3 Kasım yaklaşırken ABD’de başkanlık oyunları

3 Kasım yaklaşırken ABD’de başkanlık oyunları

Anket sonuçlarındaki rakamları görenlerde “Bu seçimleri Biden almış bile” duygusu uyanabilir. Ancak 2016 yılında ABD’deki anket firmalarının yaşadığı “hezimet” henüz unutulmuş değil!

Hakan Çopur / Star-Açık Görüş

ABD Başkanı Donald Trump’ın koronavirüse yakalanması ve hastanede tedavi görmesinin ardından verdiği sıra dışı mesajlar kamuoyunda farklı şekillerde algılanırken, seçim sonuçlarına ilişkin belirsizlik halen devam ediyor. Trump’ın koronavirüse yakalanması ülkedeki Kovid-19 tartışmasını yeniden 1 numaralı gündem maddesi haline getirirken, yeni Yüksek Mahkeme yargıcı süreci, başkanlık münazaralarının akıbeti ve seçimlerde hile yapılabileceğine ilişkin tartışmalar güncelliğini koruyor. Yakın Amerikan tarihinin en kaotik seçimi olmaya aday 3 Kasım başkanlık seçimlerine haftalar kala ne Demokrat Joe Biden ne de Başkan Trump kendisini rahat hissediyor. Tarihinin en ciddi ayrışma dönemlerinden birini yaşayan Amerikan kamuoyu, ufak farkların seçim sonuçlarına ciddi tesir edeceği ve posta yoluyla kullanılan oyların “kavga” sebebi olabileceği sıra dışı bir seçime gün sayıyor.

Trump pozitif!

Trump’ın Kovid-19’a yakalanması, 1981 yılında dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan’a yönelik suikast girişiminin ardından ABD başkanlarının karşı karşıya kaldığı en ciddi sağlık sorunu olarak kayıtlara geçti. 1 Ekim Perşembe’yi 2 Ekim Cuma’ya bağlayan gece 01 sularında Trump’ın attığı “Kovid-19 testim pozitif çıktı” twiti, sadece ABD’de değil tüm dünyada yankılandı. 2015 binden fazla insanın hayatını kaybettiği bir ülkenin başkanı olan Trump, 74 yaşında ve obez kategorisine giren kilosuyla “riskli” grupta yer alıyordu. Cuma günü yüksek ateşi olan ve Beyaz Saray’da bir saat kadar oksijen takviyesi yapılan Trump, her ne kadar yürüyerek helikoptere gitmiş olsa da Walter Reed Askeri Hastanesi’ne kaldırılması pek çok soru işaretini beraberinde getirdi. Trump’ın hastalığı ilerler ve görevini yerine getiremeyecek bir noktaya gelirse Mike Pence nasıl başkan vekili olur, hatta o da hasta olursa Demokratların Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’ye sıra gelir tartışmaları manşetleri süsledi.

“20 yıl daha genç”

5 Ekim Pazartesi günü hastaneden kendi tabiriyle “20 yıl genç hissederek” çıkan Trump’ın hastalığı ve kullandığı ilaçlar kadar Beyaz Saray’daki izolasyon sürecine uymaması da kamuoyunda ve medyada ciddi tartışmalara neden oldu. Ana akım liberal medya ve Demokratlar Trump’ı sorumsuzlukla suçlarken, Trump ve muhafazakâr medya ise daha ziyade “Başkan’ın koronavirüsü nasıl yendiği” konusuna odaklandılar. Ancak söz konusu tartışmaların Cumhuriyetçi taban ile Demokrat tabanda yeni bir dalgaya yol açtığın söylemek mümkün değil. Fakat kamuoyuna yansıyan anketlerde Biden’ın ülke genelinde ve “salıncak eyaletlerde” Trump’la arasındaki farkı biraz daha açtığı gözlemlendi. Trump’ın hastane sonrası eylemleri ve açıklamaları medyada öylesine güçlü bir tepkiyle karşılandı ki Trump seçmeni bu konuda acaba ne düşünüyor sorusunun cevabını bulmak neredeyse imkansız hale geldi. Ancak şahsen, medyadaki güçlü ters dalganın da anketlerde Biden lehine birkaç puanlık artışın da Trump’ın seçmen kitlesinde kayda değer bir fikir/karar değişikliğine neden olduğunu düşünmüyorum.

