Açlıkla doymak

Açlıkla doymak


Açlıkla doymak

 

 

Gürültü yapan bütün makineleri kapatılmış bir fabrika gibi oluyor Ramazan boyunca insan” dedi hoca talebelerine, “dışarıdan cıvıl cıvıl kuş seslerinin geldiğinin farkına varıyor.”

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Tokluğun gizlediği şeyleri ortaya çıkarıyor açlık. Oruca niyet ederek, imsak vaktinden iftar vaktine kadar yemeden içmeden, her türlü şehvet ve ihtirastan geri durmaya azmediyoruz. Bu niyetle, günün içindeki bu kısa sayılamayacak zaman aralığı boyunca bütün bu geçici hevesler bir imkan olmaktan çıkıyor, en azından ertelenmiş oluyor bizim için. Bu sayede sayılı saatler için dahi olsa zihnimizi en tenha, en zinde, en meşguliyetsiz haliyle geri kazanmış oluyoruz. Düşünemediklerimizi, onca koşuşturmadan düşünmeye vakit bulamadıklarımızı, zihnimizi bütün yakalayıp kendimizle konuşamadıklarımızı düşünmeye, idrak etmeye, anlamak için çaba göstermeye yöneliyoruz. Artık neredeyse şuursuzca içinde dönüp durduğumuz günlük hayatlar döngüsünün bir anda ilahi bir emirle durduruluvermesi, bizi yeniden en yalın, en kendinde, en sakin, en berrak haliyle ‘insan’a mecbur kılıyor. Körleştiklerimizi bize yeniden görünür kılan, zihnimizi ve kalbimizi hakikatin ritmine geri çağıran ve hızımızı keserek alemin ahengiyle yeniden bütünleşmemize imkan veren bu mecburiyet şüphe yok ki Allah’ın kulları üzerindeki rahmetinin tezahürü... Oruç bir lütuf, yenilenmek ve tazelenmek için bir imkan, zihnimizin kapalı pencerelerini gün ışığına açmak için paha biçilemez kıymette bir fırsat...

“İnsanın olma vaktidir bu erme fırsatı/ Ruh emzirir anne gibi yeri göğü fecri/ Yeni bir insan gelip nöbete duracaktır/ Eskisi çürümüş bir heykel gibi devrildiğinden/ Ey oruç, diriltici rüzgar, İslam baharı/ Es insan ruhuna inip yüce ilham dağından/ Kevser içir, âbıhayat boşalt kristal bardağından/ Susamış ufuklara insan kalbinin ufuklarına” diyor Üstad Sezai Karakoç hakikate dokunan ‘İnsan ve Oruç’ şiirinde.

Ne kadar ilginç, Ramazan-ı Şerifin bereketli ikliminde insan günah işlese dahi günahının hemen farkına varıyor. Hata yapsa hatasını görüyor. Görüş menzili açılıyor oruçlu insanın. Kusursuz insanlar değiliz, yanılıyor, yanlışa yöneliyoruz zaman zaman. Ama yanlıştan dönmek için, her zamankinden daha fazla fırsatımız var sanki. İçimizdeki ses her zamankinden fazla kolluyor bizi adeta. Nefsimizin elini güçlendiren bahanelerimiz sönüp gidiyor, sonu gelmeyen mazeret arayışlarımız ciddiyetini kaybediyor gözümüzde. İçimizde bir ayna beliriyor da sanki, her an orada görüyoruz en çıplak halimizle kendimizi. Oruç kuşatıyor bizi, sarıp sarmalıyor ve ancak kendi bildiği bir dille uyarıyor. Fısıldıyor kulağımıza mütemadiyen, dosdoğru hakikatimizi.

Bir de şunu düşünün; oruç bu kadar güzel, bu kadar iyi, bu kadar şefkatliyken, orucu bozan şeyler ne hisseder?

“Çöl büyür: vay haline içinde çöl saklayanın” diyor Nietzsche,

‘Dionysos Dithyrambosları’nda.

İnsanlığının dizginlerini nefsine kaptırmamak için, orucunu bir ömür tutmaya niyet eden insanlar da var.

“Tokluk hazmedilmesi gereken bir şeyse,” dedi beyaz saçlı adam, “açlık da hatmedilmesi gereken bir şey!”

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp