ABD kötülüğü seçti(2)

ABD kötülüğü seçti(2)


ABD kötülüğü seçti(2)

 

 

Batı” kültür târihi farklılıkların fetişizmi ile farksızlaşmanın uçuculuğu arasında savrulmanın en tipik misâlidir.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Bir taraftan, belki de feodal geçmişinin ayartmasıyla kültürel farklılıkları kutlamayı, yüceltmeyi asla bırakmamış; diğer taraftan ise, feodalitenin toptan reddi manâsına gelen Aydınlanmanın itkisiyle “insanlık” ortak paydasında insanlığın aynılaşması idealinden vazgeçmemiştir. Ama ilginç bulduğum husus, savrulmaların daha çok söylemsel olmasıyla âlâkalıdır. Değilse; içerikte sâbit bir durum ortaya çıkmaktadır. İnsanlık değerleri, neticede “Medenî Batı”nın öz nitelemeleriyle yüklüdür. Bunun içeriği oluşturulurken başka kimseye danışılmaz. O zaman savrulma, etnosantrik Batı’nın çeşitlemeleriyle sınırlıdır. Bu, dargörüşlü bir milliyetçiliğe veyâ ırkçılığa oturabileceği gibi, “medenî-gayrı medenî” dünyâlar ayırımına da oturabilir. İkisi arasındaki çatışma ve savrulmaların bir yanılsama olduğunu düşünüyorum.

Avrupa olarak Batı, özellikle sömürgeciliğin pratikleri içinde medenî-gayrı medenî ayırımını çok katı ve aşağılayıcı bir şekilde işledi. Evrensel insanlık değerleri olarak sunumlanan, ama aslında Avrupa’nın öz nitelemeleri ve güzellemeleriyle sınırlı olan bu ideolojik âletlerle sömürdüğü veyâ nüfuzu altında tuttuğu coğrafyaların insanlarını asırlar boyu bunalttı.

ABD Hegemonyası, aslında bu insanlığa bıkkınlık veren ağırlığı dağıtarak tezâhür etti. Herşeyden evvel bizzât kendisi Birleşik Krallığın sömürgesi olmaktan kurtularak varolmuştu. Diğer taraftan Avrupa’nın târihsel ağırlıkları (kültürel, inançsal dışlama, ekonomik eşitsizlik vb) altında ezilen azınlıkların nüfusu ile nüfuslanıyordu. Felsefe, târih, teoloji gibi ağırlıkları olmayan, ama büyük bir coğrafya ve büyük beklentileri buluşturan, pratik girişimcilik üzerine yükselen farklı bir dünyâydı bu. ABD sanki târihin puslarını dağıtıyor, ağırlıklarını eritiyor ve herkese, kendisini temize çektiği imkânları cömertçe bahşeden yeni bir iklim sunuyordu. Evet neticede kuzendiler ama Homo Americanus, Homo Europaerus’dan çok farklıydı. Avrupa çok dayatıcıydı. Hayli küçük, sıkışık ve farklılıkların göze battığı bir coğrafyada, en küçük bir kriz kıtayı tutuşturmaya yetiyordu. Hâlbuki Yeni Dünyâ’nın arâzileri “git, git bitmiyordu”. Her farklılık bu devasa coğrafyada kendisine bir kültürel-ekoloji oluşturabiliyor; kendisinden ibâret bir dünyâ kurabiliyordu. Öz nitelendirmelerle coğrafî mekân ve demografik saflık örtüşüyordu. Diğer taraftan büyük metropollerde, gettolar kuruluyor ve herkes kendi gettosunda kendi iş dünyâsını kuruyordu. Tek sıkıntı, “siyah-beyaz” ayırımıydı. Bu ayırım, ârî ırk teorilerinin vardığı en yüksek kesinliğe işâret eder. Vasatî bir ırkçının kafasında bile, Hitler’in sarı saçlı mavi gözlü Yahudileri neden kestiğine dâir bir soru işâreti kalabilirdi. Ama siyâh-beyâz ayırımı her türlü tereddütü tasfiye ediyordu.

