28 Şubat’ın darbe olmadığını söyleyenler, TSK’yı FET֒ye verenlerdir!

28 Şubat’ın darbe olmadığını söyleyenler, TSK’yı FET֒ye verenlerdir!


28 Şubat’ın darbe olmadığını söyleyenler, TSK’yı FETÖ’ye verenlerdir!

 

 

Ne zaman, “15 Temmuz darbe girişiminin bir sorumlusu da ulusalcı generallerdir” desem..

Kıyamet kopuyor..

Küfürler, tehditler gırla gidiyor..

Ne zaman, “TSK’ya FETÖ’cülerin sızmasında asli kusur, Kemalistlerdedir”desem..

Hakaretlerin bini bir para olacak şekilde saldırıyorlar, ha saldırıyorlar..

Ne zaman, “Bakmayın siz Ergenekon’cuların, Balyoz’cuların beraat ettiklerine.. Yargıtay süreci devam ediyor.. Henüz beraatler kesinleşmedi.. Kaldı ki mahkeme kararındaki beraatten daha önemlisi, kamu vicdanında beraat etmektir” desem..

Hepsi birlik olup, sakalımdan girip, soyadımdan çıkıyorlar..

Oysa..

Güzel güzel konuşamıyor muyuz?

Ben bir iddiada bulunuyor isem..

Muhataplarımın da, “Hayır, dediğin doğru değil.. Şunu atlıyorsun.. Bunu gözlerden kaçırıyorsun” demesi gerekmez mi?

Onlar bu üslubu tercih etmeseler de..

Biz yine kendilerine, güzel güzel soralım..

“Şu an FETÖ sanığı olarak cezaevlerinde bulunan tüm askerleri bir kenara bırakalım.. Sadece generalleri esas alalım.. Cezaevindeki generallerin yarbaylıktan, albaylıktan generalliğe yükselmelerinde kimlerin imzası var?”

Durun, hemen hakarete başlamayın..

Gerekirse, YAŞ toplantılarını yıl yıl çıkartır, o isimlerin hepsinin hangi komutanların imzası ile generalliği yükseltildiklerini buluruz..

Ha İlker Başbuğ olmuş..

Ha Işık Koşaner olmuş..

Ha Necdet Özel olmuş.. 

Çok bir şey farketmiyor..

Tek başına genelkurmay başkanları yetkili değil..

Diğer kuvvet komutanlarını da buraya alalım..

Soralım, “Cezaevindeki generallerin, albaylıktan yükselmelerinde, sizlerin hiçbir katkısı yok mu?”

Ki, “Kemalistler kenara çekilmesin” dediğimizde, hemen bağırarak cevap veriyorsunuz?.

Veya tersinden soralım..

Şu an FETÖ’ye karşı en sert mücadeleyi sürdüren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a, küçük küçük de olsa dokundurmalar yaparken..

 “Siyasi iktidarın palazlandırması ile FETÖ bugünlere geldi” eleştirisi yaparken..

Şunu söyleyebiliyor musunuz:

“Tayyip Erdoğan, Kemalist bir albay olarak şu isim var iken.. YAŞ toplantısında bize rest çekti.. Kemalist albay yerine, FETÖ’cü şu albayı tuğgeneralliği yükseltti.. O FETÖ’cü de, 15 Temmuz hain darbe girişiminde şu rolü oynadığı için, şimdi cezaevinde..”

Evet, bu somut iddiayı dillendirirsiniz..

Biz de başımızı iki elimizin arasına alır, uzun uzun düşünürüz; “TSK’daki, FETÖ’cülerin generalliğe yükselmesinde, bizim de payımız varmış” deriz..

Bu somut anlatımı yapmadan..

“Balyoz davası açılınca, TSK’daki vatansever generaller tasfiye edildi, yerlerine FETÖ’cüler otomatikman geldi” derseniz, doğruyu söylemiş olmazsınız..

Niye?

Balyoz davası sebebi ile 100 general görevini sürdüremez duruma düştü ise...

Bunların içinde kimisinin tuğgeneral, kimisinin tümgeneral, kimisi korgeneral, kimisinin orgeneral, hatta kimisinin emekli olduğu, dolayısı ile tek bir rütbeden boşalma olmadığı gerçeğini bir kenara bırakalım..

Yuvarlayalım..

Yerlerine 100 albay, tuğgeneral olacak idiyse..

Bunların 100’ünün de FETÖ’cü albay olmasını hazırlayan kimdi?

Haydi diyelim 20’si-30’u yine vatansever albaylardandı..

 Peki 80’inin, 70’inin FETÖ’cülerden olmasını hazırlayanlar kimlerdi?

Veya şöyle soralım..

Bürokrasiye, Emniyet’e, Milli Eğitim’e, diğer bürokratik kadroların atanmasında siyasi kadroların tam etkin olduklarını, askeri vesayetin o kadrolara gelecek kişilere müdahil olduklarını gözardı ederek kabul edelim ve faturayı bu kadrolarda tümü ile siyasilere yıkalım..

Ama..

TSK içindeki subayların alımında, görevlendirilmesinde, yükselmesinde, söyler misiniz, “Siyasi kadroların hangi yetkisi vardı” ki, FETÖ’cüler böylesine kadrolaşabildiler?..

Tamam, mali şube müdürü FETÖ’cü çıkınca.. Onun yardımcısı da FETÖ’cü çıkınca..

Sorumluluğu siyasi kadroya yükleyelim..

Ama..

Askeri liseye alımdan başlayın..

Harp okuluna geçişten devam edin..

Rütbe almalara kadar..

Sınavları kim yapıyordu?

Siyasiler mi?

Sicilleri kim veriyordu?

Siyasi iktidar mı?

Yükselmeleri kim hazırlıyordu?

Siviller mi?

Herkes, kendi sorumluluğunu niye kabul etmiyor?

Harp okulu açılış konuşmalarında.. Mezuniyet törenlerinde yapılan konuşmaları açıp baksak..

Hangi üst perdelerden konuşmalar yapıldığını görürüz..

Harbiye’ye, bir tane bile FETÖ’cünün sızamayacağı açıklamalarını görürüz..

Peki gerçek ne çıktı?

Bir tane falan değil..

Alımların kimi yıllarda % 50’si, kimi yıllarda % 60’ı, hatta kimi yıllarda % 70’i FETÖ’cülerden yapılmış.

Bunun sorumlusu kim?

Tayyip Erdoğan mı?

Önceki gün, bir televizyon programında, yine emekli paşalardan birisi..

Benzer söylemleri tekrarlıyor..

Neyse ki, onun karşısında, bir emekli general de, vicdanına göre konuşuyor.

Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanlığı dönemindeki hatalarını affettirecek netlikte konuşan İsmail Hakkı Pekin, canlı yayında kendisine gelen bir mesajı, isim vermeden, “Benim bir komutanım” diyerek okudu..

Mesajdaki tartışma ne imiş biliyor musunuz?

“28 Şubat darbe midir, değil midir” tartışması..

İsmail Hakkı Pekin paşa, “28 Şubat bir darbedir” deyince..

28 Şubat davasından yargılanan bir komutanı, “Biz yargılanınca, huzur mu buluyorsun” diyerek, kendisine sitem dolu mesaj atmış..

Bakış açısını görüyor musunuz?..

Gerçekleri tersyüz etme taktiğini görüyor musunuz?

28 Şubat’ta, bu ülkenin başbakanına, “Başbakan değil, istersen bilmemne bakanı ol” diyen tuğgenerale, bir uyarı cezası bile verilmemiş..

O tuğgeneralin amirlerinden birisi, “Ağzına fermuar mı çekeyim” demiş..

Bir diğeri, “Boşalma hakkını kullandı” demiş..

Ülkeyi böyle bir atmosfere esir edenler, şimdi kalkmışlar, “28 Şubat darbe değildir” diyorlar..

Hani ellerine fırsat geçse..

Şu an görevde olsalar..

Kendi kusurlarını Tayyip Erdoğan’a yüklemekle yetinmezler, belki yeniden bir darbe de yaparlar ama..

Şükürler olsun ki..

O dönem kapandı..

Ama maalesef söylemleri devam ediyor..

 

yeni akit

Google+ WhatsApp