ABD polisi FET֒cü Prof.’u uyarmış: “Kardeş, kıblen yanlış”!

ABD polisi FET֒cü Prof.’u uyarmış: “Kardeş, kıblen yanlış”!


ABD polisi FETÖ’cü Prof.’u uyarmış: “Kardeş, kıblen yanlış”!

 

 

Bir süredir FETÖ’cü internet sitelerini takip ederek, yurtdışına kaçan örgüt mensuplarının ne düşündüklerini anlamaya çalışıyorum..

Çok kısa bir süre öncesine kadar, kuyruğu hep dik tuttular..

Taktik değişikliği midir.. 

Tabanı elden kaçırmamak isteğinden midir..

Yoksa artık kısa vadede hainliklerinin unutturulmasının imkansızlığını anlamalarından mıdır, tam bir tespit yapmam mümkün değil ama..

Hafif hafif..

İnceden inceye..

Kendilerini eleştirmeye başladılar..

Kendi sitelerinde..

Hala teröristbaşı Fetullah Gülen’e bağlılıklarını ifade ederek, bazı örgüt mensuplarının yaptıkları eleştirileri vereyim..

Yapılmak istenileni, birlikte anlamaya çalışalım..

İlk isim, Harun Odabaşı isimli bir gazeteci..

Kendisini tanıtırken, yıllar öncesinde Zaman gazetesinin birinci sayfasını yapmakla övünüyor..

Belli ki, derin yapının içinde yer almamış..

Ama bulunduğu ülkenin ismini vermek istemeyerek, ya kendisini önemli birisi gibi göstermek istiyor..

Ya da..

Bize, “Bu örgütün tabanındaki adamlarına bile güvenme” mesajı veriyor..

Söylediklerinde en tuhafıma gideni, 15 Temmuz darbesinden sonra, camilerde okunan selaya, bir laikçi tavrı ile tepki vermesi..

İfadesi aynen şöyle:

“Evde her kapı çalınışı ‘Acaba geldiler mi?’ seansına dönüşmüştü. Camilerden yapılan propaganda dayanılmazdı. 15 Temmuz’un üzerinden 1,5 yıl geçti ama eşim hâlâ ezan ve sela dinleyemiyor diyeyim, gerisini siz tahmin edin isterseniz.”

Müslüman olduğunu iddia eden bir aile..

Ezan ve seladan nasıl rahatsız olabilir?

O ezan ve selalar, darbecilere karşı halkın birlikteliği için okunmuş iken..

Eğer darbeyi son ümit olarak bu FETÖ’cüler yapmadı ise..

Onlara ne ki, darbecilere karşı okunan ezan ve seladan rahatsız olmuşlar?

Ve en sonunda da..

Gülen grubuna bağlı tabandaki garibanlar, dandik botlarla sınır ötesine geçmek isterken, çoluk-çocukları ile boğulurken..

“Ezandan rahatsız” olduklarını açıkça itiraf eden bu Zaman çalışanları, tereyağından kıl çeker gibi, ailecek sınır ötesine geçivermişler..

FETÖ suçlaması ile korkup, yurtdışına kaçan Harun Odabaşı’ndan, bir de örgüt eleştirisi dinleyelim:

Soruluyor:

“Ne tür hatalar yapıldı?”

Cevap şöyle:

“Örneğin dershane krizi başlar başlamaz, düne kadar göklere çıkarılan ekonomi, krizin eşiğine getirildi. Çöpten beslenen insan haberleri yapılmaya başlandı. Uğur Dündar’ın Star TV’de bir dönem yaptığının kötü bir kopyasıydı. Çok önemli bir diğer nokta Hizmet hareketinin mahiyeti gereği diğer partilerle de arası iyi olmalıydı. Diyalog zeminini yine taşıdığı değerler itibarı ile kaybetmemeliydi. Sonradan bazı hamleler olsa da AKP ile siyam ikizi görüntüsünü kırmakta yetersiz kalındı.”

Bu eleştiriler için, yurtdışına kaçmaya..

17 Aralık hain darbesinin üzerinden 4 yıl geçmesinin beklenmesine..

15 Temmuz darbesinin yapılmasına..

250 insanımızın şehit edilmesini beklemeye gerek var mıydı?

