AB işi ilelebet yatar

AB işi ilelebet yatar


Büyük salgınlar ve “pandemiler”, yeryüzündeki siyasal yapıyı değiştirmiştir; radikal kopuşlar yaşanmıştır.

Bundan sonra da böyle olacaktır.

Koronavirüsü “hayırlısıyla” savdıktan sonra, eski aktörler ve belirleyici olan ülkeleri yerli yerinde bulamayabiliriz.

Örneğin AB...

AB’nin, bir “dayanışma örgütü” değil, amansızca rekabete dayalı büyük bir çıkar örgütü olduğunu, koronavirüs vesilesiyle bir kez daha görmüş olduk.

Geçen hafta gazeteler, bu rekabetin haberleriyle (gülünç örnekleriyle) doluydu.

Dayanışma, yardımlaşma, paylaşma hak getire...

Dayanışma (!) örgütünün üyeleri, artık birbirlerinin sağlık malzemelerini çalıyorlar...

İtalyanlar Çeklerin, İspanyollar Fransızların mallarına çöküyor.

AB değil, harami düzeni...

Eskiden nasıl kafalarlardı bizi? Türkiye bir “geçiş dönemi” yaşıyordu. Önemi de artıyordu... Yaşadığımız ekonomik sıkıntı, çektiğimiz acılar işbu geçiş dönemini salim bir şekilde atlatamamaktan kaynaklanıyordu...

21. yüzyılda ayakta kalmak istiyorsak, Batı (özellikle AB) koalisyonuna dahil olmalı, (örneğin) “teröre karşı topyekün mücadele”de yerimizi almalıydık. (Tabii ki İslam terörü demek istiyorlardı)

Bu fikriyatın yerli destekçileri de vardı...

Mebzul miktar hem de...

Hoştu söyledikleri...

Referanslarını gelenekten, tarihsel derinliğimizden almayan hoş ama son derece boş laflardı...

Bir perspektif sunmuyordu. Sadece Türkiye’nin Batı karşısındaki (nezdindeki) pozisyonuna işaret ediyordu.

“Engizisyon, haçlı seferleri, sömürgecilik, Batı medeniyetinin kanlı meyveleri” diyordu Cemil Meriç, “Batı, bireysel bencillikten zarar gördüğü için, kurumsallaştırmış bunu. Şatafatlı adlar takmış bencilliğine. Aile demiş, parti demiş, sınıf demiş. İpek eldivenler geçirmiş pençesine ve kutsal kavramların gölgesinde her cinayeti işlemiş.”

Batı, işte bu cinayetine “erkete” yazmak istiyordu bizi.

Tam üyelik söz konusu değildi.

Fransız romancı Romain Gary’ye göre Avrupa Birliği tasarısı, sömürgelerini, sömürge imparatorluklarını unutmamış Avrupalı eski büyük güçlerin, şimdi bu hayali, bazı Üçüncü Dünya ülkeleriyle anlaşmalar yaparak sürdürmek istemesinden ibarettir.

Dolayısıyla, Türkiye’nin bu koalisyonda yeri yoktur.

Hiçbir zaman olmayacaktır.

Bakın, meseleyi nasıl koymuş Kemal Tahir...

Hem de yarım yüzyıl öncesinden.

Biraz “anakronik” kaçacak ama alıntılamakta yarar görüyorum yine de:

“Batı dediğimiz kıravatlı yamyam, insan eti yemekten başını aldığı bir sıra, her nasılsa, kilisenin naslarını rafa kaldırmış ve onun yerine güya akıl bayrağını göndere çekmiştir. Burjuva marifeti olan bu iş, kısa bir zamanda batıya bir üstünlük sağladı. Hıristiyanlığa dayanan altrüist ahlak yerine, aklın piçi olan egoist ahlak geldi oturdu. İflas etmek üzere olan namuslu mahalle bakkalına, ‘İflastan kurtulmak istiyorsan kerhane aç’ diyen namussuz tüccar gibidir batının bize tavrı...”

Batı bitmiştir...

Batıyla birlikte AB hayalleri de bitmiştir.

Önümüzdeki yıllarda, bu güya “dayanışma örgütü”nün çatırdayarak yıkıldığını görürseniz, şaşırmayın.

Google+ WhatsApp