullanıldığı gibi, Tapınak Şövalyeleri (The Knight Templars) tarafından da kullanılmış, oradan da masonluğa intikal etmiştir. Vefkler sihir ve büyü/tılsım için kullanılmış olduğu gibi, ezoterik işaretleşme/iletişim için de kullanılmıştır. Bu ezoterik işaretleşme/iletişimde çoğu zaman üç harfli yaratıklarla olan iletişimde de araç olduğu ifade edilmektedir.

Yezidî toplumundaki Şeytan’a yönelik, pozitif yönde inanılan, Melek-i Tavus inancı, bir yandan Vahdet-i Vücud ekolünün gulâtına ait metin ve sözlerde yer alan, Şeytan’a ilişkin Şathiyyat kabilinden ifadeler, diğer yandan vefkler aracılığı ile üç harflilerin şeytanları ile kurulan bâtınî/ezoterik ilişkinin etkisinin, Yezidilik’teki Şeytan inancının temelini oluşturduğu da söylenmektedir. Aynı tarz vefk kullanımı, bilinen birçok batınî inanç gruplarında ve Masonlarda yer almaktadır. Masonlara ait metinlerde –“Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası”nın yayın organı olan Mimar Sinan dergisinde sıkça rastlanıldığı gibi- kullanılan vefkler şaşırtıcı bir şekilde Yezîdî metinlerinde kullanılan vefklerle benzerlik göstermektedir. Mason localarında 33. dereceden masonların bir çeşit satanizmi andıran ayinleri de öteden beri bilinmektedir.

Tüm sıralanan bu âmillerin etkisiyle, Adeviyye tarikatının zamanla; Sincar, Laleş ve Şeyhan mıntıkalarıyla daha kuzeyde yer alan bölgelerde, İkinci Şeyh Adiy’nin oğlu Şeyh Hasan döneminden başlayarak, özellikle 14. yüzyılın ikinci yarısında, İslam’dan koparak farklılaştığı, ayrı bir dine dönüştüğü anlaşılmaktadır. Suriye ve diğer Arap bölgelerinde ise Adeviyye’nin daha uzun süre Yezidiliğe dönüşmeden devam ettiği belirlenmektedir. Günümüzde Yezîdî tâifesinin çoğunluğu Kürtçe konuşan topluluklardan oluşmasına karşın, Musul’a yakın Bahzan ve Başik yörelerinde meskun olan, buraya Halep civarından gelip yerleşmiş ve Yezîdî hiyerarşisinde önemli bir mertebeye sahip Kavallar ise halen Arapça konuşmaktadır.

Bugün Yezîdîler geleneksel sinkretik/eklektik inanç örgüsü ile modernleşme ve etnik milliyetçiliğin arasında kalmış durumdadırlar. Bu etki alanı içerisinde olanlar, Yezîdiliği otantik yapısından farklı bir biçimde, modernliğin ve Kürt milliyetçiliğinin oluşturduğu bir temele oturtma çabasındadır. Aksine, Şeyhan Yezidileri ise daha geleneksel bir inanç sistemi ve yapısını öngörmektedir. Yezîdilik’le ilgili, Ahmed Teymur Paşa’nın eseri ile R. Lescot’un 1938’de yayınlanan, önemli bilgi ve belgeleri içeren eserinden sonra, günümüze değin ilmi ve doyurucu bir araştırmaya pek rastlanmamıştır. Daha çok etnik ideolojik/modern bakış açısı ile yazılmış, slogan ve ezberlerden oluşan çalışmaların ön plana geçtiği gözlemlenmiştir.

Yezîdilik, ideoloji ve İslâm

Son dönemlerde Irak Kürdistanı’ndaki olaylar, DAEŞ’in 2013’te mevzi kazanıp Musul’un ardından Şengal/Sincar ve Mahmur’a girişi, Yezidi/İzdî topluluğuna yönelik haksız eylem ve saldırıları, Yezîdileri ve Yezîdiliği yeniden gündeme taşımış oldu. Yezîdiler üzerinden birçok tartışmalar da gündeme geldi. Ancak, özellikle Katı Selefî, Hâricî akideye sahip DAEŞ’in saldırıları ve Yezîdilik üzerinden Müslümanlık ve Müslümanlar adeta sanık sandalyesine oturtulmuş, kara bir propaganda hüküm sürmektedir. Buradan yola çıkılarak, Kürtlerin İslâm’dan soğutularak, Müslümanlıktan koparılmaları, dahası Müslümanlığın Kürdistan’dan tümüyle kovulması hedeflenmektedir.

Oysaki Haricî/Vahhabi ve Mücessime mezhebi yönelimli olup, bir takım batılı güç odaklarının da kontrolünde hareket eden, İslam ve insanlık dışı eylemleriyle hiçbir hukuk ve sınır tanımayan DAEŞ’in eylem, saldırı ve katliamlarının İslâmi/Dinî hiçbir temeli/dayanağı yok. Zaten son yıllarda, Ecnebi emellerine hizmet eden DAEŞ bölgede tasfiye edilme noktasına gelmiştir.

Son yıllardaki, DAEŞ’in Yezîdî/İzdî topluluğuna yönelik saldırıları üzerinden, sadece yüce İslâm dini itham edilmekle kalınmamakta, bu konuda etnik-ideolojik ezberler tekrarlanmakta ve inatla ısrar edilmektedir.

