Yeni Üyelik - Şifremi Unuttum
Arama    
Gerçek mü`minler şu kimselerdir ki; Allah hatırlatıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine O`nun ayetleri okunduğu zaman imanları güçlenir ve daima Rablerine güvenirler. Onlar namazı hakkını vererek kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan cömertçe sarf ederler. Enfal 2-3
* Ümmetin İslam İşbirliği Teşkilatına çağrısı * Modern Köleler Topluluğu: Cemaatler * Putperest Müminler * 'Hiçbir günah, Allah’ın rahmetinden büyük değildir' * İntifada nedir, ilk intifada ne zaman oldu? * Hz. Âdem, Yaratılan ilk insan mıdır? * 'İslam dünyası yeniden dizayn edilmek isteniyor' * Kudüs, Türkiye ve Mısır’ı yakınlaştırır mı? * Çipras'tan Batı Trakya'da müftü sorununa çözüm önerisi * Postalların yere basma zamanı...

SON DAKİKA

ANA SAYFA

SİTENİZE EKLEYİN

RADYO DİNLE

Linkler

GENÇ BİRİKİM DERGİSİ

HAKSÖZ DERGİSİ

UMRAN DERGİSİ

VUSLAT DERGİSİ

İKTİBAS

YORUM DERGİSİ

İSLAMİ YORUM

AHMET VAROL

ANALİZ MERKEZİ

ANSAR DE

AYETLER COM

DENİZ FENERİ

DÜNYA BÜLTENİ

Enfal de

FİLİSTİN ENFORMASYON MERKEZİ

HABER VAKTİ

HAYRETTİN KARAMAN

KUDUS YOLU

M.ENGİN NOYAN

MAZLUMDER

MUSTAFA İSLAMOĞLU

Süleymaniye Vakfı

TEFSİR DERSLERİ

TEVHİD HABER

TEVHİDE DOĞRU

TİME TÜRK

İ H H

YARDIMELİ DERNEĞİ

İKRA İSLAM

İLKAV

İSRA HABER

Özçgün Duruş

ÖZGÜR DER

GIDA AMBARI

SAAT KAÇ

T.C. Kimlik Numarası

STAR

YENİ AKİT

YENİ ŞAFAK

ADANA BARIŞ RADYO

ADANA RADYO HAYAT

AKSARAY KENT FM

ANKARA DENGE RADYO

ANKARA HEDEF RADYO

ANKARA RADYO VAKİT

ANTALYA DİLARA FM

BATMAN GENÇLİK FM

BURSA ÇINAR RADYO

BURSA RAHMET FM

ÇORUM ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR NUR RADYO

ERZİNCAN GÖKSU FM

ISPARTA DİLARA FM

KARAMAN GSRT FM

KAYSERİ ART FM

KAYSERİ ARİFAN RADYO

KAYSERİ FURKAN RADYO

KAYSERİ RADYO AS

KAYSERİ ŞAFAK RADYO

KIRIKKALE ANADOLU FM

KIRŞEHİR GENÇLİĞİN SESİ FM

KOCAELİ ANADOLU RADYO

KOCAELİ MESAJ FM

KONYA GENÇLİK FM

KONYA RADYO EN

KONYA RİBAT FM

KONYA İSRA FM

MALATYA SELAM RADYO

MARDİN CEMRE RADYO

MUŞ RADYO 1071

NİĞDE UMUT FM

SAKARYA HİLAL FM

SİVAS RADYO GÜNEŞ

SİVAS RADYO HİLAL

URFA RADYO MEDYA

URFA RADYO MEGA

İÇEL ÇAĞRI FM

İÇEL İSTİKLAL RADYO

İRİP RADYO

İSTANBUL MARMARA FM

İSTANBUL MORAL FM

İSTANBUL RADYO MEKTUP

İSTANBUL ÖZEL FM

İZMİR RADYO BAŞAK

24 HABER TV

ÇAĞRI TV

HİLAL TV

KANAL A

TGRT HABER

TV NET

ÜLKE TV

Namaz Vakitleri

8 Kasım 2010 dan beri

Bugün 60165
Toplam 404962361
En Fazla 606285
Ortalama 154212
Üye Sayısı 127
Bugün Üye Olan 0

Eş seçiminde yapılan yanlışlıklar

Günümüzde âileler, çok değişik bir hâl aldı. Eskiden anne ya da babaya bakıp evlâtlarını üç aşağı beş yukarı tahmin edebilirdik… Şimdi öyle değil, dindar bir anne-babanın nihilist (inkârcı) bir evlâdı olabiliyor. Kur’ân kurslarının kapatılması ve sekiz yıllık mecburî eğitimle tesettür, dindar âilelerin çocuklarında da görünmez oldu. Aynı çatının içinde farklı düşünce sistemlerine sahip insanlar çoğaldı. Çok kültürlü şehirlerimiz
2017-12-16 - 13:56

Eş seçiminde yapılan yanlışlıklar

 

 

Günümüzde âileler, çok değişik bir hâl aldı. Eskiden anne ya da babaya bakıp evlâtlarını üç aşağı beş yukarı tahmin edebilirdik… Şimdi öyle değil, dindar bir anne-babanın nihilist (inkârcı) bir evlâdı olabiliyor. Kur’ân kurslarının kapatılması ve sekiz yıllık mecburî eğitimle tesettür, dindar âilelerin çocuklarında da görünmez oldu. Aynı çatının içinde farklı düşünce sistemlerine sahip insanlar çoğaldı. Çok kültürlü şehirlerimiz gibi… “Dindarlıkta denklik nasıl aranacak?” bilemedik, açıp bakamıyorsun ki kimsenin kalbine… Çevre, arkadaş grupları, sanal âlem, hele ki internetle bilgiye kolay ve çok hızlı kavuşmak, çok değiştirdi gençleri de, ebeveynleri de…

Baba tasavvuf ehli, oğlu radikal müslüman, anne eşine itaatkâr, kızı feminist takılır, görünüşte hepsi dindar… Kadın hamarat bir ev hanımı; kızı, ders çalışmaktan, sınavlara hazırlanmaktan yumurta kırmayı bilmez, annesine güvenir, annesi de:

“-Onun işi ders çalışmak, benim ise onlara hizmet etmek!..” deyip doğrular kızını, iftihar eder kazandığı üniversite ile… Ahlâktan çok üniversiteler konuşulur, evlilik birlikteliğinde…

Baba, oğluna eşraftan birinin kızını lâyık görürken, oğlan komünist zihniyetli sınıf arkadaşına çoktan âşık olmuştur. Dobra kızdır, esaslı kızdır, annesinin gösterdiği kızlar gibi “mıy mıy” değildir, kafa dengidir…

“-Onu almazsanız, beni kaybedersiniz.” deyiverir.

Hâfız hocaefendinin bütün oğulları, kendi beğendikleri kızlarla evlenmiştir; hiç birinin başı örtülü de değildir, dînî hassasiyetleri de yoktur. Ne yapsın; duâ eder hâfız efendi; gelinlerinin hidâyetine… Doğrusu güzel, alımlı, akıllı, çalışan kızlardır hepsi de… Yavaş yavaş örterler başlarını, önce kayınpederlerinin yanında, sonra cemi cümle içinde…

“-İyi ki evlenmişler oğullarım, çok mutlular!” der, Hâfız Efendi, “Oğullarım esaslı çıktı, örttürdüler eşlerinin başını…”

Günümüz biraz karışık dedim ya, şekle mi bakacağız, öze mi bilemedik. Ayağında pantolon, kısa tunik ile başı deve hörgücü misâli örtülü, namaz kılmayan kızımız bir yanda; başı açık namaz kılan diğer yanda… Dindarlıkta hangisini denk kabul edeceğiz; “Ahlâkına bak sen ahlâkına, nasılsa değişir hepsi!” mi diyeceğiz?!

Görücü usûlü evlilikleri kabul etmiyor artık gençler, kendisi tanımak, aşk evliliği yapmak istiyor. Hâl böyle olunca, “denklik” aşka kalıyor. Kimileri ise, evde annesinin pişirmesine, babasının getirmesine alışmış, evlenmek istemiyor, bin dereden bin su getiriyor.

“-Evlenilecek erkek gibi bir erkek yok/kız gibi kız yok; sizin hiçbir şeyden haberiniz yok, konuşuyorsunuz benimle!..” deyiveriyor ebeveynine…

Kız çok mücâhide takılıyor, evleneceği eşinin de sosyal olmasını istiyor. Sadece abdest-namaz yetmiyor, bakıyor durumuna… Oğlan çok pısırık, iki kelimeyi bir araya getirmeyi bilmiyor:

“-Annesinin beğendiği kızla evlenecek birisi ile evlenilir mi günümüzde, hangi devirde yaşıyoruz!” deyip sözü kesiyor, bizim mücâhide…

Evde çocuk ağlarken, toplantıdan toplantıya koşan, mitingden mitinge atlayan mücâhit, telefonu açacak fırsatı olmayan kocası ile ileride mutlu olacak mı; ihtiyaçlar, ideallerin önüne geçince aynı yiğitlik kalır mı serde, bu da ayrı mesele…

Şu “elektrik alma” işleri de denkliğin çok önüne geçti. Genç kız, delikanlı ile üç kez görüşmüş:

“-Ben duygularımdan hâlâ emin değilim. Sevemedim gibi, tekrar görüşsem mi acaba?” diyor.

Konuşurken çocuğa ümit veriyor, eve gelince vazgeçip:

“-Ben sana ısınamadım.” diyor.

“-Her şey denk, daha ne var, bu neyin ısınması?” diyemiyoruz… En sonunda kararı veriyor:

“-Benim memleketimde yaşarsak evlenirim seninle…”

Denklik, genelde kız evlâdın huzurlu bir yuvası olması için aranıyor. Ahlâkî zaafları olan fâsık bir erkek; iffetli, faziletli kızımızı heder etmesin diye… Nesepçe “denklik” aransa da, müslüman bir erkeğin ehl-i kitap bir kadınla evlenmesine müsaade etmiş dînimiz… Erkeğin malının kadından daha çok olması istenmiş, aranan denkliğin içinde… Günümüz annelerine bakılırsa, oğluna mal kalsın diye daha zengin kızlar ile evlendirmenin peşinde… Günümüzde zengin kız, fakir oğlan hikâyeleri sadece Yeşilçam’ın gündeminde değil… Yaramaz, söz dinlemez, iffetsiz oğullarına; “ayrılmaya cesaret edemez” diye fakir, mümkünse yetim kızları gelin getirenler az değil, hâlâ içimizde… Oğlan anaları, artık oğullarına kız ararken “çalışan olsun” ama mümkünse “fahrî” ya da “ücretli” değil, “tapu gibi devlette çalışan kadrolu olsun” derdinde… Hayat müşterek, herkes çalışacak; hayat zor, nasıl ev, araba alınacak?

Kız, üniversitede hoca olmuş, oğlan lise mezunu bir iş adamı… Anne-baba:

“-Kızım, o sana denk değil, sen okumayı-yazmayı seversin. O okumaz, senin gibi değil. Yarın senin ders çalışman bile ona batmaya başlar. Onun okumaması da sana batmaya başlar.” dese de -gerçi oğlan çok zengin olup kızına hayatını yaşatacağı, onun parasının yanında kızın maaşının lafının bile edilmeyeceğini görüp pek ses edenine şahit olmasam da-:

“-Çok âşık oldum.” der bizim kız… “Âşık mı olmuş, saygı duyarız, buyursun evlensinler, sevgi kolay bulunmuyor!..” modundayız hepimiz de…

“-Ben tek bir denklik bilirim.” diyor genç, “Kafa denkliği, gerisi hikâye…” Felsefesini bile yapmışlar…

“-Aşk dedin mi sular durur.” diyor bir diğeri…

Gençlerin gözünde evlilikte denklik böyle…

“-Halam üniversite mezunu, eniştem ilkokul; mutlular, geçinip gidiyorlar, onların evine gidince huzur buluyorum. Babam ve annem, ikisi de üniversite mezunu, babamdan yemediğim dayak kalmadı. Keşke eniştem benim babam olsaydı, ne iyi olurdu.” diyor, gençlerin bir diğeri de…

“-Üç üniversite bitirmiş, hâlâ adam olamamış kazmalar geziyor etrafta…” diyor diğer kızımız…

Dikkatinize sunmam gereken bir husus var ki, o da bu gençlerin yirmili yaşlarda olması… Daha genç olanların felsefesi, “Nefsinin götürdüğü yere git, yaşaman gerekli olan her ne ise yaşa, hayatın güzelliğinin tadını çıkar!”

