ABD’de ırkçı cinayet, protesto, yağmalama, polis şiddeti kısırdöngüsü

ABD’de ırkçı cinayet, protesto, yağmalama, polis şiddeti kısırdöngüsü


ABD’de George Floyd isimli bir siyahın ırkçı bir polis tarafından boğazına basılarak korkunç şekilde öldürülmesi sonrası, Black Lives Matter (Siyahların Hayatı Önemlidir) sloganını bir kez daha duymaya başladık.

Black Lives Matter, adı üzerinde, ABD’de Afrikalı-Amerikalılara yönelik şiddete, özellikle polis şiddetine, eşitsizliğe, adaletsizliğe ve sistematik ırkçılığa karşı yükselen protest bir söylem. Bu sloganı ilk kez, 2012’de siyah genç Trayvon Martin’i vurarak öldüren George Zimmerman’ın 2013’te serbest kalmasıyla duyduk. Eski bir asker olan Zimmerman, ruhsatlı tabancası olan kişilere evleri dışında da meşru müdafaayı gerekli gördükleri hallerde silah kullanma yetkisi tanıyan Florida’da vurduğu 17 yaşındaki Martin’in silahlı olduğunu ve kendisine saldırdığını iddia etmiş, ancak gerçeğin bu olmadığı ortaya çıkmıştı.

Zimmerman işlediği cinayet sonrası gözaltına bile alınmamış, 45 gün sonra gözaltına alındığında 150 bin dolar gibi çok düşük bir kefaletin %10’unu ödeyerek serbest bırakılmıştı. Zimmerman’ın duruşması gizli bir yerde yapılmış, hatta avukat masraflarını ödemesi için bağış toplamak üzere bir internet sitesi bile kurulmuştu.

Black Lives Matter sloganı, 2014’te iki ırkçı cinayet sonrası başlayan ve ülke geneline yayılan protestolarla daha çok bilinen bir slogan haline geldi. Astım hastası olan Eric Garner, New York’ta Staten Island’da polis tarafından aynı George Floyd cinayetinde olduğu gibi polis tarafından yere yatırılmış ve defalarca kez nefes alamadığını söylemesine rağmen, “chokehold” olarak bilinen yöntemle yüzünün ve göğsünün yere bastırılması suretiyle öldürülmüştü. “I can’t breathe” (Nefes alamıyorum) sloganı da bu olay sonrasında yayılmıştı. Jüri, Garner’ın ölümüne ilişkin görüntüleri delil olarak kabul etmeyerek cinayeti işleyen polis memuru hakkındaki suçlamaları düşürmüştü.

Garner’ın ölümünden bir ay sonra, bu kez St. Louis’in Ferguson kasabasında 17 yaşındaki siyah genç Michael Brown polis tarafından vurularak öldürüldü. Dokuzu beyaz üçü siyahtan oluşan 12 kişilik jüri, Brown’ı öldüren polis memurunu suçsuz buldu.

Ferguson’daki ırkçı cinayet sonrası başlayan olaylar, bugün ABD’de gördüğümüz tablonun benzeri görüntülere sahne oldu. Protestolar ABD’nin başka bölgelerine yayılırken Ferguson’da yağmalamalar, kundaklamalar başladı. Polis sokağa çıkma yasağı ilan etti, 300’den fazla kişiyi tutukladı. Bu da yetmeyince orduya bağlı Ulusal Muhafızlar devreye girdi.

ABD’de polis şiddeti ve ırkçılık önüne geçilemeyen iki problem. Bu ikisinin bir araya geldiği siyahlara yönelik polis şiddeti ise artık neredeyse sıradanlaşmış durumda. Sadece 2019’da binden fazla kişinin polis tarafından öldürüldüğü ABD’de bir siyahın polis tarafından öldürülme ihtimali bir beyazın öldürülme ihtimalinin üç katı. Ve ABD’de ölüme neden olan polislerin %99’u ceza almadan kurtuluyor.

