Yeni Üyelik - Şifremi Unuttum
Arama    
Gerçek mü`minler şu kimselerdir ki; Allah hatırlatıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine O`nun ayetleri okunduğu zaman imanları güçlenir ve daima Rablerine güvenirler. Onlar namazı hakkını vererek kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan cömertçe sarf ederler. Enfal 2-3
* Ümmetin İslam İşbirliği Teşkilatına çağrısı * Modern Köleler Topluluğu: Cemaatler * Putperest Müminler * 'Hiçbir günah, Allah’ın rahmetinden büyük değildir' * İntifada nedir, ilk intifada ne zaman oldu? * Hz. Âdem, Yaratılan ilk insan mıdır? * 'İslam dünyası yeniden dizayn edilmek isteniyor' * Kudüs, Türkiye ve Mısır’ı yakınlaştırır mı? * Çipras'tan Batı Trakya'da müftü sorununa çözüm önerisi * Postalların yere basma zamanı...

SON DAKİKA

ANA SAYFA

SİTENİZE EKLEYİN

RADYO DİNLE

Linkler

GENÇ BİRİKİM DERGİSİ

HAKSÖZ DERGİSİ

UMRAN DERGİSİ

VUSLAT DERGİSİ

İKTİBAS

YORUM DERGİSİ

İSLAMİ YORUM

AHMET VAROL

ANALİZ MERKEZİ

ANSAR DE

AYETLER COM

DENİZ FENERİ

DÜNYA BÜLTENİ

Enfal de

FİLİSTİN ENFORMASYON MERKEZİ

HABER VAKTİ

HAYRETTİN KARAMAN

KUDUS YOLU

M.ENGİN NOYAN

MAZLUMDER

MUSTAFA İSLAMOĞLU

Süleymaniye Vakfı

TEFSİR DERSLERİ

TEVHİD HABER

TEVHİDE DOĞRU

TİME TÜRK

İ H H

YARDIMELİ DERNEĞİ

İKRA İSLAM

İLKAV

İSRA HABER

Özçgün Duruş

ÖZGÜR DER

GIDA AMBARI

SAAT KAÇ

T.C. Kimlik Numarası

STAR

YENİ AKİT

YENİ ŞAFAK

ADANA BARIŞ RADYO

ADANA RADYO HAYAT

AKSARAY KENT FM

ANKARA DENGE RADYO

ANKARA HEDEF RADYO

ANKARA RADYO VAKİT

ANTALYA DİLARA FM

BATMAN GENÇLİK FM

BURSA ÇINAR RADYO

BURSA RAHMET FM

ÇORUM ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR NUR RADYO

ERZİNCAN GÖKSU FM

ISPARTA DİLARA FM

KARAMAN GSRT FM

KAYSERİ ART FM

KAYSERİ ARİFAN RADYO

KAYSERİ FURKAN RADYO

KAYSERİ RADYO AS

KAYSERİ ŞAFAK RADYO

KIRIKKALE ANADOLU FM

KIRŞEHİR GENÇLİĞİN SESİ FM

KOCAELİ ANADOLU RADYO

KOCAELİ MESAJ FM

KONYA GENÇLİK FM

KONYA RADYO EN

KONYA RİBAT FM

KONYA İSRA FM

MALATYA SELAM RADYO

MARDİN CEMRE RADYO

MUŞ RADYO 1071

NİĞDE UMUT FM

SAKARYA HİLAL FM

SİVAS RADYO GÜNEŞ

SİVAS RADYO HİLAL

URFA RADYO MEDYA

URFA RADYO MEGA

İÇEL ÇAĞRI FM

İÇEL İSTİKLAL RADYO

İRİP RADYO

İSTANBUL MARMARA FM

İSTANBUL MORAL FM

İSTANBUL RADYO MEKTUP

İSTANBUL ÖZEL FM

İZMİR RADYO BAŞAK

24 HABER TV

ÇAĞRI TV

HİLAL TV

KANAL A

TGRT HABER

TV NET

ÜLKE TV

Namaz Vakitleri

8 Kasım 2010 dan beri

Bugün 24044
Toplam 405004432
En Fazla 606285
Ortalama 154169
Üye Sayısı 127
Bugün Üye Olan 0

Maarif Meselemiz

Hemen itiraz edip, ‘iktidar daha ne yapsın, “dindar gençlik” yetiştirmek için ilk ve orta öğretim müfredatına seçmeli Kur’an ve Hz Peygamber’in hayatının öğretildiği siyer dersleri koydu ya…’ dediğinizi duyar gibiyim. Üzerinde çok konuşulacak bir mesele ama Kur’an’ı yüzünden okuma dersi yerine, öğ-
2017-12-17 - 23:48

Maarif Meselemiz

 

 

Eğitim, kendimizi bildik bileli bu ülkenin en çetrefilli konularından biri. Türkiye’de eğitim sisteminin/reformların, genel hatlarının 1932’de İsviçreli Alber Malche tarafından belirlendiğini, Cumhuriyet Türkiye’si kültür politikasının Alman filologlar tarafından tanımlandığını, temellendirildiğini hatırlayarak, AK Parti iktidarının en başarısız olduğu alanın eğitim alanı olduğunun altını çizelim. Ders müfredat ve programlarının içeriği bir tarafa, her yıl yapılan idari değişiklikler nedeniyle kurumun dikiş tutmaz hale getirilmiş olması durumun hiç de iç açıcı olmadığını görmeye yeter. Ayrıca dershanelerin kapatılmasını fırsat belleyip, hafta sonları okullarda düzenlenen kursların bir turnusol kâğıdı işlevi görmesinden anlaşıldı ki, öğretmenlik gibi “değerli” bir mesleği icra edenlerin önemli bir kısmının paradan başka bir şey düşünmez olduklarının görülmesi de çok acıtıcı, çok ayıp!

Yeni Şafak Gazetesi yazarı İbrahim Tenekeci, “Kendimi ancak bu kadar tutabildim” diyerek kaleme aldığı eleştiri yazısında, ortaya çıkan tablodan AK Parti’nin bir kültür davasının olmadığına işaret edip “Hâlâ başkalarının diliyle konuşuyor, gözüyle görüyor, aklıyla düşünüyoruz. Kendi kelimelerimiz, kavramlarımız, kıymetlerimiz, beldelerimiz nerede? Böyle bir kültür – sanat ve millî kalkınma politikası olabilir mi?” diye soruyor ve  “İktidar mensupları, eli kalem tutanlardan ziyade, sahne dünyası ve eğlence sektörüne ait isimleri tercih edip, taltif ediyor. Mikrofon yahut kamera, kalemin ve kitabın önüne geçiyor” diye de ilave ediyor. (http://www.yenisafak.com/yazarlar/ibrahimtenekeci/ertelenmi-bir-yaz%C4%B1-2028605)

Yazarın, iktidarın bir “kültür” politikasının olmamasından yakınması ve bu konuda ciddi herhangi bir adım atılmaması şekvasından devam etmeyeceğim. Ancak bu eleştiri bana eğitim öğretim konusunda da AK Parti iktidarının ciddiye alınacak bir şey yapmadığını veya yapmak istemediğini ve bir politikasının/derdinin de olmadığını hatırlattı.

Çok uzun dönemlerden bu yana, Cumhuriyet tarihi ile başladığı varsayılarak eğitimden dinî/ahlakî ilkeleri kaldırdığı gerekçesiyle, bu konu üzerinde ilerleyen bütün tarih göz ardı edilip düşman bellenerek suçlanan Kemalist Eğitim Sistemi’nin yerine; AK Parti yönetimi ve liderliği tarafından tekrar dinî/ahlakî ilkeler ışığında temellendirilmiş bir eğitim sisteminin hayata geçirileceği ümidi ile bunca zamandır bekleyen kırgın Müslümanların; eğitimin kalbi olan müfredattaki öze yönelik olmayan üç beş değişiklik dışında ciddi bir icraatının olmaması ve buna bağlı olarak toplumda karşılığını bulan bir ahlakî iyileşmeyi görememelerinden ötürü artık, Ak Parti’nin bir eğitim ve kültür politikasının olup olmadığının sorgulanmaya başlanması, fikri hür, irfanı hür insanlar için ziyadesi ile normaldir.

“Eğitim Öğretim faaliyetinin içeriğini, özünü, ruhunu, amacını, hedefini, felsefesini, ideolojisini, insan tasavvurunu belirleyen temel “Müfredat”tır. Eğitim Öğretim alanında yer alan diğer unsurların tümü, müfredatın içini doldurmak için başvurulan destekler ve araçlardır. Müfredat meselesi çözülmediği takdirde her türlü araç gerecin en gelişmişi olarak; görkemli binalara, teknolojiyle donatılmış dersliklere, taşıma imkânlarına, beslenme desteklerine, hatta en küçük öğrenci gurubuna öğretmen tahsis edecek düzeye ulaşmak bile fazla bir anlam taşımaz.” Alia İzzetbegoviç’in dediği gibi, eğitimin gayesi eğer, düşündürmek değil de hazır çözümler sunmak suretiyle insanların ufuklarını ve dolayısıyla insan hürriyetini daraltıp, kişileri sırf fonksiyon için hazırlamaksa, gayri-insanidir.

Hemen itiraz edip, ‘iktidar daha ne yapsın, “dindar gençlik” yetiştirmek için ilk ve orta öğretim müfredatına seçmeli Kur’an ve Hz Peygamber’in hayatının öğretildiği siyer dersleri koydu ya…’ dediğinizi duyar gibiyim. Üzerinde çok konuşulacak bir mesele ama Kur’an’ı yüzünden okuma dersi yerine, öğrencilerin anlamayı ve Allah’ın kullarına ne dediğini bilmelerini sağlayacak Kur’an Meali dersi konsa idi mevcuttan çok daha verimli ve anlamlı olurdu. Bu nedenle tek başına, Kur’an’ı yüzünden okuma dersinin istenen, arzu edilen evsafta bir gençliğin yetişmesine katkı sağlayacağı noktasında tereddütlerim var.

Dindar bir nesil yetiştirmeyi istemek aslında ailelerin bir görevi ama iktidarın da böyle bir arzusunun olması doğru bir hedeftir. Ancak toplumda dindarlığın ne olduğu konusunda bir mutabakat yoktur! Herkesin kafasında ve etkilendiği kaynağa hatta kişiye göre pratiğinde farklı bir “dindarlık” söz konusu. Mesela ülkenin başına bela olan FETÖ’nün hedefi de “dindar bir nesil yetiştirmek” değil miydi? Vatandaş öyle olduğuna inandığı için, yemeyip onlara yedirmedi mi? “Dindar nesil” diyerek –üstelik devletin gözünün içine bakarak- devlet kadrolarını gasp edip darbe yapmaya kalkmadı mı?

FETÖ güç bela bertaraf edildi ama ondan boşalan alanı doldurmaya talip din anlayışı, yorumu ve dinî pratiği bire bir örtüşen başka “dinî” gurupların anaokulundan üniversiteye kadar eğitim ve öğretimde, yurt ve pansiyon işletmeciliğinde yoğunlaşmaları realitesinden hareketle bu gurupların da yârin FEÖ’ye dönüşmeyeceğinin garantisini kim verebilir?

Bu seçmeli derslerin dindar/ahlaklı bir nesil yetiştirilmesine ne derece katkısının olup olmayacağını bilmiyorum ama iktidarın teknik iyileştirmeler dışında müfredat düzeyinde sadra şifa bir şey yapılmadığını biliyorum. Benim 14 yıllık AK Parti iktidarından beklentim; ülkenin kurucu iradesinin laik, pozitivist insan yetiştirmek üzere kodladığı/programladığı/bina ettiği ve Türk eğitim sisteminin felsefesini oluşturan Milli Eğitim Temel Kanunu ve müfredatın değiştirilmesi/iyileştirilmesi ve bu yönde irade beyanı idi. Bildiğimiz gibi bu konuda henüz doğru dürüst bir adım atılmamıştır. Koltuklar muhafazakâr yöneticilerle doldurularak, sistem hem içselleştirilmiş/meşrulaştırılmış hem de daha kavi hale getirilmiştir. Üstelik böyle davranmakla değişimden yana olan düşünce ve irade/direnç de kırılmıştır.

Toplumsal değişimin sosyolojisi; “Bir toplumu oluşturan fertler kendini/nefislerini değiştirmedikçe Allah da onların oluşturduğu toplumu değiştirmez” dir. (13/Ra’d suresi: 11) Eğer bir toplumu değiştirmek istiyorsak yolunun eğitimden, öğretimden geçtiğini bilmemiz ve bu yönde sahici adımlar atmamız/yatırım yapmamız gerekir. Türkiye devletinin kurucuları bu gerçeği iyi kavradıkları için toplumu dönüştürmeye eğitim öğretimden başlamışlardır. Kendilerince tek tip insan yetiştirmeye yönelik ruhsuz okullarda, ideal insanı yetiştirmek için sabırla beklemiş netice itibariyle muvaffak da olmuşlardır. Herkesin bildiği bu konuyu aşağıda anlatacağım örnek üzerinden bir kez daha hatırlatayım isterim.

Türk modernleşmesinin bilmem kaçıncı yıl dönümünün sembollerinden kabul edilen 23 Nisan Bayramı kutlamalarının yapıldığı günlerde sosyal medyada dönen bir videoya denk geldim. (Bakınız: https://www.youtube.com/watch?v=33Ho209x6ss)

Bir ilkokul bahçesinde 23 Nisan Bayramı kutlaması yapılıyor. 7-8 yaşlarında iki küçük kız öğrenci geleneksel giysiler içinde ve Hakan Peker’ in bangır bangır bağıran ‘Köylü Güzeli’ şarkısı eşliğinde kutlama yapılan alanın ortasına doğru oryantal yaparak ilerliyorlar. Kutlama alanının orta yerine gelindiğinde çocuklar önce altlarındaki yöresel şalvarlarını, sonra da üst taraflarındaki köylü yeleklerini çıkartıp sanki bir daha giymemeye yemin etmişçesine soyunuyorlar. Kız çocuklarının son olarak ve hınçla başlarındaki yazmayı çıkartıp hışımla yere savurma sahnesini izleyen öğrenci ve öğretmenlerden kopan alkış görülmeye değer!

Bu soyunma işleminden sonra üstlerindeki kırmızı mini elbiseleriyle kalan kızlar, kenarda modernliği temsilen bekleyen papyonlu, siyah yelekli iki erkek öğrenciye doğru yöneliyorlar. Uzattıkları eli tutan öğrencilerle tekrar orta yere gelip başlıyorlar dans etmeye.

Bütün bunlar olurken mikrofondan seyircileri coşturan öğretmenin voodoo kabilesi reisini andıran sesler çıkartmasından, yarattığı eserle duyduğu gurur ve mutluluğun tüm ihtişamıyla yüzüne ve sesine yansıdığı görülüyor.

Bir okul bahçesinde cereyan eden bu olay bize, kurucu iradenin laikliği benimsemiş pozitivist bir insan yetiştirmeye odaklı eğitim öğretim sistemi ile emellerine ulaştıkları başka bir ifade ile toplumu Batılılaştırdıkları/modernleştirdikleri görülmektedir.

Yukarıda resmetmeye çalıştığım ve benzeri olaylar, 23 Nisan Bayramı kutlamaları vesilesiyle ülkenin hemen hemen her okul bahçesinde tekrar edilirken;  yaklaşık aynı saatlerde 14 yıldır iktidarda olan ve “dindar nesil” yetiştirme iddiası güden muhafazakâr/maneviyatçı AK Parti iktidarı öncülerinin, inşa ettikleri üçüncü boğaz köprüsünün açılış kurdelesini kesmekle yere göğe sığmayan maddi yatırımlarla övünmeleri şayanı dikkattir.

Toplumun maddi refah/gelişmişlik düzeyini yükseltmekle –itirazımız da yok- “dindar” ve ya “ahlaklı” nesil yetiştiremezsiniz. Aksine bu şekilde davranarak toplumun hızla sekülerleşmesine ivme kazandırırsınız ki gidişat bu yönde seyrediyor. Üstad Hüseyin Atay’ın şu tesbiti fikrimizi teyit eder mahiyettedir. “Ekonomik refah ile toplumun ahlakı düzelmez, ancak ahlakın düzelmesi ile ekonomi düzelebilir.” Prof. Dr. Ali Aydın ise konunun önemini ve yakıcılığın şöyle ifade ediyor: “Araçların gelişmişliğini konu ediyoruz lakin amaçsızlığımızı dert eden yok. Bu kadar araçla bu kadar insanla biz ne yapıyoruz Allah aşkına? diye soran yok. Arayışlarımız var kuşkusuz. Mustafa Gündüz’ün ifadesiyle; aranan şeylerden birisinin maarif olduğundan şüphemiz yok ama defnedildiği yeri bilen yok! İdeolojik-politik konumlanışın konforlu dünyasından yüzeysel ve içeriksiz tekerlemeler dizerek, bir takım teknik düzenlemeleri abartarak ve düzeneğin kendisini “sihirli değnek” olarak kodlayarak memleketin “Maarif Davasını” hallettiğini sanan bir pratikle karşı karşıyayız. Verili sistemin mantığını, kurgusunu sorgulamaktan aciz bu tutumun neyi yitirdiğinden ve dolayısıyla neyin talibi olduğundan bihaber olmasında yadırganacak bir durum yok. Tarihe yeniden girmenin konuşulduğu bu günlerde kendi tarihsel tecrübesini, kök değerlerini ve mevcut dünyanın dinamiklerini okuyamayan bu atmosferde kendimize, yitiğimize, müktesebatımıza ve tahayyülümüze yol veren girişimlerin ne büyük önem arz ettiğini ifade etmeye gerek görmüyorum. Bu açıdan mevcudun fetişleştirilmesine yüz vermeden, ayartıcı coşkuya kapılmadan yürünecek yolun, yaşanılacak “hikâyenin” zorlu koşullarını hatırlatmaya dönük girişimler heyecan uyandırıyor.”