Böylesine bir ortamda Temsilciler Meclisi Başkanı Pelosi, Trump’ın görevini icra edip edemeyeceğine yönelik Anayasa’nın 25. ek maddesini gündeme getireceklerini açıklarken, Demokratların Trump’ın sağlığı konusunu seçim gününe kadar kamuoyu önünde yüksek sesle tartışmaya devam edecekleri anlaşılıyor. Hastalığının “Tanrı’nın lütfu” olduğunu ifade eden Trump ise “Ben yendim, hepiniz yenebilirsiniz, virüs hayatınızı domine etmesin” mesajıyla hem sempati toplamaya, hem de güçlü başkan imajına vurgu yaparak seçmen tabanını konsolide etmeye çalışıyor. Ancak genel bir gözlem olarak hem Trump ile Beyaz Saray’daki pek çok ismin koronavirüse yakalanması, hem de Trump’ın hastane sonrasında “virüsü küçümseyen” açıklamaları ve izolasyona uymaması, medyada kendi aleyhine çalışan ciddi bir siyasi malzemeye dönüşmüş durumda. Bu durumun kararsız seçmenleri Trump aleyhinde etkilediği yorumları da medyada sıkça yer buluyor. Ancak gerçek sonucu görebilmek için biraz daha beklemek gerekiyor.

Münazaraların akıbeti

Öte yandan ABD’deki başkanlık yarışlarının vazgeçilmez unsurlarından olan başkanlık münazaralarının akıbeti de Trump’ın hastalığı dolayısıyla belirsiz bir noktada. 5 Ekim’de hastaneden çıkan Trump’ın tıbbi önerilere göre 10 gün izolasyonda olması gerekiyordu. Trump, hastaneden çıkar çıkmaz çok iyi durumda olduğunu ve 15 Ekim’de yapılması planlanan ikinci tartışmaya katılacağını açıklasa da, münazaraları tertip eden komite malum sebeple “ikinci tartışma sanal ortamda yapılacak” kararı verdi. Trump bu kararı reddederken, tartışmanın bir hafta ertelenmesini ve Biden’la yüz yüze tartışmak istediğini açıkladı. Bu konudaki son kararın ne olacağı tartışması da halen Amerikan seçim gündeminin en önemli başlıklarından biri olarak yerini koruyor.

29 Eylül’de yapılan ve içeriğinden çok Trump’ın Biden’ın sözünü sık sık kesmesi ve Biden’ın rakibine “palyaço” demesiyle akıllarda kalan ilk münazaranın ardından tüm kamuoyu ikinci tartışmayı bekliyordu. Böyle bir atmosferde Trump’ın virüsü kapması ve hastaneye yatması tüm “başkanlık tartışması” atmosferini etkilemiş oldu. Her ne kadar toplumda ciddi bir kutuplaşma olduğu bilinse ve seçmen tabanlarının kafalarının net olduğu söylense de başkanlık münazaralarında adayların ortaya koyduğu ve koyacağı performans, Amerikan başkanlık seçimlerine her zaman etki etmiştir. Bu bakımdan 3 Kasım’a kadar planlanan iki münazaranın yapılıp yapılmayacağı ya da yapılırsa ne şekilde yapılacağı konusu, hem medyanın hem de kamuoyunun merakla beklediği önemli bir başlık olarak gündemde kalacaktır.

Anketler ne söylemiyor?

En fazla oy alan adayın değil, en çok delegeyi kazananın başkanlık koltuğuna oturduğu ABD’deki seçim sistemi, ülkedeki anket çalışmalarını anlama ve anlamlandırma noktasında akılda tutulması gereken bir husus. Real Clear Politics’in derlediği ülke geneli anketlerde, Trump’ın Kovid-19’a yakalanmasından önceki günlerde Biden rakibinden yaklaşık 7 puan önde gözüküyordu. Ancak son anketlere bakıldığında Biden’ın aradaki farkı 9.7 puana kadar çıkardığı gözlemleniyor. Bu anket verileri doğru kabul edilirse, o zaman seçmenlerin belli bir kesiminin Trump’ın hastalık sürecini kötü yönettiği konusunda hemfikir olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Kaldı ki seçimlerin asıl kaderini tayin eden kritik eyaletlerde de Biden’ın son 3-4 günde Trump’la arasındaki farkı biraz daha açtığı görülüyor.

