ABD Şam’ı vurursa Türkiye nereyi vurur?

ABD Şam’ı vurursa Türkiye nereyi vurur?


ABD Şam’ı vurursa Türkiye nereyi vurur?

 

 

Başkan Trump’ın geleneksel Twitter ataklarıyla başlayan Suriye’ye vaziyet etme günlerine girmiş bulunuyoruz. Ne kadarı ciddi bir diplomasi hesaplamasının toplamıdır ne kadarı Amerikan iç politikasıyla ilgilidir ne kadarı göze/ciddiye alınır kestirilemez ama ‘bazı yenilikler’ var tabloda...

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Farkındalık faydası şu: Beyaz Saray ciddiyeti bu sefer doğru ise çok tehlikeli bir alanın eşiğinde bulunduğumuzu; a) ABD ve Rusya arasında-gerçekleşmesi soğuk savaştaki ‘denge politikaları’ alışkanları yüzünden hep olmazlanan-kısmi bir çatışmaya kapı açma ihtimali, b) ABD’nin Suriye’ye -Ruslara göre ‘sürekli’- dönme olasılığı, c) klasik yöntem olarak Batı tipi kuruluşları önce bölgeye sokarak ardından oldu-bitti yaratma planını tekrarlama fırsatçılığında görebiliriz.

Başkan’ın Twitter’da yazdıkları şöyle idi: “Kadınlar, çocuklar dahil olmak üzere kimyasal saldırıda çok insan öldü. Bölge Suriye ordusu tarafından kuşatılmış durumda. Başkan Putin, Rusya ve İran, hayvan Esad’ı destekledikleri için sorumlular. Büyük bedel ödenecek”...

Ardından yine Başkan’dan gelen, “48 saat içinde büyük kararlar alacağız” açıklamasının herkesi heyecanlandırması haklı.

Öyle veya böyle ‘bir şey’ olacak!..

İLK KEZ PUTİN’İN İSMİNİ AĞZINA ALIYOR!

İçerikte öyle çok dikkat çekici ‘gönderme’ var ki, ‘hayvan’ ifadesi öyle ilgi çekiyor, metnin gerisini flulaştırıyor ki, Başkan Trump’ın göreve geldikten sonra Rusya’yı eleştiren, hatta iç politikada bu ülkeyle arasında kurulmak istenen rabıtayı ezmek adına abartılı biçimde Moskova’ya yüklenen açıklamaları var ki, Vladimir Putin’in isminin ilk kez bu türden suçlamanın içine dahil edildiği fark edilmedi...

Bu önemlidir. Rusya’nın anlayacağı bir retorik bu. Washington’a yönelik, ‘kimin hangi dediğine inanalım’ söyleminin dışında bir mesaj içeriyor.

İkinci önemli, aynı zamanlı gelişme; ABD’nin Şam yönetimini cezalandıracağına ilişkin işaretleri pekiştiren bir Tel Aviv hareketi...

İsrail savaş uçakları Suriye-Humus’ta Şam yönetimine ait bir askeri hava üssüne füze saldırısında bulundu. Tahran’ın teyit ettiği üzere, İranlı milisler de vuruldu.

Bir, bu üs Doğu Guta’ya yönelik saldırıları gerçekleştiren uçakların kalktığı havaalanı olarak biliniyor. İki, İsrail-Rusya arasında hava operasyonlarından doğan, kısa süre önce bir İsrail uçağının düşürülmesine kadar varan süreçte yeni sayfa açıyor! Üç ve önemlisi; İsrail operasyona girişmeden evvel ABD’ye haber veriyor!..

Bu nedenle İsrail saldırısı, Washington’un Suriye’de girişeceği askeri bir girişimin öncü birliği sayılabilir. Kuşkusuz BMGK toplantısı veya Trump’un askeri yetkililerle yaptığı toplantılar da ipucu listesine yazılabilir ama daha Mart sonunda Yunanistan hava sahasında gerçekleştirilen, İsrail-Birleşik Arap Emirlikleri savaş uçaklarının eğitildiği tatbikatı delil sayalım derim.

Türkçesi şudur; Vuran ABD’dir. Vurulan da sadece Şam üssü değildir. Hem İran vuruluyor hem Rusya!.. İşte bu yüzden ABD’nin ‘48 saat içinde alacağı karar’ muhtemeldir, askeri bir adım olacak ..

‘... AND CAN LEAD TO VERY GRAVE CONSEQUENCES’...

Kremlin de durumu böyle anladığı için bir yandan siyasi otoriteleri eliyle, ABD’nin bölgede ne yapmak istediğini anlatıyor; “ABD bölgeye sürekli bir dönüşün zeminini hazırlıyor”... Bir yandan Dışişleri Bakanlığı’nın ağzından resmileştirerek, “... and can lead to very grave consequences-... yalan/yanlış bahanelerle yapılacak bir askeri müdahale çok ciddi sonuçlara yol açar” uyarısını yapıyor... Nihayet medyası da, “Rusya ve ABD çatışmanın eşiğinde” manşetleri atıyor.

Türkiye’nin bu sıkışmışlık içinde nasıl bu denli rahat yürüdüğünü merak etmiyor musunuz?..

Doğu Guta’da yaşanan dramın tek bir saniyesinde Türkiye’nin mesuliyeti zaten yok. Üstüne, Türkiye’nin bu konudaki söylemi, “her iki müttefik/dostunu” kollama yoluna asla girmiyor...

AMERİKA, TÜRKİYE’NİN ADINI AĞZINA BİLE ALAMIYOR

Pazartesi gerçekleşen Bakanlar Kurulu toplantısı, hem ABD’yi hem Rusya’yı -ve başka kim var ise hepsini birden- sorumluluk noktasında Guta’nın utanç mezarına gömüyor.

Gelinen konjonktür, Esad’ın gitmesine yönelik Ankara tutumunu güçlendiriyor. Ama bunun üzerine oynayacağım diye tüm bölgedeki ana prestij kaynağı ve temel ilkesi adalet ve “insanı korumak”tan geri çekilmiyor.

Sadece ülkeleri eleştirmekle kalmıyor, uluslararası kurum ve kuruluşları da aleni ifadeyle “hiç” olmakla suçluyor. Bu ithamın muhataplarının verebilecekleri bir yanıt bulunmadığı gibi buna güçleri de yok!

“Kimyasal silahlarla öldürülenler ile normal silahlarla öldürülenler farklı mı” sorusu aslında, Batı boynuna asılmış yargı yaftasıdır.

Sahile vuran bebeklere kıllarını kıpırdatmayanlar, kız çocuklarının ölü bedenlerinin başında gözyaşları içinde ‘koruyamadım seni’ diye özür dileyen babalar için de kalplerini titretmiyorlar...

Bu satırların yazıldığı anlarda Rusya, Guta’da yaşananların bir kimyasal silah saldırısı olmadığını ispat etmeye yönelik adımlar atıyordu. Doğru-değil bilemeyiz.

Haklı ise Batı tuzağı vardır, göreceğiz. ABD ise Ankara Zirvesi’nde ulaşılan uzlaşının ortasına Esad’ı ateşten bir top gibi atmış durumda. Esad probleminin üçlüyü çözeceğini düşünüyor. Rusya ve İran’a “tutun” derken, Ankara’ya “yakan toptan kaç” diyor.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp