28 Şubat mağduru Adem Yıldız'dan ibretlik duruş

28 Şubat mağduru Adem Yıldız'dan ibretlik duruş

Yüz binlerce mağduriyetin yer aldığı 28 Şubat'ın arşivine bir yenisi daha eklendi. Bir buçuk yıl önce özgürlüğüne kavuşan Adem Yıldız'ın öyküsü, dönemin yıkıcı ruhu ve atmosferini gözler önüne serdi. Adem Yıldız'ın hikayesi 1995'te başlıyor. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler

28 Şubat mağduru Adem Yıldız'dan ibretlik duruş

 

 

Yüz binlerce mağduriyetin yer aldığı 28 Şubat'ın arşivine bir yenisi daha eklendi. Bir buçuk yıl önce özgürlüğüne kavuşan Adem Yıldız'ın öyküsü, dönemin yıkıcı ruhu ve atmosferini gözler önüne serdi.

Adem Yıldız'ın hikayesi 1995'te başlıyor. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde okuyan Yıldız, 28 Şubat'ın başörtü zulmüne karşı bildiriler ve dergiler dağıtmaya başlıyor. Ancak yalnızca İslami dergiler dağıttığı için karşı karşıya kalacağı Devlet Güvenlik Mahkemesinin adaletini (!) hesaba katamıyor.

Human Movie Team'in kayda aldığı öyküde Yıldız'ın yaşadıkları birçok 28 Şubat mağduruyla benzerlikler taşıyor. Aylarca dayak yediğini ve elektriğe maruz kaldığını söyleyen Yıldız, aradan geçen yıllara rağmen mahkeme hakiminin sözlerini unutmamış.

İşte 28 Şubat mağduru Adem Yıldız'ın hikayesi:

Selamun aleyküm. İsmim Adem Yıldız. 12.12.1975 Elazığ doğumluyum. Çeçen bir ailenin çocuğuyum. Babam 1940 doğumlu. 1946'da Rus harbinden dolayı Elazığ'a yerleşmiş dedem. Dedem imam olduğundan dolayı İmam Hatip'e vermişti. Ailemden başka İmam Hatip'e giden yoktu.
İmam Hatip bittikten sonra üniversiteye 571 puanla o zaman, Ankara (Üniversitesi) Siyasal'a girdim ben. Ankara Siyasal'a geldikten sonra 1995'te, ilk tanıdığım bazı arkadaşlarım vardı. Bir kısımda sosyalistler, bir kısımda sağ görüşlüler, hep böyle bir marjinal gruplar. Sonra bir İslami cenaha yakın olan grupla tanışmak istedim.
Yusuf diye bir arkadaşım vardı. Yusuf 3. sınıftaydı, ben Kamu Yönetimi'nde 1. sınıftaydım. Yusuf çok iyi, merhametliydi. Ben namaza giriyordum, tek mescidde onu görüyordum.
Üniversitemizde o zaman, başörtülü kardeşlerimize çok zulüm vardı. Gerçekten, bizim bölümde 6 tane kızcağız vardı ve altısının dördü okulu bırakmak zorunda kaldı o zaman. Biz okulda bu zulme dur demek için İslami camiaya ait olan dergileri satmaya başladık. Bir bildirimiz vardı. Bildirimizde başörtülü kardeşlerimize görülen başörtü zulmünü anlatmak için yani Allah'ın emridir bu, müslümanın yaşam tarzlarıdır diye bir bildiri.
Dergileri ve diğer tebliğleri kendim ve arkadaşlarla dağıtmaya başladım. Okuldaydık, bir gün ismimiz anons yapıldı. Hizmetli geldi, sınıfta bizi amfide çağırdı. Amfiden çıktığım zaman; koridorda desem 100, yüzlerce yeşil elbiseli polisler.
Beni yatırdılar. Bir gözümü açtığımda ben, Ankara Terörle Şube Müdürlüğünde bir sarı lambanın dibinde oturuyordum. Bir dergi yani dergi, başka hiçbir suçum yok. Ama dergiden sonra evde neler çıkmadı ki.
Kaldığımız evde silahlar çıktı, bomba çıktı, el bombası çıktı. Ama Allah her şeyi biliyor. Adalet de sonradan bizim olmadığını kanıtladı. Benim hiçbir şeyim olmadı.
Biz dergiden dolayı tutuklandık. 14 öğrenci. Bursa'da bombalama yapmışız, Konya'da bombalama yapmışız, İstanbul'da bomba... Ben hayatımda Bursa'ya gitmemiştim. Yenişehir diye bir yer görmemiştim. Ama Savcı beyin iddianamesinde Yenişehir'i gördüm. Hayatımda, Konya'da Meram'da gidip bir yazarı veyahut da bir evi hayatta taşladığımı hissetmiyorum ama ben bu iddianamede Meram'a gittiğimi Konya'ya yani gittiğimi bilmiyorum. Çünkü Elazığ'dan çıkmamıştık ki.
Nitekim kanun bizi maddelerle o yerlere gitmiş sayarak 2 idam, 1038 yıl ceza aldım. Ankara 2 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinde gencecik çocuklarız.
Ha dedi oğlum, sizler pırıl pırıl çocuksunuz, bu suçu kabul edin, salacağım dedi sizi oğlum dedi. Biz yaşamamız olduğumuz, yapmamış olduğumuz bir suçu, nasıl kabul edelim?
Günlerce dört ayda mahkemelere çıktık. Dört ay her gün elektrik yedim, ayak parmaklarımı açıp göstersem ağlarsın. Dersin ki "bu ne?" Dört ay her gün dayak yiyorduk. Her gün...  

 

 

Kaynak: Milli Gazete

Google+ WhatsApp