Yeni Üyelik - Şifremi Unuttum
Arama    
Fussilet - 33. Allah`a davet eden, dürüst ve erdemli davranan ve "Ellbette ben kayıtsız şartsız Allah`a teslim olanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?
* Uhuvvet ayrı bir şey tabi canım! * Bizi dirilten ayetler: İmtihan (Video) * Bir hadisin Buhari'de geçmesi sahih olduğu anlamına gelmez * Komisyonculuk ve Emlak komisyonculuğu * İsrail’i boykot edene insani yardım yasak! * Rönesans ve Reformun tarihsel gelişimi - 1 * Savaşın Rengi - 4. * Ana Hatlarıyla İslam'a Genel bir Bakış * Erdoğan: Amerika'da böyle değil * Dini Allah'a, Örnekliği Resulullah'a Has Kılmak

SON DAKİKA

ANA SAYFA

SİTENİZE EKLEYİN

RADYO DİNLE

Linkler

GENÇ BİRİKİM DERGİSİ

HAKSÖZ DERGİSİ

UMRAN DERGİSİ

VUSLAT DERGİSİ

İKTİBAS

YORUM DERGİSİ

İSLAMİ YORUM

AHMET VAROL

ANALİZ MERKEZİ

ANSAR DE

AYETLER COM

DENİZ FENERİ

DÜNYA BÜLTENİ

Enfal de

FİLİSTİN ENFORMASYON MERKEZİ

HABER VAKTİ

HAYRETTİN KARAMAN

KUDUS YOLU

M.ENGİN NOYAN

MAZLUMDER

MUSTAFA İSLAMOĞLU

Süleymaniye Vakfı

TEFSİR DERSLERİ

TEVHİD HABER

TEVHİDE DOĞRU

TİME TÜRK

İ H H

YARDIMELİ DERNEĞİ

İKRA İSLAM

İLKAV

İSRA HABER

Özçgün Duruş

ÖZGÜR DER

GIDA AMBARI

SAAT KAÇ

T.C. Kimlik Numarası

STAR

YENİ AKİT

YENİ ŞAFAK

ADANA BARIŞ RADYO

ADANA RADYO HAYAT

AKSARAY KENT FM

ANKARA DENGE RADYO

ANKARA HEDEF RADYO

ANKARA RADYO VAKİT

ANTALYA DİLARA FM

BATMAN GENÇLİK FM

BURSA ÇINAR RADYO

BURSA RAHMET FM

ÇORUM ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR NUR RADYO

ERZİNCAN GÖKSU FM

ISPARTA DİLARA FM

KARAMAN GSRT FM

KAYSERİ ART FM

KAYSERİ ARİFAN RADYO

KAYSERİ FURKAN RADYO

KAYSERİ RADYO AS

KAYSERİ ŞAFAK RADYO

KIRIKKALE ANADOLU FM

KIRŞEHİR GENÇLİĞİN SESİ FM

KOCAELİ ANADOLU RADYO

KOCAELİ MESAJ FM

KONYA GENÇLİK FM

KONYA RADYO EN

KONYA RİBAT FM

KONYA İSRA FM

MALATYA SELAM RADYO

MARDİN CEMRE RADYO

MUŞ RADYO 1071

NİĞDE UMUT FM

SAKARYA HİLAL FM

SİVAS RADYO GÜNEŞ

SİVAS RADYO HİLAL

URFA RADYO MEDYA

URFA RADYO MEGA

İÇEL ÇAĞRI FM

İÇEL İSTİKLAL RADYO

İRİP RADYO

İSTANBUL MARMARA FM

İSTANBUL MORAL FM

İSTANBUL RADYO MEKTUP

İSTANBUL ÖZEL FM

İZMİR RADYO BAŞAK

24 HABER TV

ÇAĞRI TV

HİLAL TV

KANAL A

TGRT HABER

TV NET

ÜLKE TV

Namaz Vakitleri

8 Kasım 2010 dan beri

Bugün 4134
Toplam 393639460
En Fazla 606285
Ortalama 153107
Üye Sayısı 125
Bugün Üye Olan 0

Seyyid Kutub: İstikbal İslam'ındır

Beyaz adamın efendiliğini sürdüreceği asır sona ermiştir. Çünkü beyaz adamın medeniyetinin sınırlı sermayesi artık tükenmiştir. Elinde insanlığa sunabileceği, beşeriyetin idaresini düzenleyebileceği, insani esaslar içerisinde, insanca değerler ve insani bir ha-
2017-10-22 - 18:51

Seyyid Kutub: İstikbal İslam'ındır

 
Beyaz Adamın Devri Sona Erdi
Asrımız, İngiliz filozoflarından Bertrand Russel diyor ki: “Beyaz insanın efendilik devri sona ermiştir. Beyaz insanın sonsuza dek efendi kalması da zaten tabii kanunun değişmez bir kuralı değildi. Öyle inanıyorum ki beyaz insan, dört asırdan beri gördüğü güzel günler gibi bir gün daha asla göremeyecektir. Şüphesiz Rusyalı, Asya’da istediği gibi nüfuzunu yayma fırsatı kendisine verilen tek beyaz insandır. Asya milletleri, -tecrübe etmedikleri için- Kremlin’in sömürgecilik gayesinin varlığına inanmadan sömürgecilikten nefret ediyorlar. Çünkü onlar, asırlarca Batılı adamın otoritesi altında fakir düştüler. Başlarından geçen bu sömürge olayından nefret eder oldular. Bu sebeple Asya’da Batılı devletlerin eline bir fırsat daha geçeceğini zannetmiyorum. Yalnızca Hindistan’ın Avrupalılarla birlik ve uyum içinde yaşayabileceğine inanıyorum. Arap alemi ise -Mısır ve Pakistan dahil- Komünist Paktı’na meyledecektir.”
Bertrand Russel bu haberini 1950’de verdi. Görüldüğü gibi bu sözü takip eden olaylar, özellikle Çin’in Komünist Blok’un eline düşmesi bu düşüncenin esasını doğrulamıştı. Fakat biz bu düşüncenin bakış açısını dar, köklerini sathi, dayanağını maddi kabul ediyoruz. Zaten Batılı bir düşünürün, kendisini meşhur kılan mantıklı çalışması ne kadar değerli olursa olsun, muayyen bir kültürün, geleneklerin, medeniyetin ve aklının esiri olacağı bize garip gelmez. Çünkü bu peşin değerler, onlara aykırı düşünmeyi, olayları etraflıca görmeyi başka açılardan bakmasına müsaade etmiyor.
Olay bundan çok daha derindir.
Beyaz adamın efendiliğini sürdüreceği asır sona ermiştir. Çünkü beyaz adamın medeniyetinin sınırlı sermayesi artık tükenmiştir. Elinde insanlığa sunabileceği, beşeriyetin idaresini düzenleyebileceği, insani esaslar içerisinde, insanca değerler ve insani bir hayat için onu hakkıyla ilerletip geliştirebileceği bir fikri, anlayışı, değer sermayesi kalmamıştır.
Amerikan tecrübesi namıyla şöhret bulan ferdi hürriyetin, Fransız İnkılabı’nın ve İngiliz Magna Carta’sının doğumundan sonra kısırlaşmış -veya kısırlaşmasına çok az kalmış-tır.
Bütün bunlar belli bir zaman için geçerli özel mevzulara, sınırlı hallere cevap veren değerlerdir. Bu sınırlı prensipleri, yaşadığı müddetten daha uzun bir süre yaşatmak insanoğlu tarafından beklenemezdi.
Bu prensiplerin hepsi de sosyal nizamların onsuz kurulamadığı, oradan fışkırmadıkça ve ona dayanmadıkça prensip ve değerlerin yaşamadığı büyük asıldan, varlığın genel anlamı, insanın bu anlam içindeki yeri ve insan olarak varlığının hedefini açıklayan inanç aslından kopuktu. Ayrıca bu prensiplerin hepsi mahdut ve muayyen, zamana bağlı değerlerdi. Çünkü bunlar esas itibarıyla ana kaynaktan kopmuş değerlerdi. Asi bitkiler gibi insan karakterine uygun kökleri yoktu. Çünkü bunlar, insan fıtratının geldiği kaynaktan gelmiyorlardı.
Bu kökten gelmediği, bu kaynaktan fışkırmadığı için insan fıtratına ve hayatın fıtratına ters düşen bir temel üzerine kurulmuşlardı. İnsanın esasını oluşturan temelleri, ona sarılması gereken vesileleri, üzerinde yürümesi gereken yolu gözetmiyordu. İnsanın insan tabiatından, yaratılışının temellerinden, fıtrat gerçeğinden oluşan gerçek ihtiyaçlarından hiçbirisine cevap vermiyordu. Onun -insanın insan oluş sebebi olan- en mühim temel unsurlarını korkunç kuvvet ve zorbalıkla söküp atıyordu.
Bütün bunlar, din ile dünyayı birbirinden ayıran uğursuz ayrılık sebebiyle meydana gelmişti. Bu medeniyet düşünülerek ve şuurlu olarak bile bile dine düşmanlık esası üzerine kuruldu. Aynı zamanda insan gerçeğine, insanoğlunun gerçek ihtiyaçlarına, insan hayatına şekil veren ve onu diğer varlıklardan üstün kılan sağlam değerlerine de aykırı olarak kuruldu.
Bu nedenle, insan, aslen kendi mutluluğu, kendi ilerlemesi ve kendine hizmet için kurulmuş -hiç olmazsa öyle olması gereken- medeniyet içerisinde acı meşakkatlerle yol almaya başladı. Medeniyet, insanlığa aykırı gelmeye başlayınca bunun tabii sonucu olarak -kısa veya uzun- bir müddetten sonra insan da elem ve sıkıntılar, riskler ve acılar içinde medeniyetle boğuşmaya başlayınca insanlığın medeniyete galip olması gerekir. Çünkü asıl olan insandır. Çünkü insanın yaratılışı sonradan ortaya çıkan medeniyet metotlarından daha köklü ve daha kalıcıdır.
* * *
Hakimiyeti sürdürmenin ölçüsü bu olduğuna göre, Rusyalı olan kimse, İngiliz, Amerikalı, Fransız, İsveç ve İsviçreli ve diğer beyazlarla eşit şartlara sahip olup aynı hizada olacaklardır.
Hayır, belki de Rus genelde ve özelde insan yaratılışıyla şiddetle çatıştığı için ve iğrenç polisiye tedbirleri, kan hamamları, temizlik hareketleri, şebekesi, tutuklama ve ölüm kampları ile daha geride kalmaktadır.
Tehlike Feryatları
Dr. Alexis Carrel, Arapçaya tercümesi orta büyüklükte, 376 sahifelik, “İnsan Denen Meçhul” adlı bir kitap yazdı. Kitap yürürlükte olan medeniyetin, insana ait önemli özellikleri öldürdüğü gerekçesiyle ve tabi kanunlara aykırılığı nedeniyle beşer neslini tehdit eden bu uygarlığın tehlikesine karşı ikaz çağrısında bulunmakta, dinlemeyenlerin cezasız kalmayacağını, ayrıca bugünkü “ilmin” insan gerçeğini henüz kavramaktan aciz kaldığını ilan etmektedir.