“-Neden milleti dinledim de onunla evlenmedim, pişmanlığını yaşamamak, keşke dememek…” diyor on sekizini geçen, “isyankâr takılan”(!) (kendileri öyle olduklarını söylüyorlar) gençler…

Kamyon arkası yazısı gibi konuşuyor, bir diğeri de:

“-El âlem ne der demeyeceksin; gönlüne dikkat edeceksin…”

“-Neticede sevgi, saygı önemli… Kendine güveni olan, iş bilen, eşini aç koymaz. Kaç yıl okumuş hiç önemli değil, önemli olan seni taşıması…” diyor, diğer on dokuzluk…

Eskiden “elektrik” önemli mesele idi, şimdi de “birbirini taşımak” çıktı. Denkliği, “taşımak” olarak mı algılıyoruz acaba diye konuşuyorum kendi kendime…

Eşinden ayrılmış, çocuklu birine; hiç evlenmemiş birini bulmaya çalışırlar, burada denklik nerede? Bir dönem başörtüsü yasağından okullarını bitiremeyen kızlar, en büyük darbeyi dindar erkeklerden yemişlerdi. Sebebi ise, kariyer yapacak delikanlılara bu kızlar mânî (!) olurlardı. Vali, kaymakam, akademisyen vb. olacaksan dindar kız almayacaksın, oğlunun önünü kapatır. O dönem en kıymetli dindar kızlar; ilk veya ortaokul mezunları ile evlendiler.

“-Babası olmayan oğlana kız verilmez. Kiminle oturup kalkacağız kadınla mı?” Kızın babası söyler bunu, büyük konuştuğunu düşünmeden…

Hanımın oğlu tesisatçı; gerçekten dindar, Allah’tan korkan bir çocuk… Lâkin gelin bulamıyorlar; tipi de fena değil; sebebi maaşı düşük… “…Sen dindar olanı seç!” hadîsi raflarda… “Sen zenginlerin içinde dindar olanını seç!” olarak algılıyoruz herhâlde…

Hâfız, terbiyeli, güzel ahlâklı bir kızımız, kendisi sevgili edinemeyeceği için görücü usûlü dünürcülere çıkar, lâkin pek beğenilmez. Sebebi, oturduğu gecekondu evi…

Elazığ’da özel bir vazifede bulunduğumuz zaman asker emeklisi, şâir bir beyle tanışmıştık. Hemen anlatmaya başladı:

“-Üniversitede öğrenci iken sınıf arkadaşım bir kızı saf, temiz duygularla sevdim. Okulun bitmesine yakın, durumu anneme anlattım. Bana ağır bir küfürle, aslâ olmayacağını, teyzemin kızının benim için en uygun kişi olduğunu, yaşadığı müddetçe o kızı alırsam beni evlâtlıktan sileceğini söyledi. Biz de ataya itaat vardır. Anamın dediği ile evlendik. Anam kendisine gelin aldı, bana eş değil… Birbirimizi incitmedik, ama evlilikteki «meveddet» pek oluşmadı, sadece merhamet vardı. Sevdiğim kız kimse ile evlenmedi, çok genç yaşta da vefat etti. Çok ağladım, eşim de ağladı.”

“-Eşinizde mi ağladı?”

“-Evet, bakın yanımda… İsterse kendisi söylesin.”

Bütün bunları evli olduğu kadının yanında anlatıyormuş, biz kadından utandık, onun yanında bu hikâyeyi dinlediğimiz için… Kadıncağız anladı:

“-Bir sıkıntı yok!” dedi, “Gerçekten ben de ağladım. Sevenleri ayırmamak lâzım. İkimiz için de «sevgi imtihanı» ile örülü bir evlilik yaşadık. Kızın ölümü bana çok tesir etti. Belli ki kara sevdadan öldü.”

“-Peki, kayınvâlideniz ne zaman vefat etti?”

“-Evliliğimizden birkaç yıl sonra…”

Onun hatırı için yapılan evliliğin, kadıncağız kısa bir süre saâdetini sürebiliyor, o gittikten sonra da devam ediyor…

Bugün oğluna “gelin/kız” arayanların ilk baktıkları, anne ve babasının iş ve mevkisi, ikincisi kızın tipi ve güzelliği, üçüncüsü kızın işi ve mezun olduğu okul… Gösterişli, alımlı çalımlı kınalarda iyi oynayan kızlar tercih sebebi… Bir köşede oturan, utangaç, kıyafeti fazla kapalı kız:

“-İçine kapanık, yere bakan yürek yakan olur onlar, aman dikkat!. İçi dışında olan iyidir.”

Sanırsın hepsi psikoloji profesörü…

Doçent olup kırklı yaşlarına yaklaşan birisine eş adayı bulması için yardımcı olalım dedik. Otuzlu yaşlarda meslek sahibi kızımız ile prensip olarak görüşmek bile istemedi. Sebebi, prensip olarak otuz yaşını geçmiş bir kız istemiyormuş. Düşündüm, acaba sebebi çocuk sahibi olamama endişesi mi? İyi de azîzim, rahimler Allâh’ın elinde, bakarsın 40 yaşını geçen kişiye üç evlât verir, yirmili yaşlarındakine vermez.

Adam, İmam Hatip’teyken evleniyor, eşi ilkokul mezunu… Zamanla akademisyen olup ünvan sahibi olunca, yüksek lisans yapan öğrencileri ile eşini kıyaslamaya başlıyor:

“-Sen ne bilirsin, câhilin tekisin; aklın kadar konuş!..”

Bu durumdan kendisini kurtarmak isteyen eş ise, dünyevîleştikçe dünyevîleşiyor; bakımlar, alışverişler, direksiyon eğitimleri, derneklere üyelik… Güzel ahlâkla örülmüş dindarlık, en büyük nîmetken neden komplekse kapılırız?! Şahsiyetimiz en önemli meziyetimiz iken, sahip olduklarımızla kendimizi ispatlamaya çalışırız? Allâh’ın rızâsını gözeten güzel ahlâk, iki cihan saadeti sebebi değil midir?

Elazığ’daki hikâyenin, kayınvâlidenin vefatına rağmen devamının sebebi, Allah korkusu ve merhamet… Bugün nice insan, sevgisinin büyüklüğünden bahseder, lâkin merhametsizdir.

Arkadaş, yeğeninden bahsetmişti; Ramazan’da iftara davet etmiş, gitmişler. Yemekten sonra yeğeni, eşini uyarmış:

“-Bulaşıkları makineye koyma sırası senin! Çayı da koyuver, ben ilgilenirim…”

Neymiş, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kendi işini kendisi yaparmış, bu sünnet imiş. Kız, uzman hekim, eşi pratisyen olunca mı bilmem ya da para çok tatlı olup, çok güzel bir mevkide oturdukları ve bu konforu kaybetmek istemediğinden mi bilmem, damat kuzu kuzu eşinin her dediğini yapıyor. Ben kadınlığımdan utandım, yeğenimi uyardım.

“«-Canı isterse… Kapı orada… Bizim evde işler böyle…» deyiverdi.” demişti.

Ortalık aşk sanılan, hayaller üzerine kurulan, sonradan şehvet olduğu anlaşılıp da târumâr olan evlilikler ile kayınvâlidelerin “kendine eş beğenir gibi” aldıkları gelin fâciâlarından geçilmez oldu. Akıl, iz’an, vicdan tatile çıktı… Nefsânî duygular gırla gidiyor.

Denkliğe dair bütün hassasiyetler, yuvanın sağlam temeller üzerine kurulması için olsa da günümüzde bu konu çok yeri yırtılmış kumaşa döndü. “Geçmişte bu iş oluyormuş, günümüzde neden olmuyor?” dersek, hırs, beklenti, kanaatsizlik, “Elâlem ne der?” derdi, dünyevîleşme…

En önemli sebebi ise, kararları Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını düşünerek değil de nefsânî ve dünyevî endişelerle vermek. Bildik ki en büyük denklik, göz aydınlığında… (Bkz. el-Furkan, 74)

Kaynak: Fatma Hâle Sağım, Şebnem Dergisi, 152. Sayı

 

