70 yıl sonra

70 yıl sonra


70 yıl sonra

 

 

ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz günlerde attığı bir tweette (“yaptığı bir açıklamada” diyebilsek iyi olurdu, ama…), ülkesinin Ortadoğu’ya girişini, “Amerikan tarihinde alınmış en berbat karar” olarak tanımladı. Kastettiği, Irak’ın 2003’teki işgaliydi. ABD’nin Ortadoğu’ya yaptığı sürekli müdahaleler oldukça eski tarihlere uzanmasına rağmen, Trump’ın böyle yakın bir döneme işaret etmesi dikkat çekiciydi. 2017’de Katar’a yönelik Arap ablukası başladığında, ABD’nin Katar’da askerî üssünün bulunduğunu bilmediği ortaya çıkan bir Amerikan başkanı için, belki de çok şaşırılacak bir şey değildi bu. Neyse, konumuz Trump’ın tarih bilgisinin sınırları değil. Bu vesileyle, “Ortadoğu’ya Amerikan müdahalelerinin başlangıcı” sadedinde, tam 70 yıl önce, 1949’un ilkbaharında Suriye’de sahnelenen bir CIA tezgâhını hatırlayalım:

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

14 Mayıs 1948’de İsrail’in kuruluşu ve sonrasında yaşanan ilk savaşta Arapların yenilgiye uğraması, Arap dünyasının tamamını direkt veya dolaylı yoldan, çok yönlü olarak etkilemişti. Yenilgi, Arapların psikolojik dengelerini altüst etmiş, yüzbinlerce Filistinli mültecinin çevre ülkelere akın etmesi sosyo-ekonomik manzaranın allak-bullak olmasına yol açmıştı. 1949’da ateşkesle sona eren savaşın neticesinde Doğu Kudüs ve Batı Şeria’yı kontrolü altına alan Ürdün Kralı Abdullah ise, Arap halklarının hayranlığını kazanmıştı. Özellikle Suriye’de, halk kendi yöneticilerine tepki gösterirken, her şehirde Kral’a destek gösterileri düzenliyordu. Cumhurbaşkanı Şukrî el Kuvvetlî ve Başbakan Hâlid el Azm açısından, içinden çıkılmaz bir kriz durumu ortaya çıkmıştı.

Derken, 30 Mart 1949 günü, Suriye Genelkurmay Başkanı Husnî Zaîm yönetime el koyarak Cumhurbaşkanı Kuvvetlî ve Başbakan Azm’a görevden el çektirdi. Suriye modern tarihindeki bu ilk askerî darbeden sonra kısa bir süre hapsedilen Kuvvetlî Mısır’a, Azm da Lübnan’a sürgüne gönderildi.

Amerikan hükümetinin 1991’de erişime açtığı belgelerin de açıkça gösterdiği gibi, Husnî Zaîm darbesi, CIA’nın desteğiyle gerçekleştirilmişti. CIA Şam İstasyon Şefi Mike Copeland’in -sokak gösterileri yoluyla- altyapısını hazırladığı ve organize ettiği darbeden yalnızca dört gün sonra, devrik Cumhurbaşkanı Şukrî el Kuvvetlî’nin engellediği, Suudi Arabistan’dan Akdeniz’e ulaşacak Trans-Arabian Petrol Boru Hattı’nın (TAPLINE) Suriye topraklarından geçişine Zaîm tarafından izin verilmesi, bu bağlamda şaşırtıcı değildi. Amerikan yönetimi hem petrol transferini garanti altına almak hem de Suriye’nin Sovyetler Birliği safına geçmesini önlemek istiyordu.

Döneminin tanıkları tarafından “herhangi bir ideale sahip olmayan, istikrarsız ve maceracı bir insan” olarak tanımlanan General Husnî Zaîm, yalnızca 137 gün süren iktidarı sırasında Suriye toplumunun her kesimini kendisinden uzaklaştırmayı başardı: Müslüman kadınların peçe takmaması ve erkeklerin festen vazgeçmesi yönündeki fikirleriyle dindar kesimi, vergileri astronomik şekilde yükselterek tüccar ve esnaf sınıfını, İsrail’le kapsamlı bir barış yapma planlarıyla Arap milliyetçilerini, uluslararası çapta tanınmak için Amerikan şirketlerini vergiden muaf tutan anlaşmalarla da devlet bürokrasisini ve askeriyeyi karşısına alan Zaîm, 14 Ağustos 1949’da, Şukrî el Kuvvetlî’yi birlikte devirdiği asker arkadaşları General Sâmî el Hinnâvî ve Edîb Şişeklî tarafından devrildi. Kendi döneminde kimseyi idam ettirmeyen Husnî Zaîm, Kürt asıllı başbakanı Muhsin el Barrâzî ile birlikte aynı gün kurşuna dizilerek öldürüldü.

General Sâmî el Hinnâvî askerî cuntanın lideri olsa da, asıl ipler General Edîb Şişeklî’nin elindeydi. İkilinin yönetim tarzındaki anlaşmazlıklar, 19 Aralık’ta tekrar darbeye yol açtı. Suriye böylece dokuz ay içinde üçüncü askerî darbeye tanıklık ediyordu. Edîb Şişeklî, Irak’la gizli ittifak içinde olmakla suçladığı Sâmî el Hinnâvî’yi tutuklattı. Yaklaşık sekiz ay hapiste kalan Hinnâvî, serbest kalmasının ardından yerleştiği Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta, idam ettirdiği eski başbakan Muhsin el Barrâzî’nin bir yakını tarafından 30 Ekim 1950’de öldürülecekti. Yakın arkadaşlarını devirerek gücünü sağlamlaştırma peşinde koşan Edîb Şişeklî de 1954’te askerî darbeye maruz kalacak, ardından dünyanın öbür ucunda suikasta kurban gidecekti.

CIA eliyle Suriye’de askerî darbeler silsilesini başlatan ABD, ilk düğmeyi yanlış iliklediği için, ülkenin istikrarsızlaşmasına hizmet etmişti. Üstelik, süreç içinde Suriye’nin Sovyetler’in kucağına düşmesine de neden olmuştu.

70 yıl sonra bugün, yine yanlış atlara oynamayı sürdüren Amerikan aklı, geçmiş tecrübelerden hiç ders almamış görünüyor.

 

YENİ ŞAFAK

Google+ WhatsApp