Konuya ilişkin, çarpıtma daha topluluğa verilen isimden başlamaktadır. Bugüne kadar, Şeyh Abdülkâdir Gilânî’nin muâsırı, büyük mutasavvıf Adiy bin Müsâfir’in kurucusu olduğu Adeviyye tarikatinden, zamanla değişim ve başkalaşım geçirerek, ayrı bir dini entiteye dönüşen bu topluluğa tüm eski ve çağdaş kaynaklarda “Yezîdî” adı verilmiş. Şerefhan dahi, Kürt Beyliklerinin Tarihi olan 1005/1597 tarihli Şerefnâme”de “Yezîdî” adlandırmasını kullanmıştır. Kürtler arasında ise, Kürtçe’de İsim başlarında Y ي harfi hazfedildiğinden “İzdî” şeklinde telaffuz edilip, kullanılagelmiştir. Yusuf’a Usif denmesi gibi. Buna rağmen son dönemlerde Azdi, Azdayi ve en son Ezidi adlandırmaları ortaya sürülmüştür.

Bu son adlandırmalar, 30’lu yıllardaki Türk Tarih tezine benzer bir kaygı ve ideoloji zemininde öne sürülmüş, böylece Yezidiliğin Azday, Yezdan gibi kelimelerden türediği, yani İslam öncesi Kürtlerin antik dini olduğu savı dile getirilmiştir.

Aynı şekilde, Diyarbekir şehir merkezinin antik/tarihi adı olan “Amid”e, tarihi hiçbir veri elde olmadığı halde, Med’lerle bağlantı kurularak son yıllarda “Amed” denmesi gibi. Halbuki bu şehre “Amid” dendiği gibi, buradan yetişen ünlü şahsiyetler için hep “Amidî” nisbeti/mahlası kullanılmıştır. Yezidilikle ilgili, özellikle, son dönemlerde ciddi araştırmalar gerçekleştirilip tarihi veriler ve belgeler yayınlanmışken, tarihi/ilmi hiçbir dayanağı olmayan etnik- ideolojik ezberlerin tekrarında, dayatılmasında inatla ısrar edilmektedir. Sadece bununla kalınmamakta, bu sentetik/yapay tarih tezlerini kabul etmeye yanaşmayan Kürtler, özellikle sosyal medyada, acımasız bir linç kampanyası ile karşı karşıya kalmaktadır.

Türkiye’de 30’lu yıllarda devletin resmi ideolojisi olarak dayatılan tarih tezleri taklit edilerek, bunlara öykünülerek sergilenen tutum, gerçekleri değiştirmeyeceği gibi, bu ideolojik ezberlerde ısrar edilmesinin toplumsal fay hatlarını diri tutup, bölge barışını iyice torpilleyecek şekilde derinleştirmekten başka bir işlevi olamaz.

Başta da belirttiğim gibi Yezîdîlik/İzdilikle ilgili birçok tarihi kaynak ve veri bulunmaktadır. Hele, Adiy bin Müsafir’in tarihi şahsiyetine, menkıbelerine ilşkin bir hayli Arapça kaynak bulunduğu gibi (Şeyh Adînin Arapça Menakıbı için bkz. Berlin, Staats Bibliothek, We, 1743; Ayrıca, Nureddin Abu’l-Hasen Eş-Şetnufî, Behcetu”l-Esrâr Ve Ma”denu”l-Envâr, Bağdat, 2010), “Ehl-i Sünnet İtikadı” adlı eserinin eski tarihli yazmaları da bulunmaktadır. Bu anlamda şahsı ve tarihi kişiliğine ilişkin karanlık bir nokta ve gizem bulunmamaktadır. Yanısıra, Süleymaniye Kütüphanesi, Şehid Ali Paşa bölümünde kayıtlı, 669/1271 tarihli, Adeviyye Tarikatı mensuplarına ait Hakkari’de kaleme alınmış ve içinde Şeyh Adiy bin Müsafir”in eserinin de yer aldığı Arapça yazma mecmuâ, hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde konuyu aydınlatıcı niteliktedir.

Bunun yanısıra, Roger Lescot’un daha 1938 yılında yayınladığı, Yezîdilikle ilgili çalışması da, bu konudaki tarih tezlerini ve ezberleri kesinlikle doğrulamamaktadır. (Bakınız: Roger Lecot, Yezîdîler, Çeviri: Ayşe Meral, Avesta Yayınları, İstanbul, 2001). Yine bu konuda, Enes Muhammed Şerif Doskî”nin Yüksek Lisans çalışması (Enes M. Şerif Ed-Doskî, Etbâu”ş-Şeyh Adiy bin Musafir El-Hekkârî, 2006, Dohuk) ile Hakkari Üniversitesi öğretim görevlisi Yaşar Kaplan”ın “Günümüz Yezîdiliği” başlıklı yüksek lisans tezi (Yaşar Kaplan, Günümüz Yezidiliği, Nubihar Yayınları, İstanbul, 2013), Prof. Dr. Ahmet Taşğın’ın çalışmaları ve Metin Bozan’ın “Şeyh Adi bin Müsafir” başlıklı çalışması (Metin bozan, Şeyh Adî Bin Müsafir, Nubihar Yayınları, İstanbul, 2013) son dönemlere ait önemli çalışmalardır.

Tüm mevcut kaynaklara tarihi verilere ve son dönem akademik çalışmalara rağmen, halen kamuoyunda ideolojik ezberlere dayalı yaklaşım ve bunlara dayanan bir kısım akademik-ilmi kıymeti haiz olmayan eserler, başta medya olmak üzere ısrarla dayatılmaktadır.

 

 

Müfit Yüksel/Independent Türkçe

Google+ WhatsApp