Acılar, sevinçler ve geçişler…

Acılar, sevinçler ve geçişler…


Acılar, sevinçler ve geçişler…

 

 

Afrin harekâtı sonrasında, bâzı meşhurların, ileri gelen devlet adamlarıyla berâber askerî birlikleri ziyâret etmesi çeşitli tartışmaları doğurdu. Muhalefet, bunu biraz da karikatürize ederek, “davullu, zurnalı, klarnetli” bir show olarak tasvir etti. Bu “show”u şehitlere saygısızlık olarak değerlendirdi.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Eğer eleştiriler uygun bir üslupla yapılmış olsaydı mesele kalmazdı. Ama sayın muhalefet lideri gidenleri “reziller” olarak tanımladı ve ağır bir dille suçladı. Hâsılı eleştiri ile suçlama arasındaki sınırı aştı.

Evvelâ bunun modern dünyâda sıklıkla başvurulan bir usûl olduğunu söyleyebiliriz. Aklıma hemen ABD’nin bâzı Holywood meşhûrlarını cepheye göndermesi; özel olarak da Marylin Monroe’nun Kore Savaşı sırasında askerlerle buluşturulması geliyor.

Evvelâ, yaşananların tek başına sanat ve sanatçı gibi abartılı terimlerle anlatılmasının çok doğru olmadığını düşünüyorum. Bu, bizi çok başka ve burada gereksiz olan tartışmalara çeker. Elbette bu insanlar sanatçıdır. Ama onlara, sanatta çok başka yönelişler de olabileceğini hesap ederek özel bir vurgu kazandırmak ve “Eğlence Sektörü Sanatçıları” demek bana daha doğru gözüküyor. Ayırımı, eğlence sektörünü küçümsemek için yapmıyorum. Niyetim sâdece, keyfî değil, maddî bulduğum farkı ortaya koymaktan ibârettir.

Yapılan uygulama hoş mudur; bilemiyorum. En azından tartışmaya açık olduğunu söyleyebilirim. Ama nihâyetinde, her ne yapıldıysa, belli bir kültür vasatında, askerlere morâl vermek kabilinden anlaşılır bir tarafı olduğu su götürmez.

Gelin görün ki ortada iki duygu arasında bir kontrast olduğu da açıktır. Savaş ağır; ölümlü bir süreçtir. Duygusal manâda bunun karşılığı apaçık olarak mâtemdir. Diğer tarafta, eğlencenin doğurduğu duygu ise sevinçtir. Hayât her iki duyguya açık tecrübeler sunar bize. Yâni ne ilkine; ne de diğerine indirgenemez. Meseleler bu iki duygu arasındaki geçiştir. Evet; hayâtın acı veren tarafları ile sevinç veren tarafları arasındaki ilişkide; özellikle de “geçişlerde” düğümleniyor her şey.

Evvel emirde görülmesi gereken, geçişin kaçınılmazlığıdır. Kalıcı bir mâtem ölümcüldür. Hayâtın akışına da aykırıdır. Sevdiğini kaybettiği için hayâtının kalan kısmını sonu gelmez bir mâtem içinde geçirenler vardır. Bu insanlara dışarıdan bakanlar belki ona saygı duyarlar. Ama yaptığının, nihâî tahlilde hayâta haksızlık etmek olduğunu da söylemeden edemezler.

Aslında hayât biz istemesek de bu geçişi emrediyor. En başta tabiat yapıyor bunu. Katıla katıla gülen birisinin bir anda istem dışı da olsa ağlamaya başlaması veyâ katıla katıla ağlayan birisinin birden kahkahalara boğulmasına şahitlik eden çoktur. Kadim Grekler bunu çarpıcı bir şekilde kavramış; acı ile sevincin kuyrukları birbirine bağlanmış şekilde var edildiğine inanmışlardı. Kazancakis’in Zorba romanındaki büyülü son bu açıdan ne kadar da dikkât çekicidir. Beyazperdede Alan Bates ve özellikle de Anthony Quinn bu sahnenin hakkını ne güzel vermişlerdir.

Kabûl etmeliyiz ki, asrî hayat; yâni Alev Alatlı’nın “turbo medeniyet” dediği tarz-ı hayât zâten zor olan bu geçişi daha da sorunlu hâle getiriyor. Buna bir de Mestrovic gibilerin “duygu ötesi toplum” dediği toplumsal-kültürel süreçler eklemdiğinde tablo daha da içinden çıkılmaz olabiliyor. “Ne yapalım, hayat devam ediyor” demek eskisi kadar kolay değil artık…

İzleyebildiğim kadarıyla, Afrin yorgunu savaşçılarımızı ziyâret eden eğlence sektörünün meşhurları “haydi bütün eller havaya” kabilinden; önceden hazırlanmış bir program yapmadılar orada. Niyetleri sâdece askerlerle birlikte olmak ve dayanışma duygularını göstermekti. Asgarî düzeyde bir ağırlık vardı. Tartışmaya konu olanlar ise, büyük ölçüde doğaçlama ve içten geldiği gibiydi. Çok gerekir miydi, sanmıyorum. Meselâ sâdece vakur bir şekilde dursalar; askerlerle sohbet etmekle yetinseler ve bu şekilde dayanışma duygularını gösterseler bence daha yerinde olurdu. Bu, tabiî ki benim düşüncem. Ama emin olduğum bir şey daha var. Soma faciâsından sonra, sözüm ona tâziye için yola çıkan CHP otobüsünde yaşanan “kepazelik” düşünüldüğünde, İbrahim Tatlıses’in “Yaylalar” türküsünü mırıldanması çok mâsum kalıyor. Ne dersiniz?..

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp