“70’lik rakı, 5 şişe bira..” Peki sonu ne oldu?

“70’lik rakı, 5 şişe bira..” Peki sonu ne oldu?


“70’lik rakı, 5 şişe bira..” Peki sonu ne oldu?

 

Bir yılbaşı daha geçti..

“İçmeyin” dedik.

“Hepimiz aynı gemideyiz.. Sizin içmeniz; önce size, ama sonra da bize zarar” dedik..

“Bu zıkkımın bir faydası yok, siz de biliyorsunuz.. Bu kör inat niye” dedik..

“Sadece yılbaşında değil, diğer zamanlarda da içmeyin..” dedik..

“ ‘Ben kararınca içiyorum’ diye bir şey olamaz.. Birazını içince, zaten şuurunuz kayboluyor. Şuurunuz kaybolunca, biraz daha içiyorsunuz. O dakikadan sonra siz, kendinizde değilsiniz ki, kararında olup olmadığını akledebilesiniz.. Azı da haram, çoğu da haram, gelin vazgeçin şu zehirden” dedik..

Dinletemedik..

Anlatamadık..

Gençlerimizi, insanlarımızı koruyamadık..

Solcu geçinen sözde emekçilerin medya organı (Birgün) köpürttü..

“Yılbaşı sepeti nasıl dolacak” diye manşet attı..

“70’lik rakı, 5 şişe bira”nın hesabını yapıp, “AK Parti iktidarı, halkın içki içmesini önlüyor” diye hesap sormaya kalktı..

Yine solcu olan, ama burjuvaziye daha yakın olan gazeteleri (Sözcü) “Evde yılbaşı sofrası 612 TL” diye başlık attı..

“Alkollü, hindili, kuruyemişli 4 kişilik yılbaşı sofrasının maliyeti en az bu” diyerek, alkol teşvikinde bulundu..

“Asgari ücretin 4’de biri”nin bu listeye gittiğini, ancak “listedeki alkolden sarfınazar edilirse, toplam harcamanın yarıya indiğini, dolayısı ile AK Parti’nin alkole düşman olduğunu” bir kabahat gibi göstermeye çalıştılar..

Diğer medya organları da “durumdan vazife çıkartmış”, insanları içki içmeye teşvik için, sözümona bigilendirmeler(!) yapıyordu..

Bir tanesi hayli ilginçti..

İçki çeşitleri sıralanıp, sabaha etkisi en fazla azalacak olan ve etkisi sabah da sürecek olanları ve oranlarını sıralamışlardı.

Bir tanesinin etkisi sabah vakti ancak % 10 oranında azalıyormuş. Bir diğeri % 20.. % 30’lara kadar değişiyor..

Hani ertesi günü tatil olduğuna göre, “Etkisi uzun süreli olanı tercih edin, nasıl olsa ertesi günü de tatil.. Paranız boşa gitmesin” mi demek istiyorlar..

Yoksa..

“Sabaha kadar etkisi azalacak olanı tercih edin, sabah da içmeye devam edersiniz” mi demek istiyorlar, pek anlaşılmıyor..

Dikkatimi çeken ise, içkilerin öldürücü etkisi ile ilgili tek ayrıntı olmaması idi.

Oysa..

İşin temeli yanlış..

Bir tanesini içiyorsunuz..

Kafanız kıyaklanıyor..

Biraz daha içmek istiyorsunuz..

Kafa kıyak olunca..

Tesiri daha uzun süre kalıcı olanı tercih edebiliyorsunuz..

Birbiri ile anlaşamayan içkileri ardı ardına alabiliyorsunuz..

Sonuç?

Sonuç vahim..

Hayır, lafta değil yaşanılan vahamet..

Her sene olduğu gibi..

Bu sene de, yine vahameti yaşadık..

5 yıl ilkokul.. 3 yıl orta, 3 yıl lise.. 

Sonrasında üniversite imtihanı.. 

Ve..

5 yıl diş hekimliği fakültesini oku..

Sonra..

2019’u 2020’ye bağlayan gece, hepsi üniversite mezunu, sözde arkadaşlarla eğlence düzenle.. (Ayrıntısını 3. sayfamızda okuyabilirsiniz.)

Medyanın dolduruşuna gelip, serbestçe(!) iç..

Alkol komasına gir..

İnsanları tedavi için seçtiğin mesleğin verdiği bilinçlenme bile, seni alkolün zararlarından koruyamasın..

İçki komasında son nefesini ver..

Sadece bir tanesi mi?

Yanındaki doktor da alkol kaynaklı komada..

Bir arkadaşları daha..

Okumuş, aydınlanmışlar..

Kimi doktor.. Kimi mühendis olmuş..

Ama alkolün zararlarından, kendilerini sakındıramamışlar.

Yine bir başka olay..

Ankara’da yaşanıyor..

İçinde içki var-yok bilgisi henüz gelmedi..

Sadece eğlenceden bahsediliyor..

Ama sonuçta, yılbaşı sebebi ile, üç genç bir evde buluşuyor.

Dedesinin evde olmamasını fırsat bilen genç, iki arkadaşını da o evde buluşturuyor..

Sonra..

Elektrik sobasından çıktığı tahmin edilen yangın..

“Yanıyoruz” feryadına koşan, üst kattaki bir komşu..

Ve o komşunun da can verdiği, 3 gencin dramatik sonu..

Bu gerçeklere rağmen, bakıyorsunuz sosyal medyaya..

Denilen şu:

“Şimdi ‘Yılbaşı kutlanmaz, içki içilmez, mini giyilmez, kadın gece sokağa çıkmaz vs.’ diye vıdı vıdı edenler, üç beş ay sonra ama ben oruçluyum saygı gösterin diye duyar kasacaklar. Saygıyı bekleyen ama kimseye de göstermeyen bu güruhtan tiksinti geldi... İğrençsiniz...”

Evet, denilen bu..

Bir apartmanda, kapalı kapısının ardında da olsa, hataları ile yangına sebebiyet veren gençlerin..

Nasıl, komşularını da ölüme götürdükleri gerçeğine gözünüzü kapatırsanız.

Hepimizin aynı gemide olduğu gerçeğini görmezden gelirseniz..

Geminin tabanını delmeye çalışanın, aslında sadece kendisini değil, tüm gemidekileri suya gömeceğini kavrayamazsanız..

“İçkiyi içen benim. Eğlenen benim. Sana ne” der, geçersiniz..

İçki içip, çevresine zarar verenle..

“Oruç tutuyorum, lütfen, sigaranızın dumanını bana doğru üflemeyin” diyeni bir tutar, “Benim içki içmeme saygı göstermediniz ki, ben de sizin oruç tutmanıza saygı göstereyim” mantıksız yorumunu yaparsınız..

İçki içenin.. Kafasını kıyak hale getirenin.. Kendisine, yanındakilere, komşularına, binadakilere, ailesine verdiği zararı göre göre..

“Kendi tercihi” deyip..

“Kendi özgürlüğü” deyip..

Ne kendisine, ne yanındakilere, ne komşusuna, ne binasındakilere hiçbir zararı olmayan oruç tutanları, içki içenlerle kıyaslarsanız..

Bunu da, televizyon ekranlarından yaparsanız..

Gazete köşelerinden dillendirirseniz..

Siyasetçilerin açıklamalarından halka empoze etmeye kalkışırsanız.

Vay halimize..

Vah halimize..

 

YENİ AKİT

Google+ WhatsApp