Yıllardır yazmıyor muyuz biz bunları..

“Bir dershane için, nedir bu kavga” demedik mi?”

Dersanenin arkasından, emniyette, üniversitelerde, askeriyedeki yapılanmalarının ortaya çıkacağını bildikleri için..

CIA ile birlikteliklerinin ortaya çıkacağını bildikleri için..

Kumar oynadılar..

“Ya kazanırız, ya kaybederiz.. Şansımızı denemezsek, zaten kaybedeceğiz”diyerek..

Şanslarını denediler..

Başaramadılar..

Şimdi, olayların üzerinden 4 yıl geçtikten sonra..

“Uğur Dündar’ın kötü bir kopyasını yaptık” diyorlar..

Bize de, “Günaydın” demek düşüyor..

Bir başka FETÖ mensubu, Prof. Savaş Genç.

17 Aralık döneminin, FETÖ kanallarının vazgeçilmez genç profesörü..

O da Almanya’ya kaçanlardan..

Ailecek kaçanlardan..

Garibanlara yırtık botlar..

Bunlara ise, kaçarken lüks yatlar veriliyor olmalı ki..

Kimseye çaktırmadan..

Sınır ötesine ulaşıveriyorlar..

Savaş Genç ne diyor, FETÖ için?

17 Aralık’ta “AK Parti şöyle kötü.. Böyle kötü” demekten bir saniye vazgeçmeyen Savaş Genç, bakın neler de biliyormuş:

“Hizmet’in ekonomik yapısını da şiddetle eleştiriyorduk. Ben mevcut iktisadi yapıya ‘Hizmet komünizmi’ diyordum. İş adamlarından ve esnaftan alınan paralarla ticari teşekkül kurup, başına ilahiyatçı imam geçirip bundan başarı beklemek evrensel değerlere değer katma iddiasındaki bir harekete yakışmıyordu, yapıların gerçek bir  sahibi yoktu. Başındaki abi müsaade ettiği kadar hizmet edebiliyordu.”

Buyrun, “İş adamlarının mallarına el konuluyor” iftiralarına cevabı, FETÖ’cü Prof.’tan alın..

Ne imiş, o firmalar?

“Esnaftan alınan paralarla kurulan ticari teşekküller..”

Daha ne desin, Savaş Genç?

Her şeyi açıklıyor, bu itiraf..

Son örneğim de bir profesör..

Bu, 17 Aralık sonrasında yurtdışına kaçanlardan değil..

Yıllar önce ABD’ye gitmiş..

Ama çok ilginç ve belki de, birazcık basiret sahibi olsa idi..

Çok kolay uyanacağı bir olayı, değerlendirememiş, hâlâ örgütün borazanlığını yapmaya devam ediyor..

Kimdir bu Prof.?

Nedir o olay?

Adı Prof.Dr. Ali Yurtsever..

İlginç olayı da, küçüklüğünden beri Gülen’e bağlılığını övünçle anlatanYurtsever’in kendisinden dinleyelim:

“İlk Miami’ye geldiğimizde havaalanında namaz kılarken selamdan önce yanıma bir polis geldi. 11 Eylül’den çok da fazla bir süre geçmediğinden, belki bir tahkire, tazire maruz kalacağımı düşündüm, selamdan sonra polis omuzuma vurarak ‘Brother! Your qibla is wrong!/Kardeş, kıblen yanlış!’ deyince, endişeyle karışık bir rahatlama yaşadım.”

Ah adaş ah!

Allah söyletmiş, ABD’li polise..

“Kıblen yanlış” diye..

Sen uyanamamışsın..

Sen sadece, namaz kılarken yüzünü doğrulttuğun yönün yanlış olduğunu sanmışsın..

Oysa..

ABD’li polis, belki de CIA bağlantılarınızı bilerek seni uyarmış: 

“Kardeş, kıblen yanlış” diye..

Ama uyanamamışsın.. 

Üzerinden 17 yıl geçmiş ama.. 

Hâlâ uyanmaya niyetin yok!

Heyhat!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp