ABD seçimlerinden demokrasi ve hukuk manzaraları

ABD seçimlerinden demokrasi ve hukuk manzaraları


3 Kasım seçimlerine adım adım yaklaşıyoruz. Dünyâdaki siyâsal hesaplar bu seçimin neticelerine göre dönüşecek ve yeniden şekillenecek. Anketler Biden’ı açık ara önde gösteriyor. Ama, bir evvelki seçimde aynı tablo Hillary Clinton için de böyleydi. Anket şirketlerinin güdümlü, daha çok Demokratların hâkimiyetinde olduğuna dâir bir yaygın kanaât var. Yâni bu şirketlerin sicilinde nesnel doğruyu ortaya koymaktan çok bir kamuoyu oluşturmak yolunda çalıştığına dâir endişelerin yaygın olduğunu söyleyebiliriz. Bence kimin önde olduğunun çok fazla bir ehemmiyeti yok. Şahsî kanaâtim; adayların arasındaki farkın çok sınırlı olduğu yolundadır. Bu da seçim neticelerinin tartışmaya açık olduğunu ortaya koyuyor.

ABD’de hanidir seçim neticeleri tartışmalı yürüyor. George Bush Jr. ile Al Gore arasındaki mücâdele tartışmalara sebebiyet vermiş; mahkemede neticelenmiş ve yeni Başkan Bush, yaklaşık bir aylık bir gecikmeyle koltuğuna oturabilmişti. Demokratlar Trump’ın geçen seçimdeki gâlibiyetini Rusya’nın seçime dışarıdan müdahâle etmesine yormuş ve uzun bir tartışmayı başlatmışlardı. Bu defâ böyle bir ihtimâlden bahseden yok. Putin Ekim ayında yaptığı açıklamada Rusya’nın ABD seçimlerine müdahale etmeyeceği yolunda garanti verdiğini açıkladı. Şaka gibi değil mi? Demek ki isterse edebiliyormuş.. Demek ki ABD’de demokrasi bu kadar kırılganmış.

ABD’nin bir cumhûriyet olarak kurulduğunu ve cumhûriyet fikriyatının kesin tâkipçisi olduğunu biliyoruz. Ama demokrasisinin çok şâibeli olduğu ortada. ABD’de demokrasinin, demokratik irâdenin şekillenmesini engelleyici sayısız mekanizmayla mücehhez olduğunu söyleyebiliriz. Çok büyük bir coğrafyaya sâhip olması ve yerel âidiyet ve bağlılıkların derin köklere sâhip olması gibi sayısız “gerekçeye” dayalı olarak ABD’de demokrasinin adam akıllı işlemesi istenmiyor; seçmenlerin îrâdesi biteviye “dolayımlanıyor” ve engelleniyor. Tuhaf bir seçim sistemi bu. Evvelâ seçecekler seçiliyor. Buna göre bir başkan adayı, rakibinden daha fazla oy almış olsa bile, eğer yeterli seçici delege sayısına ulaşamamışsa seçimi kaybedebiliyor. Nitekim geçen seçimde Hillary Clinton’ın başına gelen de buydu. Bu çarpıklığın izahı var mıdır acaba?

Belki geçen asırlardaki teknolojik yetersizlikler bu çarpık tabloyu bir mecbûriyet olarak kabûl ettirebilirdi. Ama 20. Asır’dan başlayarak gelişen etkileşim ve iletişim ağları bu uygulamayı arkaik hâle getiriyor. Ama ne hikmetse bu “tuhaf” uygulamada diretiyorlar. Diğer taraftan yurttaşlar siyâsetten devamlı olarak soğutuluyor. Katılımlar hep düşük seviyelerde gerçekleşiyor. Her ne kadar siyâset bilimi otoriteleri depolitizasyonu bir mesele gibi gösterseler de, bu durumun bilinçli bir şekilde devâm ettirildiğini düşünüyorum.

Bir de posta yoluyla oy kullanma meselesi var. ABD’de 5 eyâlette bu sistem öncelikli olarak kullanılıyor. Eyâletlerin 2/3’ünde bu sistem yurttaşların tercihine bırakılmış. Az sayıda eyâlette bu uygulama için yurttaşlardan mâzeret talep ediliyor. Neticeten, bu uygulama hayli yaygın ve giderek de yaygınlaşıyor. Ortalama olarak %7 oranında kabûl gören posta mârifetiyle oy verme davranışı son seçimlerde %20’ye tırmanmıştı. Bu seçimlerde %60’ları bulması bekleniyor. İşin tuhafı, Demokratların bu uygulamayı tercih etmesi; Cumhûriyetçilerin ise sandıkta oy kullanmakta ısrarcı olmaları. Ne ehemmiyeti var ki, diye düşünülebilir. Öyle değil. Evet, sıkı bir denetim var. Posta ile oy kullanmak için çifte imza şartı var. İmzâlar taklit edilebilir mi? Pratikte ve iyi niyet karinesi üzerinden bunun olmaması gerekir. Ama teorik olarak mümkün mü; evet.. Bu uygulama tansiyonu yüksek seçim ortamlarında iyiden iyiye şâibeli bir hâle geliyor. Nitekim Trump daha şimdiden bu uygulamaya güvenmediğini ilân etmiş vaziyette. Şöyle de değerlendirebiliriz: Trump %60 oranında posta mârifetiyle oy kullanılan bir seçimi boykot ederek bu seçime giriyor. Maç sırasında korner, ofsayt kurallarını biteviye tartışan bir futbolcudan farkı yok…Farkın küçük bir oranda çıkacağı seçimde, Trump muhtemel mağlûbiyeti durumunda ABD seçim sisteminin tekmil çarpık taraflarını bir koz olarak kullanacak.

Bir de işin mahkeme boyutu var. Geçenlerde, ”Seçimler bitene kadar yaşamak istiyorum” diyen Yüksek Mahkeme’nin “efsâne” üyesi -neden efsâne bilemedim- Ginsburg’un duası tutmadı ve hayâtını kaybetti. Trump yeni atama için Amy Coney Barret isimli bir yargıcı Senato’ya kabûl ettirmek için uğraşıyor. Liberâl Ginsburg’un yerini alması muhtemel olan bu hanım, kürtaj karşıtı , dînî inancını hukukun üzerinde gören ve erkek egemenliğini can-ı gönülden destekleyen katı bir muhafazakâr.. Buna muvaffak olursa Trump, Başkanlık seçiminin neticesi evvelâ karakolda, daha sonra da mahkemede bitse bile avantajlı olmak istiyor…

İşte ABD’de demokrasi ve hukûkun geldiği yer.. Seyreyleyelim….

Google+ WhatsApp