islam ve hayat


Keyword : radyo vakit - fatma hale sağım - şebnem dergisi -
Bookmark and Share
 

DİĞER HABERLER

'Hiçbir günah, Allah’ın rahmetinden büyük değildir'
“Ey yavrularım! Haydi gidin, Yusuf ile kardeşi hakkında haber elde etmeye çalışın! Allah'ın rahmetinden de umut kesmeyin! Şu bir gerçek ki, Allah'ın k
Filistin sorunu yoktur, Siyonizm sorunu vardır
"Filistin sorunu yoktur, Siyonizm sorunu var. Daha genelde İsrail sorunu var. Çünkü sorun çıkartan taraf Filistin değil, Filistinliler kendi toprakla
Filistin'in başkenti: Doğu Kudüs
ABD’nin Kudüs’ü “İsrail’in başkenti” olarak tanıma kararının ardından dünyada pek çok yer bu karara tepki gösterdi ve tanımadı. En sert ve vurucu önle
Çağının Fetö'sü Celaledddin Rumî'den Sadece Bir Not
“Rivayet etmişlerdir; Tanrı rahmet etsin, esenlikler versin, Peygamber, sahabeyle bir savaştan gelmişti. Bu gece şehrin dışında yatacağız, yarın girec
Akif İnan'ın Kudüs şiiri ilk kez bir gençlik dergisinde yayımlanmıştı
“Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde, Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu” diye başlayan Mescid-i Aksa şiiri sebebiyle Kudüs Şairi olarak da anılan Mehmet Akif
İnşirah'ınızı Kalbinize Davet Edin
Önce Musa'nın duasına gidelim; "Musa dedi ki Rabbim göğsüme genişlik ver; işimi kolaylaştır; dilimden şu düğümü çöz ki beni anlasınlar..." (Taha Sures
2. Abdülhamid Han'ın Hayatı
Tahta çıktığında Osmanlı Devleti tam bir bunalımın eşiğindeydi. Karadağ ve Sırbistan’da savaş aleyhimize dönmüş, Bosna-Hersek ve Girit’te ayaklanmalar
Aklımız Yahudi Gibi İşlerken Kalbimiz KudüsGibi Atarmı?
İddia ediyorum! Yahudilerin bir avuç insan topluluğuyla gelip bizleri esir alması, islam coğrafyasının tam bağrını yurt edinmesi ve bizleri etkisiz ha
Demokrasinin tasmalı köpekleri
Demokrasi, ideolojilerden bir ideolojidir. Diğer beşeri ideolojilerden tek farkı, çok ilahlı bir ideoloji olmasıdır. Demokrasi; ilahı çok, din yok ins
Kur'an Müslümanlığı
Dinlerin insanlık tarihinde, yerleşik döneme geçişten sonra ortaya çıktığını savunan görüşe en büyük darbeyi Göbekli tepedeki tapınakların keşfedilmes
1 - Postalların yere basma zamanı...
2 - 'İslam dünyası yeniden dizayn edilmek isteniyor'
3 - İntifada nedir, ilk intifada ne zaman oldu?
4 - Çipras'tan Batı Trakya'da müftü sorununa çözüm önerisi
5 - Kudüs, Türkiye ve Mısır’ı yakınlaştırır mı?
6 - Putperest Müminler


Abdullah Yıldız

“Dostlarıyla Uğraşanlar Düşmanlarıyla Savaşamazlar”

12/12/2017 - 12:12

Abdullah Yıldız
Abdurrahman Dilipak
Abdülaziz Kıranşal
Ahmed Kalkan
Ahmet Kekeç
Ahmet Varol
Ahmet Taşgetiren
Akif Emre
Ali Kaçar
Ardan Zentürk
Ali Karahasanoğlu
Atasoy Müftüoğlu
Cihan Aktaş
Coşkun Uzun
Fatma Tuncer
Hamza Er
Hayrettin Karaman
Halime Kökçe
Hamza Türkmen
Hamdi Akan
Hikmet Ertürk
Hüseyin Gülerce
Hüseyin Bülbül
Hüseyin Alan
Ibrahim Karagül
Ismail Kılıçarslan
Kemal Öztürk
Kenan Alpay
Kemal Songür
Mehtap Yılmaz
Mehmet Durmuş
Merve Şebnem Oruç
Mustafa Çelik
Mustafa İslamoğlu
Mustafa Armağan
Mustafa Bozacı
Nedret Ersanel
Osman Atalay
Ramazan Kayan
Sevtap Mendi
Selahaddin E. Çakırgil
Süleyman Seyfi Öğün
Sükrü Hüseyinoğlu
Tülay Demircan Koyuncu
Yakup Döğer
Yavuz Bahadıroğlu
Yıldıray Oğur
Yiğit Bulut
Son Olayları Nasıl Değerlendiriyorsunuz
Oy Kullan Sonuçları Göster

www.radyovakit.com sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
© 2007 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Destek :
bilgi@radyovakit.com  |  Yazılım & Sistem Yönetimi : Networkbil.Net

Evden eve nakliyat Gaziosmanpasa Evden eve nakliyat Eyüp Evden eve nakliyat Sultangazi Evden eve nakliyat Bayrampasa Evden eve nakliyat Günesli Evden eve nakliyat Sirinevler Evden eve nakliyat Yenibosna Evden eve nakliyat Küçükçekmece Evden eve nakliyat Basaksehir Evden eve nakliyat