Biz, bu ifadeden, bu tehlikeden kurtarma için yapılan feryatlardan ve bu kötü tehlikenin bertaraf edilmesi için ileri sürülen tavsiyelerden bazı parçalar alacağız.
“Bu kitabın hedefi, herkese, zamanımızda yaşadığımız kainatla ilgili bir takım bilgiler edinme hak ve salahiyeti vermektir. Uygarlığımızın zaafını anlamaya başlamış bulunuyoruz. Bugün birçok insan modern toplumun kendilerine verdiği peşin bilgilere esir olmaktan kurtulmaya çalışıyor. Bu kitabımı işte onlar için yazıyorum. Bu kitabı, -kendilerinde sadece akli, siyasî ve sosyal bazı değişikliklerin yapılmasının zaruri olduğunu idrak etmeleri için değil- aynı zamanda makine medeniyetinin yıkılıp yerine insanî ilerlemenin sağlanması için bir düşünce tarzının gerektiğini kavramaya yeterli cesareti olanlar için yazdım.” (Önsöz s. 11-12)
“Çağdaş uygarlık kendini zor bir durumda bulmaktadır. Çünkü o ilmî keşif hayalleri, insanların aşırı arzuları, vehimleri, görüşleri, eğilimleri altında doğmuş olduğu ve bu medeniyet, yaratılış karakterimizin gerçek yönlerinden habersiz olarak kurulduğu için bizim bünyemize uymuyor. O, bizim zoraki gayretlerimizle ortaya çıkarılmasına rağmen bizim bünyemize ve şeklimize uygun değildir.” (s. 38)
“Teknolojik hayat düzenlenirken fabrikaların; işçinin fizyolojik, aklî yapısı üzerinde yapacağı tesirler, tamamen ihmal edilmiştir. Çünkü günümüzün teknolojisi, bir şahıs veya bir kaç şahısın en fazla malı elde edebilmeleri gayesiyle, en az külfetle en çok üretim prensibi üzerinde kurulmuştur. Çağımız endüstrisi makineleri yöneten beşer karakteri düşünülmeden, fabrikada çalışmak zorunda olan insanlar ve onların nesli üzerinde yapabileceği etkiler hiç nazara alınmadan geliştirilmiştir.” (s. 40)
“Her şeyin ölçüsünün insan olması gerekirken, vakıa bunun tam tersinedir. İnsan, icat ettiği makineler aleminde gariptir. Çünkü o, karakterine uygun bilgilerle donatılmış olmadığı için kendi başına dünya işlerini tanzim edemiyor. Bundan dolayı insanlığın içine düştüğü felaketlerden birisi de,- cansızlar üzerinde kaydedilen bilgilerin, hayat ilimlerine nazaran çok daha göz kamaştırıcı bir tarzda gelişmiş olmasıdır. Aklımız ve buluşlarımızın yaratmış olduğu ortam takatimiz ve bünyemize uygun değildir. Biz hakikaten ahlaken ve aklen çökmek üzere olan şanssız bir toplumuz. Teknolojik açıdan en fazla kalkman ve ilerleyen topluluk ve milletler, zayıflamaya en çok yüz tutan topluluklar ve milletler olup, diğer milletlerden ve topluluklardan daha süratle barbarlık ve kargaşalığa döneceklerdir. Fakat onlar bunu idrak edemeyeceklerdir. Çünkü ilmin bu toplumların etrafında yaptığı düşmanca saldırılara karşı onları koruyabilecek bir şey yoktur. İşin doğrusu bizim medeniyetimiz de kendisinden önceki medeniyetler gibi hayat için, yaşamayı imkânsız bir hale getiren belirli şartları meydana getirmiştir. Bunun sebepleri, henüz anlaşılmamıştır. Çağdaş şehirlerde yaşayan kimselerin sıkıntı ve ızdırapları siyasi, ekonomik ve sosyal sistemlerinden kaynaklanmaktadır.” (s. 44)
“Biz, mekanik buluşların çokluğundan hiç bir yarar sağlayamadık. Tabiat, astronomi ve kimya dalındaki bu pek çok buluşlara yenilerini eklemek için daha fazla gayret göstermemize gerek yoktur. Esasında gerçek ilmin bize doğrudan doğruya hiç bir zararı yoktur. Fakat, onun aldatıcı güzelliği akıllarımıza hükmetmeye, madde aleminde düşüncelerimizi köleleştirmeye başlayınca o artık tehlikeli olur. Bundan dolayı insanın artık kendi nefsine, aklî ve ahlakî aczinin sebeplerine önem vermesi gerekir. Medeniyetimizin büyüklüğü ve çapraşıklığı sebebiyle bizim aczimiz ondan yararlanmaya mani olduktan sonra, rahatın, konforun, güzellik ve manzaraların çokluğunun ne yararı vardır? Hakikaten, ahlakî çöküntümüze yol açtıktan sonra insana has en güzel varlıkları mahvettikten sonra hayatın gelişmesi için en küçük bir gayret bile sarf etmemeliyiz.” (s. 60)
“İnsan, genetik karakterlerinin, içinde yaşadığı ortamın ve modern toplumun kendisine empoze ettiği yaşama ve düşünme alışkanlıkların bir sonucudur. Bu alışkanlıkların insanın duygu ve düşüncelerini nasıl etkilediklerini anlatmıştık. Teknolojinin insanın çevresinde yarattığı muhite göre onun kendi şahsiyetini oluşturmasının imkansız olduğu ve böyle bir ortamın insan şahsiyetinin çözülmesini sebep olduğunu öğrendik. İlim ve teknoloji insanın bu durumundan sorumlu değildir. Suçlu olan yalnızca biziz. Çünkü biz, yasak olanla olmayanı ayırt etmeyi öğrenemedik. Tabii kanunlara karşı geldik. Böylece en büyük günahı, hiç bir zaman cezasız kalmayan bir günahı işledik. İlim dininin ve endüstriyel kaidelerin kuralları, biyolojik gerçeklerin baskısı karşısında yenik düşmüş bulunuyoruz. Hayat yasak topraklara girmek, isteyenlere daima aynı cevabı veriyor. O, kendisinden bir şey isteyen kimseyi güçsüz kılar. Bundan dolayı medeniyetimiz yıkılmaya yüz tutmuştur. Çünkü cansız madde ilimleri bizi, bize ait olmayan ülkelere sürüklemiştir. Onların bize arz ettiği hediyeleri körü körüne kabul ettik. Bu medeniyetin etkisiyle fert daralmış, ihtisaslaşmış, ahlaksız, geri zekâlı, kendi kendini ve müesseselerini idare etmekten aciz bir duruma gelmiştir.” (s. 322)
“Uygar milletlerin, akıllarına üç asırdan beri hükmeden bu doktrinin pençesinden kendimizi kurtarmamız şüphesiz güç olacaktır.
Öyleyse ilmî medeniyetin, gelişme asrından beri yürüdüğü yolundan vazgeçmesi ve cansız maddeleri basite alır bir tutum içine girmesi lazımdır. Böylece derhal çok garip olaylar meydana gelecektir.
Madde hâkimiyetini kaybedecek, akli faaliyetler, fizyolojik faaliyetlere eşit olacak, ahlaki vazifeler ve dini kuralların öğrenilmesi, matematik, fizik ve kimya kurallarının öğrenilmesi gibi zaruri olacaktır.
Eğitim araç ve gereçleri yetersiz görülecek, okullar ve üniversiteler programlarını değiştirmek zorunda kalacaklardır.
Sağlık bilginleri, akla, sinirsel bozukluklara değil de, neden sadece organik hastalıklara ihtimam gösterdiklerinden, ayrıca ruh sağlığına neden tam ve mükemmel bir şekilde özen göstermediklerinden hesaba çekileceklerdir. Yine bulaşıcı hastalıklardan dolayı, hastaları, karantinaya alırken, aklî ve ahlakî hastalıklar saçan hastaları neden karantinaya almadıklarından sorulacaklardır. Neden bedensel sağlığa zararlı alışkanlıkları zararlı alışkanlıklar saydıkları halde, insanları, fesada, suça, deliliğe sürükleyen alışkanları zararlı alışkanlık saymadıklarından dolayı yargılanacaklardır.
İktisatçılar, insanoğlunun düşünen, anlayan ve üzülen bir varlık olduğunu ve bundan dolayı onlara iş, yemek ve istirahattan başka şeylerin de verilmesi gerektiğini, onların fizyolojik olduğu kadar ruhi ihtiyaçlarının da bulunduğunu idrak edeceklerdir. Yine onlar, iktisadî ve malî sıkıntıların sebeplerinin manevî ve fikrî olabileceğini de anlayacaklardır.
Ve biz, büyük şehirlerin barbar şartlarını, fabrika ve büro azgınlıklarını, ekonomik fayda uğruna büyük manevî değerlerin feda edilmesini kabule zorlanmayacağız. Yine, insani gelişmeleri zorlaştıran mekanik buluşlardan da kaçınmamız gereklidir.
Ekonomistler, her şeyde nihai söz sahibi olarak görünmeyeceklerdir.
İnsanın maddi bakımdan hürriyetine kavuşması olayı, hayatımızı birçok yönleriyle altüst edeceği, kesin bir hakikat olduğundan dolayı çağdaş toplum görüşlerimiz doğrultusundaki bu gelişmeye bütün gücüyle karşı koyacaktır.” (s. 329-331) “Bununla birlikte her ne olursa olsun maddenin başarısızlığının ruhî bir tepkiye yol açmaması için gerekli ihtiyatı tedbirleri almalıyız. Çünkü teknoloji ve maddeye mahkûmiyet başarılı bir sonuç vermeyince ruhun ve maddenin başarısı da olmayacaktır. İnsanlar, zıt atmosferi, zıt fikri görüşleri seçmek için büyük bir düşkünlük hissederler. Psikolojinin tek başına hâkimiyeti, fizyoloji, tabiat ve kimyadan asla daha az tehlikeli olmayacaktır. Freud, tarafgir mekanik bilgilerin meydana getirdiği zarardan daha büyük zararlar meydana getirmiştir. İnsanı sadece aklî yönüyle ele almamız, onu sırf tabii yönüyle kimyevi yapısı ile ele almamız gibi tehlikelidir. İnsanın kandaki alyuvarlar, akyuvarlar ve protoplazmanın yakılabilmesi dengesi vs. gibi maddi yapısını mutlaka incelediğimiz gibi onu, rüyaları, şehevi arzuları, ibadetini psikolojik etkileri ve kelimelerin hatıraları yönleriyle de incelememiz kaçınılmazdır. Ancak ruhun madde ile değiştirilmesi maddi kalkınmanın işlediği hayatı düzeltmeyecektir. İnsanın maddeden uzaklaştırılması, akıldan uzaklaştırılmasından daha zararlı olacaktır. Ancak kurtuluş, bütün görüşlerden kaçınmakla mümkün olacaktır.” (s. 331-332)
* * *
İşte bunlar Dr. Carrel’in ikazlarının özetidir. Onun tavsiyeleri ve kurtuluş için tavsiye ettiği çareler nelerdir? Kalkınma asrının -sırf- maddeye inanma hatasının aynı zamanda maddenin ihmal edilmesi hatasına düşmeden orta yolu bulup insanın bütün yönlerini, insan hayatının bütün sahalarını dikkate alarak tashih etmenin metodu nedir? İnsanı, ihmal etmeden onu doğru yoldan saptıran Freud psikolojisine düşürmeden, hayatı felce uğratan Orta Çağ ruhbanlığına yol açmadan onu maddeye hakim kılmanın metodu nedir?
Acaba o, insanoğlunu tehdit eden bu büyük tehlikeyi derin bir şekilde kavradıktan sonra; makine medeniyetinin değiştirilmesi ve insanlığı geliştirmek için başka bir düşünce şeklinin ortaya konması ve bu sahadaki bütün görüşlerden tamamen uzaklaşma zaruretine çağırmaktan başka ne istiyor?
Biz onu hayretle dinliyor ve hayretle karşılıyoruz!
Bizler cansızlar ilminden geride kalmış olan hayat ilminin kurbanlarıyız.
Bu yaygın hastalığın yegâne ilacı kendi hakkımızda çok derin bir bilgi edinmemizdir. Bu bilgi sayesinde, modern yaşayışın şuurumuza ve vücudumuza hangi mekanizmalarla zarar verdiğini öğrenmemiz mümkün olur. Böylece çevremizdeki şartlarla nasıl intibak edeceğimizi, bunları nasıl değiştirebileceğimizi öğreneceğiz. Çünkü bunlarda bir devrim kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu bilgi, ne olduğumuzu, güçlerimizi ve bunları nasıl gerçekleştireceğimizi mümkün kılan bir metodu bulmamız için bize yol göstererek, fizyolojik zaafımızı fikri ve ahlakî hastalıklarımızı izah etmede bize yardımcı olacaktır.
Çeşitli organik ve ruhî faaliyetlerimize uymayan kuralları öğrenmek için yasak olan şeyi, mubah şeylerden ayırt etmemiz ve nefsanî arzularımızın etkisi altında kalarak muhitimizde ve kendi nefsimizde adaletli davranmak için hür olmadığımızı anlamayı ancak bu ilimler vasıtasıyla öğreniyoruz.
Hayatın tabu şartları, modern medeniyet tarafından ezildiği ve çiğnendiği müddetçe insan ilmi, bütün ilimlerin en zararlısı haline gelmiştir.
İşte, bu kahredici tehlikeyi bütün derinlikleriyle idrakinden sonra dünyaca meşhur büyük alimin dağarcığında olanların tümü bundan ibarettir.
Dr. Carrel’in bu öneriyi vermesi ve onu problemin yegane -bu beşeriyetin insaniyetini muhafaza edecek bir şekilde ayakta kalabilmesi veya insaniyetin barbarlık ve vahşete yuvarlanması problemlerinin- çözümü, mümkün olan tek çözümü olması itibariyle insan ilimlerinin önemini çoğaltmaktadır. Bu görüş, -yukarıda belirttiğimiz gibi- bu medeniyetin, medeni milletlerin fikir ve tasavvurlarını şiddetle etkilediğine dikkati çeken açık bir olaydır. Şöyle ki; bu medeniyet, onları ilim ve olaylarla sınırlanmış (çevrelenmiş) ve bağından kurtulmaları mümkün olmayan demirden bir kafes içine hapseder. Yine bu görüşün verdiği sonuca göre çözüm oradan gelmeyecektir. Çünkü bu durum kafesin içinde değil kafesin dışından gözetleyen bir gözcüye ihtiyaç vardır.
Beşeri ilimlerin, cansızlar ilminden geri kalmış olması -Dr. Carrel’in kitabında söylediği gibi- kendiliğinden ortaya çıkmış değil, bu medeniyetin daha kuruluşu esnasında insanı değerli sayan ve onu yeryüzünde Allah’ın halifesi olarak gören doğru itikadi düşünceden ayrılarak bu medeniyetin üzerine kurulduğu bozuk tasavvurun tabii sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
Yine teknik sistem ve üretim araçları bahsinde zikrolunan afetlerde ve insanın insanlığı, kıymetli özellikleri ile gerçek ihtiyaçları yönünden hiç bir önemi olmayan ancak ve sadece ahlakî edebi ve itikadi düşünceye aykırı düşünce ve metotlardan kaynaklanmakta, ahlaki düşüncenin itikadi hayat sistemlerini karıştırılmasıyla alay etmektedir.
Yine insanların sosyal, ekonomik, siyasi ve eğitim sistemlerini kurarken kendi az bilgilerine veya -Dr. Carrel’in dediği gibi- insan yaratılışı ve gerçeği hakkındaki cehaletlerine güvenmeleri de kendiliğinden meydana gelmemiş, bilakis Allah tarafından gönderilen her şeyiyle ilahî metoda çağıran onlara insanın gerçek yönünü tanıtan her şeye düşmanlık ruhunun tabii sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu medeniyetin üzerinde kurulduğu bu düşmanlık, Avrupa’da ilimle kilisenin uğursuz çatışması sonucu meydana gelmiştir.
Bu seri işaretlerden sonra olayın, dünyaca meşhur bir büyük alimin tasavvur ettiği ve kısım medeniyetin gölgesinde meydana gelen ve onun aklını çelen bağlar nedeniyle üzerinde ısrar ettiğinden daha derin olduğunu anlıyoruz.
* * *
Dr. Carrel, insan güç ve yapısının teknik medeniyet karşısında tehlikede olduğu hususunu hissettiği gibi yine Amerika Dışişleri eski bakanlarından John Foster Dulles da ABD’nin ve Batı dünyasının, maddeci doktrin ve tarihi maddecilik üzerine kurulmuş temelinin komünizm rejimi karşısında tehlike içerisinde olduğunu hissetmiştir. Bay Dulles “Harp ve Sulh” adlı kitabında bu tehlikeden dolayı korkunç feryatlar ediyor ve tehlikenin bertaraf edilmesini istiyor. Ancak onun önerileri de yine kısmi olup meseleyi kökten halledememektedir. O, kilise adamlarından uzun zamandan beri, kilise ve toplum hayatında meydana gelen tarihi olaylardan sonra, işgal ettikleri bu mevkileri itibarıyla güçlerinin ve tabii durumlarının kaldıramayacağı görevler istemiştir.
“Ruhi ihtiyaçlarımız” bölümünde şöyle diyor:
“Milletimizin içerisinde cereyan eden bazı kötü şeyler vardır ki eğer onlar olmasaydı biz -bu iyi halimizle birlikte- yine de zor duruma düşmezdik. Bu psikolojik durumda, içimize derin bir korku sinmiş olduğu halde müdafaa durumunda kalmamız bize hiç yakışmıyor. Bu bizim tarihimizde yepyeni bir olaydır.”
“İş madde ile ilgili değildir. Dünyanın maddi bakımdan en yüksek üretimi bizdedir. Hiç şüphesiz yegane eksiğimiz, doğru ve güçlü bir imandır. Onsuz, bizde bulunan her şey yetersiz olacaktır.”
“Politikacıların, güçleri ne kadar yükselirse yükselsin, diplomatların maharetleri ne olursa olsun, âlimlerin, buluşları ne kadar çok olursa olsun, bombaların tahrip gücü ne olursa olsun, bu eksikliğimizi gideremeyeceklerdir.”
“İnsanlar, maddî şeylere itimat etme düşüncesine kapıldıkları zaman onun kötü sonuçları da kaçınılmaz olur.”
“Ülkemizde, sistemlerimiz, kendilerini savunmak için gerekli ruhî samimiyete sahip değiller. Akıllar, hayret içerisindedir, ruhlar bir birinin bugüne kadar keşfettiklerine göre milletimizi birbirine düşman kılan bir karışıklığa maruz bırakacak ve casuslukla mücadele eden hiç bir kuruluş bizi bu şartlarda koruyamayacaktır. Bu medeniyet, herhangi bir milletin karşılaşabileceği en sert deneylerle karşımıza çıkıyor. Bu deneylerde refah içinde yaşam tecrübesidir.”
“İsa (a.s.) demiştir ki, bu maddi eşyaları ancak Allah’ın emrettiği şeyler için çalışanlar ve onun adaletini gerçekleştirmek uğruna çalışanlar elde edecekler. Fakat durum böyle olunca büyük imtihan başlar. Çünkü bu maddi şeyler, -insanın korktuğu gibi- ruhlara işleyen bir pas olabilir.”
“Yine elimizde bulunan örneklere göre en yüce varlığa karşı görevlerini hissedenler onun iradesinin gerçekleşmesi için uğraşırlar. Çünkü onlara, imanları kuvvet, fazilet ve geniş hikmet verir. Onlar, sadece bu günlerini değil, yarınlarını sırf kendi nefisleri için değil bütün insanlık için imar etmektedirler. Böyle bir temel üzerinde kurulan toplumda -eğer şartlar elverirse- servet ve refahın herkes için olacağı sonucuna varılır. Bu yan ürünler, ortaya çıkması, inancın beklenen sonuç olduğunu teşvik ettiğinden dolayı ve itikatları güçlendireceği için; güzel olacaktır. Böylece nisanlar uzun vadeli teşebbüsler için gayret sarf etmekten kaçınacaklar ve maddi menfaati elde etmek için mücadeleye girişeceklerdir.”
“Bu değişikliklerle beraber gittikçe artan tehlike gelişir. Amerikalılar emniyeti güçte olsa mümkün olan tek yolla temin ettiler. Yani büyük çalışmalar sonucu ancak temin ettiklerini kastediyorum. Çalışmalarımızda eksiklik olacak olursa ve emniyeti sonuç olarak ararsak emniyet bizden süratle uzaklaşacaktır. Ve durum daima böyle olacaktır. Zenginlik derecemiz ne kadar yükselirse yükselsin emniyetin herhangi bir para miktarı ile satın alınması mümkün olamaz. Ne beş milyon, ne de elli milyon emniyet için yetmez. Emniyet ve barış satın alınması mümkün olmayan iki şeydir. Gerileme devrinde Roma devletinin güçlüleri sulhu satın almaya yeltenmişlerdi. Ancak bu kendilerini yok etmek isteyenlerin iştahlarını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır.”
“Bizim nüfuzumuz ve emniyetimizin düşüş gösterdiği ölçüde komünist Rusya’nın nüfuz ve emniyeti yükselme kaydetmektedir. Bizim 19. asırda yaptığımız büyük Amerika denemesini taklit ederek onlar da bütün dünya halklarının akıllarını çelmek için tamamen büyük komünist Rusya denemesinin dalgasını taşıyan politikalarla nüfuzlarını kurabilirler. Hatta fiilen bu nüfuz uygulanmaktadır.”
“Komünist düşüncelerin aldatıcı ve saptırıcı olduklarını biliyoruz. Yine biz biliyoruz ki, komünist Rusya kendi memleketinde gerçekleştirdiği tecrübeyle orada hür ve tarafsız olarak hüküm sürmeye asla kapılarını açmayacaktır. Yine biz biliyoruz ki; bu düşünce sisteminin sahte, düşürücü ve yanıltıcı pençesine düşen kimseler bu rejimle gerçek arasındaki farkı er geç idrak edeceklerdir. Örümcek, güneş ışıklarına karşı parlayan güzel bir ağ örer ve sinekleri salonuna davet eder. Komünizm propagandası da örümcek ağı gibi çekicidir. Onun ağına bir millet düştüğü zaman, istibdat o milletin ruhi güçlerini kemirir ve bitirir. Fakat buna rağmen komünizm, bir ümit gibi -Asya’nın her tarafında, Pasifik adalarında, Güney Amerika’da, Afrika’da ve hatta Batı Avrupa’da bile- halk tabakalarından kabul görür.
“Stalin şöyle demiştir: Marksizm ve Leninizm’in güç ve hayatiyeti gizlidir. Şöyle ki, bu rejim toplumun maddi hayatının geliştirilmesine muhtaç olduğu için pratik faaliyetlerini bu sahada yoğunlaştırır.”
“Anlaşılıyor ki; komünist olmayan bir çok ülke -Hıristiyan Batı ülkeleri dahil olmak üzere- toplumun maddi hayatının gelişmesine öncelik vermektedirler. Fertlerin, kendileri ile psikolojik durumlarını ikinci sıraya almaktadırlar.”
“Komünistler Batı toplumlarının bile komünizmin maddi nazariyesini tatbik etmelerinin gerekli olduğunu ispatlamak için bu durumu misal gösterirler. Batı’nın ileri gelenleri, bunu inandırıcı bir şekilde reddedememektedirler. Böylece komünist Rusya’nın propagandası dünya çapında büyük ölçüde yükselmektedir.”
“Bizim açımızdan zorluk, imanımıza ve imanımızla faaliyetlerimiz arasındaki alakaya karşı kapalı, donuk bir hal içinde oluşumuzdan kaynaklanmaktadır.”
“Biz hürriyet ve kurtuluştan, insan haklarından, temel hak ve hürriyetlerden, ferdin değer, kıymet ve insanlığından güzel ve tesirli sözlerle bahsedebiliriz. Ancak konuşmalarımızın büyük bir kısmı toplumumuzun ‘ferdiyetçilik’ üzere olduğu zamanla ilgili olur. Bunun neticesi olarak da ferdiyetçiliğin ‘erken ölüm’ anlamına geldiği bir toplumda o konuşmalarımızın pek bir tesiri olmaz.”
“Yine biz gerçekleştirdiğimiz maddi gelişmeden, toplu üretim üstünlüklerinden, vatandaşlarımızın malik olduğu araba, radyo ve televizyon sayılarından da mübalağa ile bahsedebiliriz. Fakat bizim bu maddi tasvirdeki mübalağamız bazı kimselere ruhi açıdan iflas ettiğimiz düşüncesini verir. Bazılarını da bize karşı kıskanç kılar ve toplumun maddi hayatın geliştirmesi için topluca sarf edilen gayretten dolayı komünizm toplumunun öğünmesini, daha fazla sevilmesini sağlar.”
“Oluşmakta olan modern toplumumuzda iman gücü olmadıkça ve manevi vasıtalara satılmadıkça, toplumumuzu adilikten ve imanın gelişmesine imkan vermeyen değersiz hayat şartlarından kurtarmadıkça, toplumun değişmesini sağlayacak samimi işler yapmadıkça, dünya çapında Sovyet Rusya komünizmi ile mücadele etmemiz, onun yalan, terör ve zulüm üsluplarıyla başa çıkmamız imkansızdır.”
“Dinsizlik ve maddeciliğe düşmeden, sosyal adaletin sağlanabileceği görüşümüzü ortalığı çınlatırcasına haykırdık. Bu bir ferdin diğer ferde karşı sosyal sorumluluklarını kabul etme veya ondan kaçmaya olan ihtiyari rağbetine dayanan bir şeydir.”
“Bunun sonucu olarak dindar görünmemize rağmen dinimize olan inancımızı ve ibadetleri yapma alışkanlığımızı kaybettiğimiz gibi toplumumuzun büyük çoğunluğu hür bir ortam içerisinde imanlarını kaybettiler. Biz, dinle dini uygulamayı birbirinden ayırdık. Bununla birlikte imanın her zaman yeni olaylarla birlikte sürdürülebileceği inancımızı kaybetmedik. Fakat iman ile amel arasındaki ilişkiler kesildiği zaman dünyanın her tarafına yayabileceğimiz manevî kuvveti geliştirmemiz mümkün olmayacaktır.”
“Bütün bunları değiştirmek zorundayız. Biz, ‘maddî şeyler önde gelir, ruh ona tabidir’ diyen Marksist nazariyeyi kolayca reddedebiliriz (Hatta reddetmek zorundayız). İstisnai bir şekilde olsa bile kulluk ve istibdadın tasvip edilmesi imkansızdır. İnsanlığın kurtuluş ve özgürlüğünde önce, imanı birinci dereceye koymaktan korkmamamız gerekir. Yüce Allah insanı maddî üretici olmaktan öteye daha önemli bir vazife için yaratmıştır. Ve onun yaratışının esas gayesi, cismani emniyetten başka bir şeydir. İnsanları dünyanın her yerinde ruhî, aklî ve kendisine mensup olduğu toplumun iktisadî refahlarını arttıracağı bahanesiyle durmadan artan iktisadî sıkıntılardan mutlaka kurtulması gerektiğine inanmanız gerektir diyen dini görüşe sarılmamız gerekir.”
“Yine hür bir toplumun manası, içerisinde her ferdin kendi başına buyruk olduğu toplum demek olmayıp bilakis birbiriyle dayanışma halinde bulunan bir toplum olduğunu açıkça bilmemiz lazımdır. Müslümanları birbirine bağlayan bağlar her şeyden önce imandan gelen kardeşlik bağlarıdır. Çünkü insanlar Allah (c.c.)’ın gözetiminde kardeşler olarak yaşamak için yaratılmışlardır.”
Sonra bu faslı şu sözleriyle kapatıyor:
“Bu görevin ortaya konması, her şeyden önce milletimiz içindeki rûhânî liderlerin görevleridir. Onların meselenin sırrına vâkıf olmaları, zararlı metotları ve komünist Rusya’nın hazırladığı planlan barışçı yollarla bozmaktaki paylarının büyük olmasını kolaylaştıracaktır.”
“Daha yüksek frekanslı Amerikan sesleri icat etmemiz de asla faydalı olmayacaktır. Ancak şimdiye kadar söylenenlerden daha çok aldatıcı söyleyeceğimiz bir şey varsa o başka!”
“Vaiz ve öğretmenlerin birçoğu ilmi gelişmenin insanın zarar verme gücünü çok fazla artırdığından dolayı üzülüyorlar. Bilginin haddizatında kendisinden kaçınılması mümkün olmayan bir şey olduğunu kabul etmemiz gerekmez.”
“Büyük maddi kuvvet, ruh asrında değil sadece madde devrinde tehlikeli olabilir. Aslında ilmî gelişmenin durdurulması veya gerilemesine teşebbüs etme yerine, rûhânî ibadetlerin gelişmesine önem verilseydi çok daha iyi olacaktı.”
“Başkan Wilson ölümünden bir kaç hafta önce devrimci hareketlerin ve komünistlerin çalışmalarının tehdidini kapsayan bir makale yayınlamıştı. O, bu makalesini şu sözleriyle bitirmişti: Problemi bütünüyle özetlersek şöyle diyebiliriz; medeniyetimiz kendi ruhaniyetini tekrar elde etmedikçe, sırf maddî yönüyle daha uzun süre ayakta durmaya muktedir olamayacaktır.”
“Bu, kiliselerimize, siyasî kuruluşlarımıza, kendi kapitalizmimize, Allah (c.c.)’tan korkan her ferde ve vatanını seven herkese karşı son bir çağrıdır.”
Ancak daha önce Dr. Carrel’in çağrılarında olduğu gibi B. Dulles’ın bu çağrısını kolayca kabul etmek mümkün olmadığı gibi Dulles’ın kiliselerine, siyasî ve kapitalist kuruluşlarına, Allah (c.c.)’tan korkan her şahsın veya vatanını seven herkesin önüne serdiği bu son çağrılara kolayca uyma imkanı yoktur.
Mesele bundan daha da derindir. Kilisenin elinde, önce Pavlos’un sonra da Konstantin’in, üçüncü olarak da kilisenin, konsüllerin ve papazların onu bozmasından sonra, insan hayatına kâmil ve kapsamlı bir şekilde temel teşkil edecek Hıristiyanlıktan eser kalmamıştır.
Hıristiyanlık düşüncesinden geride kalan son kalıntıları da B. Dulles’ın ifade ettiği gibi Amerikan maddi uygarlığı yerine getiremiyor. Bu uygarlık önce aşırı ihtikarcı, faizci, kapitalist sistemi temsil eden sıkı ferdiyetçilik programı üzerine kurulmuştur.
  1. Dulles’ın kendisinin bile -tehlike zamanında bu çağrıda bulunurken- Hıristiyanlığın geride kalan fikirlerinin tatbik olunabileceği düşüncesine inandığını hiç sanmıyorum. Çünkü Hıristiyanlığa göre öncelikle yapılması gereken şey! Hıristiyanlığın, her semavi dinin ve her aklıselimin yasakladığı, insanlık ve materyalist medeniyetin sıkıntılarında ilk ve en büyük payı olan bu medeniyetin üzerine kurulduğu faizci sistemin ortadan kaldırılmasıdır.
  2. Dulles Hıristiyanlıktan, kendi ekonomik sisteminin özüne müdahale etmeyen, aynı zamanda komünizm felaketini def edici ve diğer siyasî gayelerini gerçekleştirecek hayret verici bir şeklin gerçekleşmesini istemektedir.
Hatta B. Dulles, dini düşünenin bütün yönleriyle hayatın özüne yerleştirilmesi görüşünde samimi olsa bile, unutulmamalıdır ki, Hıristiyanlık prensipleriyle, yaşanan hayat gerçekleri arasında geçilmesi ve üzerinde bir köprü kurulması mümkün olmayan bir uçurum vardır. Beş yüz yıldan beri devam etmekte olan din ile devlet arasındaki acı çatışma bu uçurumun kazılmasında ve derinleştirilmesinde görev almıştır.
O, kilise erkanına ve ruhani liderlere güçlerinin yetmeyeceği bir işi teklif ediyor. Ellerinde kalan Hıristiyanlığın bozuk kalıntıları ile kilise ve adamları din ve dindarlarla insanların vicdanları ve akılları arasına girmiş olan acı bir tarihe ve hayatın bütün yönleri, fikir ve düşüncenin dine düşmanlık temeli üzerine kurulduğu faydasız bir ayrılıktan sonra onlardan bazı vazifeleri istiyor. Onları, güçlerinin yetmediği bir konuda sorumlu tutuyor, diyorum. B. Dulles, onlardan bu bozuk kalıntıdan imanla amel, fertçilik ile toplumculuk, ruhla madde, ilmi gelişme ve bu gelişme üzerine ruhun etkisi ile toplum hayatının ruhani imanın hakimiyeti ile geliştirilmesinin aralarını birleştirecek bir sistem oluşturmalarını istiyor. Öyle bir sistem ki; din ile dinin uygulanması arasındaki farkı ayırt etmiyor. “Dinsizlik ve maddecilik olmadan sosyal adaletin sağlanması imkansızdır” sözünü reddediyor ve maddi şeylere öncelik tanınmasını veya kölelik ve istibdadın maddi üretimi artıracağını veya üretimi artırma uğruna aklî, ruhî ve iktisadî hürriyete tecavüzü reddediyor. Bu metot uğruna aklî, ruhî ve iktisadî hürriyete tecavüzü reddediyor. Bu metot, öyle bir metottur ki; din adına ilmi gelişmenin durdurulmasını istemiyor, ilim ve bilgide geriye dönmeyi dindarlık için yegane vesile saymıyor, hülasa bu metotta ibadet gelişir nihayet “çalışma” ibadetin bir şekli haline gelir. Bozuk bir düşüncenin kalıntısı acı bir tarih enkazı, aşılmaz ve üzerinde köprü kurulamaz bir boşluk, -bütün bu karışıklıklar içinde oluşan- dinleri ile genel olarak hayatın akışı ve özellikle de bu materyalist medeniyetin arasında böyle bir metodu nasıl bulabiliyorlar?
