ABD seçimleri Yahudi seçmenler arasındaki bölünmeyi derinleştirdi

ABD seçimleri Yahudi seçmenler arasındaki bölünmeyi derinleştirdi

ABD seçimleri gerek Yahudiler arasındaki fay hatlarını gerekse Yahudi-Evanjelik ilişkilerini net bir şekilde gözler önüne sermesi bakımından önemli.

Zahide Tuba Kor / AA

4 Kasım’da İsrail’in i24 News haber kanalında Yahudilerin Amerikan seçimlerindeki tutumunun tartışıldığı programda Evanjelik aktivist Joel Rosenberg durumu iyi özetledi: “Amerikalı Yahudilerin çoğunluğu Joe Biden’a, İsrailli Yahudilerin ve Amerikalı Hristiyan Evanjeliklerin çoğu ise Donald Trump’a oy verdi. Artık -ezici çoğunluğu solcu ve Demokrat olan- Amerikalı Yahudiler ile -sağcı ve Trump destekçisi olan- İsrailli Yahudiler arasındaki fark kapanamaz şekilde genişlerken, değerler ve çıkarlar bakımından İsrailli Yahudiler ile Amerikalı Evanjelik Hristiyanlar birbiriyle örtüşüyor. (…) Trump’ın 2016 zaferinde Evanjelikler belirleyiciydi. Başkan Trump İsrail’e her ne istediyse verdi. Biden-Harris kazanırsa bu bizim için yıkıcı olacak.”

İsrailli ve Amerikalı Yahudilerin değerler ve öncelikler bakımından ne denli ayrıştığını, aynı programda konuşan Amerikalı Yahudi kadın Haham Rachel Kahn-Troster şu sözleriyle ortaya koydu: “Trump’ın ırkçılığa varan beyaz üstünlüğünden çok rahatsız ve endişeliyiz. Amerikalı Yahudiler oylarıyla Trump’ın ve Netanyahu’nun gündemini reddetti. Bizim önceliklerimiz ABD’nin temel meseleleri olan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisi, sağlık hizmetleri, kadın ve LGBT hakları gibi konular. Trump, Ortodoks kesim dışında Amerikalı Yahudilerin değerlerini kesinlikle yansıtmıyor.”

Yahudi kesimler arasındaki fay hatları

2020 Amerikan seçimleri gerek Yahudiler arasındaki fay hatlarını gerekse Yahudi-Evanjelik ilişkilerini net bir şekilde gözler önüne sermesi bakımından önemli. Aslında on yıllardır Amerikalı Yahudilerin oy kullanma davranışı değişmiş değil. Bu defa farklı olan, Trump’ın İsrail kartını bir seçim yatırımı olarak alabildiğine kullanması ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’dan tutun birçok hahama ve kanaat önderine kadar Ortodoks ve milliyetçi Yahudilerin var güçleriyle Trump’ı desteklemesine ve teşvikine rağmen Amerikalı Yahudileri bir türlü ikna edememesiydi. Tabii bütün bu çabalarda hedef salt Yahudi seçmen miydi? Değildi elbet. Asıl hedef, Amerikan seçmeninin yüzde 20’sini oluşturan ve en çok sandık başına gidip blok halinde Cumhuriyetçilere oy verme eğilimindeki en büyük grup olan Evanjelik seçmenlerdi. Hristiyan Siyonistler de diyebileceğimiz Evanjelikler, kendi dini anlayışları gereği “İsrail’den fazla İsrailci” olmalarıyla meşhurdur.

“Kudüs’ün koruyucusu olduğu için Trump’a oy vermeniz Tanrı tarafından size emredildi.” [1] Evanjelik çevrelerde yürütülen propaganda işte buydu. Aslında tarihsel olarak Yahudi Siyonizminden çok daha önce ortaya çıkan Hristiyan Siyonizmi İsrail’in kuruluşu ve bugüne kadar ayakta kalmasındaki en temel unsur olagelmiştir. İster Cumhuriyetçi isterse Demokrat olsun, gelmiş geçmiş bütün Amerikan başkanları İsrail’in korunup kollanmasını Ortadoğu politikalarının temeli kıldılar. Trump’ın ve ekibinin seleflerinden farkı ise temel motivasyonlarının Evanjelizm olmasıydı. Evanjelikler, İsrail devletini Kitab-ı Mukaddes’teki kehanetlerin bir tezahürü olarak görürler; ABD’nin kaderinin de İsrail’le sıkı sıkıya bağlı olduğuna inanırlar. Nihai kurtuluş için İsa Mesih’i dünyaya geri getirtmek temel öncelikleridir; bunun için de kadim toprakların tümünde İsrail egemenliği sağlanmalı, bütün Yahudiler İsrail’e göç ettirilmeli ve Kutsal Mabed yeniden inşa edilmelidir. Trump’a biçilen misyon tam da buydu ve İsrail sağına her istediğini vererek başladığı bu işi, Mesih’i getirtecek şekilde taçlandırmak için bir dönem daha seçilmesi elzemdi.