Trump’ın hastalığını, hastane günlerini ve sonrasındaki süreci yönetme biçiminin en azından belli kesimlerde çok da hoş karşılanmadığı, salıncak eyaletlerdeki son anketlere bakınca daha somut olarak anlaşılıyor. Örneğin kritik eyaletlerden Florida’da 29 Eylül günü 1.1 puan olan farkın 8 Ekim itibariyle 3.7 puan Biden lehine büyüdüğü gözüküyor. Benzer şekilde bir diğer kritik eyalet olan Pennsylvania’da 29 Eylül’de 5.7 olan puan farkı, 8 Ekim itibariyle 7.1’e çıkmış durumda. Kuzey Carolina’da da aynı tarihlerde 0.5 olan puan farkının 1.3’e yükseldiği gözüküyor. Wisconsin, Michigan ve Arizona’da ise tablo Biden lehine hemen aynı oranlarda devam ediyor.

Bu rakamları bir arada gören okuyucuda ister istemez “bu seçimleri Biden almış bile” duygusu uyanabilir. Ancak 2016 yılında ABD’deki anket firmalarının yaşadığı “hezimet” henüz unutulmuş değil; kaldı ki Trump’a oy verenlerin genel olarak oy davranışlarını gizleme yöneliminde oldukları da sıkça konuşulan bir durumdur. En çok oyu alan adayın kim olduğunun önemsiz olduğu bir seçim sisteminde “Bugün seçim olsa kime oy verirsiniz?” sorusu da esasen çok anlamlı değil. Zira asıl önemli olan konu, hangi adayın kazanacağının pek net olmadığı salıncak eyaletlerdeki durumdur. Buralardaki anket sonuçları ise Trump’ın hasta oluşuna kadar Trump ile Biden arasındaki makasın kapandığı bir trend içindeydi. Bu tabloyu bütünlüklü olarak değerlendiren siyasi analistler, Biden’ın şansının (önceki gibi) halen bir tık fazla olduğunu, ancak Trump’ın seçimleri kazanmasının da sürpriz olmayacağını vurguluyor. Dolayısıyla Trump’ın hastalığının sonuçlara önemli ölçüde tesir edecek bir faktör olmayacağı anlaşılıyor.

Trump kaybederse…

Burada 3 Kasım gecesi seçim sonuçlarının netleşmeme ihtimali asıl kafa karıştırıcı ve muhtemel bir kaotik durumun habercisi olarak görülüyor. Trump, kaybetmesi durumunda, kuvvetle muhtemel Yüksek Mahkeme’ye kadar gidecek bir hukuk sürecine başvuracaktır. Posta yoluyla kullanılan oylarla ilgili ortaya çıkacak muhtemel karışıklıklar ve gecikmeler seçimlerin kaderini etkileyecek en önemli unsur olarak not edilmeli. Burada ortaya çıkacak her sorun, taraflardan birinin seçimleri mahkemeye taşımasının zemini olacaktır. Özellikle Trump’ın seçimlerden önce koltuğuna oturması için çaba gösterdiği Yüksek Mahkeme yargıç adayı Amy Barrett, muhtemel seçim belirsizliğinde Trump lehine kritik bir rol oynayabilir. Barrett’ın 12 Ekim’de Senato’da başlayacak oturumları medyanın ve kamuoyunun yeni gündem maddesi olacaktır. Böyle bir atmosferde 3 Kasım’a kadar Amerikan kamuoyu bir yandan Trump’ın hastalığı ile, bir yandan da yeni Yüksek Mahkeme yargıcının seçilmesiyle uğraşmaya devam edecek.

İktibas Dergisi

Google+ WhatsApp