Merhum Ali Şeriatî, İnsanın Dört Zindanı’nda eğitim ve öğretimde insan odaklı olmanın gereğine şöyle işaret ediyor: “Bugün ele alınan çeşitli eğitim ve öğretim ekolleri tümüyle çıkmaza girmiştir. Çeşitli felsefelere dayanan dünya öğretim sistemlerinin hiçbiri başarılı olamamıştır. Herbiri büyük gürültü ve heyecanla ortaya çıkmışsa da sonra kendi acizliğini göstermiştir. Bunun nedeni bu eğitim ve öğretim düzenlerindeki eksiklik değil, bilakis günümüz dünyasının büyük üstatlarının ve eğitim öğretim düzenlerinin kurucularının, farklı düzeylerde insan eğitim ve öğretim teknikleriyle meşgul olmadan önce, insanın ne gibi bir şey olduğu sorusunu çözme konusunda çabalamamalarıdır; oysa öncelikle bu sorunu çözmeye çalışmaları gerekir. İnsanın ne olduğunu ve ne olması gerektiğini kavrayamazsak, yani açık ve üzerinde ittifak edilmiş bir insan gerçeği inancına sahip olmazsak; kültürü, eğitimi, öğretimi, ahlakı ve toplumsal ilişkileri düzenleme çabalarımızın tamamı abestir, beyhudedir. Bu durumda biz, aşılama, budama ve ayıklama tekniğini; bağ bakımı ve bitki bilimini çağdaş bilimin en üst düzeyinde bilen ama diktiği ağacın türünü düşünmeyip içinde yaşadığı toplumun hangi meyveye ihtiyaç duyduğunu göz önünde bulundurmayan bir bağcıya benzetilebiliriz.”

Bir şey yapmak için, bugün geriye dönüp baktığımızda eğitim konusunda bulunduğumuz nokta için hakkaniyetli bir sorgulama ve çözümleme yapacaksak eğer, tarihi ve olayları herhangi bir tarafa meyilli olmaksızın bütün kaynaklar, aklımız ve adalet ile irdelemek durumundayız. Çünkü bu düsturları elden bırakırsak beşeriyet için en temiz yürüyüş olan/fıtri olan İslam ahlakını topluma hatırlatabilmemiz mümkün olmayacaktır.

Bu noktadan hareketle söylenmesi gereken; tarafları irrite etme, ayrıştırma, kutuplaştırma aracı olarak bir takım basiretsiz politikalar tarafından; okullardaki portreler, büstler, and, gençliğe hitabe, millet-ulus söylemi ve baskıcı eğitim politikaları çerçevesine alınan eğitim sisteminin Kemalist Eğitim Sistemi olarak kodlanması, toplumdaki dinî-laik ayrışmasının ve eğitimde Batılılaşmanın Mustafa Kemal’in tarihte tezahür edişinden çok daha önce başladığı gerçeğinin altını çizmemiz gerekir.

1800′ lü yılların başında III. Selim ile başlayan ve II. Mahmut ve Tanzimat ile devam eden eğitimde yenilenme süreci bilinmeden, bugünün Laik-Kemalist diye isimlendirilen eğitim sisteminin eleştirisi önyargıdan öteye gitmez.  Hatta meselenin başlangıcını 16. Yüzyılın yani 1500’lerin sonuna medreselerin artık bir eğitim kurumu fonksiyonlarını yitirdiğinin görülmeye başlamasına kadar götürmek iktiza eder. Bu tarih itibariyle artık medreseler deneye, gözleme, müspet ilimlere yer vermeyen; öğretimi yöntem ve disiplin bakımından yozlaşmış ve öğrencilikle/öğretmenlikle alakası olmayan kişilerin çeşitli dini sıfatlar ile kendilerine yer bulduğu acze düşmüş kurumlara dönüşmeye başlamıştır. Yeni şeyler üretmek yerine şerh ve haşiye yazma dönemine girilmiştir.  Asıl görevi ile meşgul olmayan ulema siyasetle gereğinden fazla ilgilenmiş, müderrislerin seçimi ve yetiştirilmesinde kanuna aykırı davranıldığı için o dur budur bir türlü istenilen eğitim seviye yakalanamamıştır.

Bu dönemde medreseler, ulemanın tepkisinden çekinildiği için doğrudan tasfiye edilememiş, mevcut eğitim anlayışını sürdürerek devletin bekası sağlanacağı düşünülmüş. Ancak sosyo-ekonomik ve siyasi alanlardaki değişim irade ve bürokraside büyük zihniyet değişimine yol açtığından, ulemanın eğitim üzerindeki etkisi zayıflatılmış ve müesseselerin kapatılmalarına kadar gidecek serüven başlamıştır.  1 Mart 1846′ da yüksek tahsil için Darülfünun’un kurulmasından sonra 1869 senesinde Şura-i Devlet Maarif Dairesi’nce Fransız eğitim sistemini örnek alan Maarif Nizamname’si oluşturulmuştur.

Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı yaklaşık yüz elli yıllık bu sorunu şöyle özetliyor: “Nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz? Bu belli değil… Eğitim programları, kurumları ve eğitim kadrosu, siyasal-ideolojik ayrışmalara bağlı olarak o kadar dalgalanma ve değişme halinde ki, istikrarlı, hedefi belli bir eğitim anlayışı, eğitim felsefesi ve kalıcı eğitim programları geliştirip uygulamayı bir türlü başaramadık.”

Toplumu ve insanı dönüştürmek eğitim öğretim ile olan ve uzun soluklu bir iştir. Eğitim planları yapmak, müfredat programlarını ahlâkı merkeze alan bir anlayışla değiştirmek, eğitim hayatında özgür ve adil ortamların tesis edilmesinin yollarını aramak, tarihi ve kültürel kodlarımız üzerine yeni bir eğitim sistemi inşa etmek yerine biz hala köprüler inşa etmeye ve başörtüsü meselesini hallettiğimizi düşünmeye devam ediyoruz. “Eğitimle kalıcı hale getirilmemiş kültür-sanatla tahkim edilmemiş bir kalkınmanın bizi götüreceği yer zevksizliktir, sevgisizliktir, karanlıktır. Nitekim bunun sancılarını her alanda yaşıyoruz.” Anlaşılan insanlar doğruyu görmeye; aklı ve ahlakı ile mevcut düzenin yanlışlık ve haksızlıklarına topyekûn karşı durmaya, bu düzeni herkesin iyiliği için değiştirmeye/düzeltmeye/ıslah etmeye gönüllü olana kadar bu ya da benzeri konularda aymazlığa devam edeceğiz.

İslam ahlakı ve değerlerinin dikkate alınarak; Batılı paradigma karşısında bizi her yönüyle güçlü kılacak, kompleksten kurtaracak yepyeni bir eğitim sisteminin temellerinin nasıl yapılandırılabileceği sorusunu; toplumsal bir sorun ve sorumluluk olarak kabul edip ivedilikle ele almalıyız.

Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.

Selam ile.

 