Seçimlerin öncesinde Trump’ın zaferi için duaya çağıranlar, sadece Evanjelikler değildi. İsrailli ve Amerikalı (anti-Siyonistler dışındaki) Ortodoks Yahudi gruplar da bu kervana katıldı. Onlar da Hz. Davud soyundan kendi Mesihlerini bekliyor ve ilahi kurtuluşta Trump’a önemli roller biçiyor. Ortodoks hahamların Amerikan seçimleri hakkındaki yorumları, Trump’ın -şahsen hiç dindar olmamasına ve skandallarla dolu özel hayatına rağmen- nasıl algılandığını ortaya koyuyor. Birkaç örnek verelim:

Batı Şeria’nın kuzeyini kapsayan Samarya bölge konseyi başkanı Yossi Dagan, “Trump son dört yılda İsrail ve Yahudi halkı için harika işler yaptı. (…) Obama-Biden yönetiminin sekiz korkunç yılı hatırımızda. (…) İsrail’i, Yahudileri ve Hıristiyanları seven ve [Batı Şeria’yı kastederek] Tevrat topraklarını önemseyen herkes (…) İsrail Devleti’nin gerçek dostu Başkan Trump’a oy vermeli,” dedi. [2]

El-Halil’deki Kiryat Arba Yahudi yerleşimi Başhahamı Dov Lior, Trump’ı Yahudilerin ilk sürgünden geri dönmesine ve mabetlerini yeniden inşasına izin veren Pers Kralı Büyük Sirus’a benzetti. Lior’a göre Trump, “Doğru olanı yapmak için” yaratılmıştır. [3]

Yahudi şeriatının otoritelerinden Haham Yoel Schwartz’a göre ABD bir kavşaktaydı: “Trump seçilirse, yağmurlar tarlaların yeşermesini sağlayan bir nimet olacak (…); Biden seçilirse, aynı nimetler dünyayı yok eden bir tufana dönüşecek. (…) Demokratlar tufan neslinin günahlarını (eşcinselliği, kürtajı) yayarken Trump dünyayı kurtuluşa hazırlıyor.” [4]

Amerikan seçimleri kıyamet ve kurtuluş üzerinden de değerlendirildi. ABD’nin sonunun geldiği ve bir iç savaşın kaçınılmaz olduğu vurgulandı. Kabalacı yazar Haim David Targan şöyle dedi: “Bugün resmen Amerikan İmparatorluğu çağı sona eriyor. Biden kazanırsa, tıpkı Roma gibi, Amerika sert bir şekilde çökecek ve yanacak. Trump galip gelirse, Amerikan çağı zarif bir şekilde sona erecek; gücünü, otoritesini ve egemenliğini tamamen kurtuluş liderlerine devredecek (…) Amerika’nın günleri sayılı.” [5]

Bu söylemler ve Trump’ın eylemleri, Evanjelik veya Ortodoks Yahudi seçmeni cezbetse de Amerikalı Yahudilerin kahir ekseriyetini hiç etkilemediği aşikâr. Nitekim son seçimlerde Amerikalı Yahudilerin yüzde 21’i Trump’a, yüzde 77’si ise Biden’a oy verdi. [7] 2016’da yüzde 24’ü Trump, yüzde 71’i ise de Clinton için oy kullanmıştı. [8] İsrailli Yahudiler arasında Trump’a destek ise yüzde 70’lerde. Bu da bize İsrailli ve Amerikalı Yahudiler arasındaki derin farkı gösteriyor.

Amerikalı tarihçi ve Siyonizm savunucusu Gil Troy, “Yahudi Oyu: Amerikan Seçimlerinde Siyasal Güç ve Kimlik” başlıklı makalesinde 2016 seçimleri sırasında Yahudiler arasında yaygın olan bir espriye yer vermiş: “Bakın şu işe. Cumhuriyetçi ve Demokrat başkan adayları Trump ve Clinton’ın damatları Yahudi; başkanlık ön seçimlerini kazanan ilk Yahudi aday olan Demokrat Bernie Sanders’ın ise tek bir Yahudi torunu bile yok.” Aslında bu, Amerikan Yahudiliğini anlamamız bakımından oldukça öğretici.