Bugün, ırkçı George Floyd cinayeti sonrası, polisin aşırı şiddet kullanımına yönelik ulusal çaptaki protestoların bir anda yağmalamaya dönüştüğü süreçte şu ana kadar tam 17 kişi öldü ve 11 bin kişi tutuklandı. Ölenlerin bazıları polis tarafından vurulurken yağmacıları vuran dükkân sahiplerinin sayısı daha fazla, aynı zamanda hırsızlık yapanların da işlediği cinayetler var. Hakikaten durumun kontrolden çıktığı ve emniyet güçlerinin düzeni sağlamasına ihtiyaç olduğu hepimizin izlediği görüntülerden de anlaşılıyor. Lakin polis, alışılageldik aşırı şiddet kullanımından vazgeçmediği için ABD’de durum kısır bir döngü haline geliyor. Öte yandan, dükkanları yağmalananların, huzursuzluktan rahatsız olanların sayısı giderek artıyor. Antifa gibi aşırı solcu, kendini “anti-faşit” olarak tanımlayan Antifa gibi grupların (Biz onları Suriye’de YPG tarafından eğitilmeleriyle tanıyoruz) ses getirmeye başlamasıyla ortam ırkçı beyazların da sahneye çıkmasına hazır hale geliyor.

ABD Başkanı Trump, bilindik problemli tavrı ile George Floyd’un ölümü sonrası başlayan protestoları alevlendirmekle suçlanıyor. Buna katılmamak mümkün değil. Ancak yukarıda verdiğim örneklerin hepsi Obama döneminde yaşandı. ABD’nin ilk siyah başkanı olan Obama, siyahların hakları ve polis şiddeti adına ülkede hiçbir şeyi değiştirmediği gibi, ortaya çıkan protestolarda, kendisini destekleyen medyanın olayları sansürlemesinden büyük destek aldı. Yağmalama, sokağa çıkma yasağı, aralarında Anadolu Ajansı muhabiri Bilgin Şaşmaz’ın (kendisi polis tarafından darp edilerek göz altına alınmıştı) da olduğu basına yönelik şiddet, Ulusal Muhafızların sokağa inmesi gibi bugün gördüğümüz olayların hepsi onun döneminde de, örneğin Ferguson’da da yaşandı. Ancak CNN gibi Obama yanlısı medya bu olayları görmezden geldi, perdeledi. Gezi olaylarını dünyanın en büyük meselesine dönüştüren uluslararası basın, bu olaylara o kadar az yer verdi ki, neredeyse kimse o günleri hatırlamıyor.  Bu sayede, siyasetin hipsterı Obama’nın “hümanist”, “insan hakları savunucusu”, “özgürlükçü” imajına zarar gelmedi ve hala demokratların poster çocuğu olmaya devam ediyor.

Bugün, ABD’de medyanın sokakta yaşananları 7/24 aktarmasında hiçbir sorun yok. Ancak Trump karşıtı medyanın Obama döneminde yapılan karartmayı hatırladıkça, bugün, örneğin CNN’in yayın akışının yaklaşan başkanlık seçimlerinde Trump’ı sıkıştırmak adına kullanıldığını görmemek de mümkün değil. Açıkçası, bazı demokrat polis şeflerinin açıklamaları, bana protestoların medya dışında, örneğin devlet içinde de Trump karşıtı bu kampanyanın bir parçası olarak kullanıldığını düşündürüyor. Ya da Twitter… Daha önce Trump’ın tweet’lerine “gerçek olmayabilir” uyarıları koyan sosyal medya platformu, bu kez de Trump’ın kampanya hesabının paylaştığı Georgu Floyd’un anıldığı videoyu “telif hakları” gibi absürt bir gerekçeyle kaldırdı. Bu Trump’a karşı yürütülen bir savaş değil de nedir?

Buna karşılık Fox News gibi Trump yanlısı medyanın karşı saldırıya geçmesinin ABD’de medya üzerinden pompalanan kutuplaşmayı artırdığı bir gerçek. Yıllardır süregelen medya saldırılarının daha da alevlenmesiyle Trump köşeye sıkışmış vaziyette tırnaklarını çıkarmış bağırmaktan başka bir şey yapamıyor.

Demem o ki, bugün ABD’de olanlar seçimler için bir aparat haline getirilmiş durumda. Ve dün de olduğu gibi bugün de siyahların hakları adına, eşitlik, adalet adına, ırkçılığa, gelir eşitsizliğine, polis şiddetine ve hepsinden ötesi kapitalist sistemin problemlerine karşı hiçbir sonuç alınamayacak bir noktaya gelmiş vaziyette. Aksine, protestolar dinse de ABD’deki kutuplaşma artarak devam edecek ve ırkçılık yükselmeyi sürdürecek. Her şey George Floyd cinayetinden önceki haline dönecek… Ta ki bir sonraki siyah ırkçı bir polis tarafından tekrar öldürülene kadar…

Google+ WhatsApp