ömer yıldız

iktibas


Keyword : radyo vakit - ömer yıldız - iktibas -
Bookmark and Share
 

DİĞER HABERLER

'Hiçbir günah, Allah’ın rahmetinden büyük değildir'
“Ey yavrularım! Haydi gidin, Yusuf ile kardeşi hakkında haber elde etmeye çalışın! Allah'ın rahmetinden de umut kesmeyin! Şu bir gerçek ki, Allah'ın k
Filistin sorunu yoktur, Siyonizm sorunu vardır
"Filistin sorunu yoktur, Siyonizm sorunu var. Daha genelde İsrail sorunu var. Çünkü sorun çıkartan taraf Filistin değil, Filistinliler kendi toprakla
Filistin'in başkenti: Doğu Kudüs
ABD’nin Kudüs’ü “İsrail’in başkenti” olarak tanıma kararının ardından dünyada pek çok yer bu karara tepki gösterdi ve tanımadı. En sert ve vurucu önle
Çağının Fetö'sü Celaledddin Rumî'den Sadece Bir Not
“Rivayet etmişlerdir; Tanrı rahmet etsin, esenlikler versin, Peygamber, sahabeyle bir savaştan gelmişti. Bu gece şehrin dışında yatacağız, yarın girec
Akif İnan'ın Kudüs şiiri ilk kez bir gençlik dergisinde yayımlanmıştı
“Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde, Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu” diye başlayan Mescid-i Aksa şiiri sebebiyle Kudüs Şairi olarak da anılan Mehmet Akif
İnşirah'ınızı Kalbinize Davet Edin
Önce Musa'nın duasına gidelim; "Musa dedi ki Rabbim göğsüme genişlik ver; işimi kolaylaştır; dilimden şu düğümü çöz ki beni anlasınlar..." (Taha Sures
2. Abdülhamid Han'ın Hayatı
Tahta çıktığında Osmanlı Devleti tam bir bunalımın eşiğindeydi. Karadağ ve Sırbistan’da savaş aleyhimize dönmüş, Bosna-Hersek ve Girit’te ayaklanmalar
Aklımız Yahudi Gibi İşlerken Kalbimiz KudüsGibi Atarmı?
İddia ediyorum! Yahudilerin bir avuç insan topluluğuyla gelip bizleri esir alması, islam coğrafyasının tam bağrını yurt edinmesi ve bizleri etkisiz ha
Demokrasinin tasmalı köpekleri
Demokrasi, ideolojilerden bir ideolojidir. Diğer beşeri ideolojilerden tek farkı, çok ilahlı bir ideoloji olmasıdır. Demokrasi; ilahı çok, din yok ins
Kur'an Müslümanlığı
Dinlerin insanlık tarihinde, yerleşik döneme geçişten sonra ortaya çıktığını savunan görüşe en büyük darbeyi Göbekli tepedeki tapınakların keşfedilmes
1 -


Abdullah Yıldız

“Dostlarıyla Uğraşanlar Düşmanlarıyla Savaşamazlar”

12/12/2017 - 12:12

Abdullah Yıldız
Abdurrahman Dilipak
Abdülaziz Kıranşal
Ahmed Kalkan
Ahmet Kekeç
Ahmet Varol
Ahmet Taşgetiren
Akif Emre
Ali Kaçar
Ardan Zentürk
Ali Karahasanoğlu
Atasoy Müftüoğlu
Cihan Aktaş
Coşkun Uzun
Fatma Tuncer
Hamza Er
Hayrettin Karaman
Halime Kökçe
Hamza Türkmen
Hamdi Akan
Hikmet Ertürk
Hüseyin Gülerce
Hüseyin Bülbül
Hüseyin Alan
Ibrahim Karagül
Ismail Kılıçarslan
Kemal Öztürk
Kenan Alpay
Kemal Songür
Mehtap Yılmaz
Mehmet Durmuş
Merve Şebnem Oruç
Mustafa Çelik
Mustafa İslamoğlu
Mustafa Armağan
Mustafa Bozacı
Nedret Ersanel
Osman Atalay
Ramazan Kayan
Sevtap Mendi
Selahaddin E. Çakırgil
Süleyman Seyfi Öğün
Sükrü Hüseyinoğlu
Tülay Demircan Koyuncu
Yakup Döğer
Yavuz Bahadıroğlu
Yıldıray Oğur
Yiğit Bulut
Türkiye'de Boşanma Sebebleri nelerdir?
Oy Kullan Sonuçları Göster

www.radyovakit.com sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
© 2007 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Destek :
bilgi@radyovakit.com  |  Yazılım & Sistem Yönetimi : Networkbil.Net

Evden eve nakliyat Gaziosmanpasa Evden eve nakliyat Eyüp Evden eve nakliyat Sultangazi Evden eve nakliyat Bayrampasa Evden eve nakliyat Günesli Evden eve nakliyat Sirinevler Evden eve nakliyat Yenibosna Evden eve nakliyat Küçükçekmece Evden eve nakliyat Basaksehir Evden eve nakliyat