Amerikalı Yahudiler, 1920’li yıllardan bu yana Demokrat çizgide; Cumhuriyetçiler ne yaparsa yapsın sağa döndüremiyor. Çünkü ABD’de Ortodoks olmayan yüzde 90’lık Yahudi kitle modern liberal kültüre sıkı sıkıya bağlı; geleneksel dini ritüelleri ve duaları modası geçmiş sayıp dinlerini, Amerikan liberalliğini esas alarak yeniden kurgulamış, önemli bir kısmı da asimile olmuş durumda. Kurtuluşu Mesih’te değil, liberal bireycilikte görüyorlar; ABD’yi kendi “Vaat Edilmiş Topraklar”ı sayıyorlar. Sağcı Cumhuriyetçilerden de, Evanjelik Hristiyanlardan da korkuyorlar, hele de Trump gibi bir başkandan… Trump’ı “beyaz milliyetçileri ve antisemitleri doğrudan ve kasıtlı olarak cesaretlendiren nefret dolu bir otoriter lider” [9] olarak görüyorlar. Avrupa’daki tarihi tecrübelerinin de etkisiyle aşırı sağın sonunda ırkçılığı ve antisemitizmi doğuracağına inanıyorlar. Dinin de devletin de her türlü dayatmasına karşılar. Daha hoşgörülü, çoğulcu ve eşitlikçi bir toplum için ABD’deki sivil haklar mücadelesinin hep ön saflarındalar.

İsrail ise Amerikan tecrübesinden çok farklı bir çizgide. Sosyalist ve liberal ideolojileri mezceden kurucu Siyonist kadro sol seküler bir devlet tasarlasa da zamanla hem Ortodoks dini otorite alanını genişletti hem de parçalı siyasi sistemin de etkisiyle dini ve muhafazakâr partiler hükümetlerde kilit ve etkin roller oynadı. 1970’lerin sonlarına doğru sağ partiler siyasi arenada hızla yükselirken, 1990’larda barış sürecinin başarısızlığa uğraması ve 2. İntifada’nın patlak vermesiyle birlikte 2000’li yıllarda sol partiler iyice eridi. Eskinin aşırı sağının günümüzün merkez partilerine dönüştüğü İsrail siyaseti istikrarlı bir şekilde sağın da sağına kayarken Amerikalı Yahudilerin siyasi eğilimleriyle tam bir tezat teşkil ediyor. Öte yandan İsrail’de Trump’a destek sadece dini değil aynı zamanda milli bir temele oturuyor.

Merkezi ABD’de bulunan PEW’un bir araştırmasına göre, iki ülke Yahudileri siyasi yelpazede kendilerini bakın nasıl konumlandırıyor: Amerika’dakilerin yüzde 49’u liberal, yüzde 29’u ılımlı, yüzde 19’u da muhafazakâr. İsrail’dekilerin yüzde 55’i merkezde, yüzde 37’si sağda, yüzde 8’i ise solda. [10] Her iki ülkede de dindar Yahudiler daha sağda, sekülerler ise daha merkezde veya solda yer alıyor.

Dini konumlanışları da önemli. Günümüzde ABD’de hakim Yahudi ekollerin oranları PEW araştırmasına göre şöyle: Ortodokslar yüzde 10 (Ultra Ortodokslar yüzde 6, Modern Ortodokslar yüzde 3), Reformistler yüzde 35, Muhafazakârlar yüzde 18, Yeniden Yapılanmacı vb. gruplar yüzde 6, hiçbir gruba bağlı olmayanlar ise yüzde 30. [11] Bu ekollerin Yahudiliği liberal değerlere göre modernleştirdiklerini ve çoğu Yahudi’nin sekülerleştiği ve asimile olduğunu da belirtelim. Dolayısıyla bu ekollerin bir kısmı Ortodokslarca dinden sapmış olarak görülüyor.

Gelelim Ortodoks Yahudiliğin tek resmi dini anlayış kabul edildiği İsrail’e. On dokuzuncu yüzyıldan itibaren Batı’da gelişen modern dini ekollerin her birinin İsrail’de sadece yüzde 2-3 kadar müntesibi var. PEW araştırmasına göre 2015 yılı itibarıyla [12] İsrail toplumu kendisini şöyle tanımlıyor: yüzde 22 Ortodoks (yüzde 9 ultra Ortodoks, yüzde 13 dindar), yüzde 78 Ortodoks olmayan (yüzde 29 geleneksel, yüzde 49 seküler).

Bu arada İsrail’de dindarlık ABD’dekinden çok daha fazla olsa da, iki tarafta da yüzde 20 kadar ateist var ve bunlar kendilerini etnik ve kültürel temelde Yahudi olarak tanımlıyor.