Avrupa dış bükey bir gelişme gösterip katılaşırken; ABD içbükey bir kültürlenme ile inançsal ve değersel bir çeşitliliğe dayalı, esnek, kapsayıcı, yumuşak dokulu bir öz nitelendirme geliştiriyordu. Avrupa’nın “derinliği” ile ABD’nin “yüzeyselliği” arasında olduğu söylenen fark aslında budur. Katılaşmanın derinliği ile yumuşaklığın yüzeyselliği…Büyük târihsel tortuların kompleksleri ile târihsizlik ve kompleksizlik… Hâsılı, eğer ırkçılığı ABD’nin bir iç ayıbı olarak görmezden gelirseniz, siyah olmamak kaydıyla ABD’de yabancıları dışlayan hiçbir şey yoktu. Hür dünyâ olarak tanımlanan Amerika’yı kuran değerlerle uzlaşırsanlar için, Amerikalı olmanın önünde de bir engel kalmıyordu. Meselâ bu, Avrupa’yı kuran değerlerle uzlaşmak sûretiyle otomatik olarak elde edilebilir değildir. (Avrupalılık imtihanı çok ama çok daha ağır bir imtihandır).

ABD’nin, yâni Hür Dünyâ’nın düşmanı, özel bir kültürel kategoriye karşılık gelmeyen ideolojik bir düşmandı: Komünistler. Komünistlikten istifâ etmek bile ABD’nin kapılarını açmaya yetiyordu.

Duvarın çöküşünden sonra yeni “düşman” ideolojik olmaktan çıktı; şaşırtıcı bir şekilde dinselleşti ve kültürelleşti. Komünizmin yerini İslâmın alması lâlettayin bir nöbet değişimi değildir. ABD’nin öz nitelendirmesini de dönüştürmüş olan bir gelişmedir bu. Reagan, düşmanı diabolik terimlerle adlandırıyordu. Reagan’ın şeytân üçlüsünde adı geçiyordu; ama Sovyetler Birliği soğuk Savaş devrinde ABD’nin düşmanıydı; şeytânı değil. Afganistan, Körfez Savaşları ve tabiî ki 11 Eylül sonrası bu diabolik yaklaşım keskinleşti ve siyah-beyaz ayırımına göre işleyen ABD ırkçılığını; ardalanında onu besleyen dinsel aşırılıklarla berâber yeniden üretti. Artık Beyaz; Hür Dünyâ , siyâh ise İslâm Dünyâsıdır. (Gâliba bu durumda en kötü olan siyahî bir Müslüman olmaktır).

J.Baudrillard döngüyü çok güzel anlatır. Her öz nitelendirme kendi kırılganlığını da doğurur. Öz nitelendirmenin içerdiği niteliklerin olmadığı yerler; üzerinde yabânîlerin cirit attığı yaban ellerdir. Şeytanlaştırma, melekleştirmenin fonksiyonudur. Şeytanlaştırma, yabanînin zebânîleştirilmesidir. Melek ise kendi krılganlığına mahkûmdur artık. Şeytânı abartmak, meleği kırılganlaştırır. Şeytânın baş ustalığı terör size vurur. Siz ise ellerinizde mumlarla, elele tutuşarak olay bölgesinde vâkur bir protesto yaparsınız. Siyâsetçiler, medenî dünyânın değerlerini teröristlere yedirmeyeceklerini anlatan nutuklar irâd eder. Elden ancak bu kadarı gelir. Terör bir defa daha vurur. Yine aynı şey. Terör bir defa daha vurur. Çâresizsinizdir. Kötülük sizi teslim almıştır. Meleklerin kaybedecek şeyleri vardır. Şeytânın ise yoktur. Anjelik, diabolik karşısında ne kadar çâresizdir.

İşte Trump bu döngünün aşılmasıdır. Bir dediğinin diğeriyle tutmadığı, güvenilmez, kibirli, saldırgan, hesap vermez söylemiyle, Trump ABD’deki dönüşümü anlatıyor. Artık ABD, ABD’den ibârettir. Kendisini nasıl tanımlıyorsa öyledir. Bu da büyüklük ve güç tanımıdır. ABD artık şeytanların cirit attığı bir dünyâda melek rolünü oynamayacaktır. Şeytanlaştırdıkları kadar şeytan olmaya, iyiliğin kırılganlığında değil, kötülüğün katılığında yoluna devâm edecektir. ABD artık kötülüğü seçmiştir….

 

YENİ ŞAFAK

Google+ WhatsApp