ABD’deki Yahudilerin seçim tercihleri

Amerikan Yahudi Komitesi’nin (AJC) anketine [13] göre 2020 seçimlerinde Yahudilerin oy tercihinde belirleyici birincil ve ikincil öncelikleri Kovid-19, sağlık hizmetleri, ekonomi, ırk ilişkileri, suçlar ve dış politika; İsrail’i zikredenlerin oranı ise sadece yüzde 5. Bu öncelik listesinin geçmişte de çok benzer olduğunu J-Street anketleri ortaya koyuyor. Liberal Yahudi kitlenin oy verme davranışında İsrail yanlılığından ziyade (kürtaj ve cinsellikle ilgili konularda) bireysel tercih hakkı öne çıkıyor. Bu oranlar seçmenin sandıkta ve siyasette Yahudiliklerinden ziyade Amerikalılıklarını ön plana çıkardığını gösteriyor. Öte yandan oy tercihlerinde İsrail’i göz ardı etseler de normalde İsrail yanlısılar. Amerikalı siyasetçiler zaten İsrail savunucusu olduğundan karşılarında İsrail yanlısı ve karşıtı diye iki ayrı aday profili yok.

İsrail yanlısı liberal bir lobi kuruluşu olan J-Street tarafından 2018 ara seçimleri sırasında yapılan bir ankete [14] göre Trump’ın başkanlık performansını onaylayan Amerikalı Yahudilerin oranı yüzde 25. İran’la nükleer anlaşmayı destekleyenler yüzde 67, İsrail-Filistin arasında iki devletli çözümü savunanlar yüzde 83, Batı Şeria’nın her yerinde yeni Yahudi yerleşim inşasını destekleyenler ise sadece yüzde 23. Bu veriler, Amerikalı Yahudiler arasında Trump’ın ve Netanyahu’nun değil, Obama-Biden ikilisinin Ortadoğu politikalarının revaç bulduğunu gösteriyor.

Yine anketlere göre Netanyahu, Amerikalı Yahudiler arasında epey olumsuz bir imaja sahip ve yıllar geçtikçe bu algı daha da pekişiyor. Bunda hem kendisinin sağcı kimliği hem de ABD’deki Evanjelik ekiple sıkı işbirliği etkili.

AJC anketine dönersek, Amerikalı Yahudilerin yüzde 77’si Trump’ın performansından rahatsız. Beğenenlerin oranı ise Ortodokslarda yüzde 75, Muhafazakârlarda yüzde 24, Reformistlerde yüzde 20, Yeniden Yapılanmacılarda yüzde 4 ve laik Yahudilerde yüzde 15. [15] Seçimlerde Trump’a oy verenlerin ekollere göre dağılımı da bu verilerle örtüşüyor.

Aslında Amerikalı Yahudilerin seçimlerde İsrail’i öncelememelerini salt bencil bireysel çıkarlar üzerinden okumak yanlış. Zira Amerikalı Yahudi seçmenler, iç siyasette İsrail’e desteğin partiler üstü “milli” bir uzlaşma olduğunun bilincindeler. Biden’ın da Trump kadar İsrail dostu olduğuna ve Orta Doğu politikasında bambaşka bir paradigmaya geçmeyeceğine şüphe yok. Aradaki temel fark, Biden’ın İsrail’e dini bir perspektiften adanmışlıkla bakmaması ve Trump’ın Evanjelik ve Modern Ortodoks Yahudi ekibini dağıtıp yerine daha seküler ve liberal Yahudileri koyacak olması. Türkiye’den baktığımızda bunu “ha Ali Veli, ha Veli Ali” diye görüyoruz. Oysa İsrail’den bakıldığında Biden’ın İran’la nükleer anlaşmaya geri dönme ve ambargoları kaldırma/hafifletme, mimarı Trump’ın damadı olan sözde Yüzyılın Anlaşması’nı sahiplenmeyip klasik Amerikan politikasına dönme niyeti ve bu bağlamda İsrail’in ilhakı politikasına karşı çıkması, sınırsız Yahudi yerleşim inşasına razı gelmemesi, Filistin tarafıyla diplomatik ilişkileri yeniden kurup kesilen paraları yollama ihtimali ve iki devletli çözüm için İsrail tarafına da baskı uygulayacak olması adeta bir Nekbe (Büyük Felaket) gibi algılanıyor. Tabii Nekbe’ye İsrail’in mi, yoksa bütün yatırımını Trump’a yapan Netanyahu’nun mu duçar olacağını, eli kulağındaki dördüncü erken seçimin sonucunda göreceğiz.

İktibas Dergisi

[Orta Doğu politikaları alanında çalışan Zahide Tuba Kor’un araştırma konuları arasında dinler ve mezhepler tarihi ve Türk dış politikası bulunmaktadır]

Google+ WhatsApp