Bu metodu ortaya koyacak kavim, başka bir kavimdir. Bu metodu en mükemmel suretiyle ihtiva eden din bugün kendi kavmi nazarında din namı ile anılan şey değildir.
  1. Dulles, Batı sistemlerini komünizm tehlikesinden korumak için dini, bir ordu gibi kullanmak istiyor. Fakat din bu küçük savaşta hiç bir şeyi yapma imkanına sahip değildir. Diğer bir ifade ile iki maddi sistem arasındaki savaşta dinin yapabileceği bir şey yoktur. O, isteyerek içine düşürüldüğü yürekler acısı bu durumu ile bir şey yapma imkanına sahip değildir. O insanların hayatından kötü bir şekilde uzaklaştırıldıktan sonra insanları müdafaa etme gücüne sahip değildir.
Kurtarıcı
Dr. Carrel, insanı “her şeyin ölçüsü” sayan, onu “kendi icat ettiği dünyasında garip” yapmayan, insanın özellikleri ve esas unsurları hakkında tam bir bilgisizlik üzerine kurulmayan bir sistem arzuluyor.
Sanayi kurulurken, fabrikaların işçilerin fizyolojik ve akli durumları üzerinde yapabileceği etkileri tamamen ihmal etmeyen aynı zamanda bir ferdin veya fert guruplarının üretimde mümkün olan en büyük payı alabilmeleri için en az külfetle en fazla üretim prensibini de tasvip etmeyen bir sistem arzuluyor.
Sakat ve dar kafalı, aşağı mertebede kişilerin oluşmasına sebep olmayan, his, nezaket ve dini kaidelerin gelişmesini engellemeyen ve gizlemeyen, bizi ahlaken ve aklen düşük duruma düşmeye zorlamayan, değerlerimize ve toplumumuza aykırı bir çevre oluşturmayan bir sistem…
Ferdin kişiliğini defterinden tamamen silmeyen, fakat aynı şekilde ferdin toplum hayatına olan ihtiyacını da unutmayan, “Koyun sürülerine benzeyen büyük sürüler halinde, besleniyor, yaşıyor ve çalışıyoruz” demeyen bir sistem…
Erkeğin ve kadının kişiliğini ortadan kaldırmayan bir sistem… “Gerçekten ikisi arasındaki dengesizliği ihmal etmek çok tehlikeli bir iştir.”
İnsanoğlunun hayatını, “Marks’ın, Lenin’in ve Freud’un hayalleri”, insanların hevesleri, arzuları, görüş ve eğilimleri önüne bir ganimet gibi terk etmeyen bir sistem…
Fıtrat kurallarıyla çatışmayan, yasak topraklara girmeyi teşvik etmeyen, insanın hayat yapısının gerçekleriyle çatışmayan bir sistem…
Son olarak, maddeciliğin çöküşünü, Avrupa’nın ruhbanlık sistemi olarak tanıdığı negatif ruhaniyetçiliğe ve Freud’un sapık psikoloji görüşüne bağlı olmayan bir sistem…
Fakat Dr. Carrel, insan aklının tabiatı gereği insanı tanımaktan aciz olduğu sonucuna vardığı halde, bu meziyetlere sahip olan bu sistemin kuruluşunu “insanın ilmi”nden arzu etmektedir.
Pekala, Mr. Dulles’ın arzu ettiği şey nedir?
O, ruhaniyete ikinci mertebeyi vermekle beraber, toplum hayatının gelişmesi için maddeye mutlak öncülük vermeyen ve imanı fertlerle ilgili ikinci derecede bir olay olarak kabul etmeyen bir sistem istemektedir.
İnsan ve onun canlı faaliyetlerle olan ilişkisine karşı kapalı bir tavır almayan bir sistem.
Bazı durumlarda “erken ölüm” manasına gelen -Amerikan tecrübesinin tanımladığı gibi- mutlak ferdiyetçilik esaslarına dayanmayan bir sistem…
Dinsizlik ve maddeciliğe düşmeden de sosyal adaletin sağlanabileceğini göstermek için -ağıt mırıldanırcasına- ses çıkarmayan bir sistem…
Din ile dinin yaşanması konularının arasını açmayan, imanla amel arasındaki irtibatı kopar-mayan, imanın yeni ortamlarla birlikte yürüyemeyeceği iddiasında olmayan bir sistem…
Maddî şeylere öncülük, ruhî şeylere de ona tabiliği ve -istisnaî durumlar için bile olsa- kölelik ve istibdadı doğru saymayı, insanı sadece bir üretim aracı olarak saymayı, ruhi ve akli hürriyetin zararına olduğu takdirde iktisadi refahı reddeden bir sistem…
Bu sisteme göre kurulan toplumda fertler, din kardeşi olarak yaşıyorlar, kardeşlik bağları onları birbirine sımsıkı bağlayan bağlar olup toplumlarını bozuk ferdiyetçilikten ve yine bozuk toplumculuktan koruyan bir sistem…
İmdadına gelen ruhun, ilmî kültüre hakim olmaya devam ettiği ilim ve marifetin sırf dini iman için tehlikeli oluyor diye onların ilerlemesinin durdurulmasının istenmediği bir sistem…
Son olarak, inanç ile amel arasındaki ilişkiyi açıklığa kavuşturan, içinde ibadetin gelişerek nihayet çalışma ibadetin bir şekli haline geldiği bir sistemi özlüyor.
Ancak Mr. Dulles, Batı Kilisesi’nin tarihini, onun toplumla arasındaki faydasız çözülmeyi ve kilisenin içine düştüğü acıklı durum hakkındaki bilgilerine rağmen bu sistemi, Amerikan kilise erkânı ve kendi ülkesindeki ruhani liderlerden istiyor.
* * *
Yalnız, açıkça bilinmesi gereken şey şudur ki; ne insan ilmi Dr. Carrel’in çağrılarına ne de kilise ve onun ruhani papazları, Mr. Dulles’ın çağrılarına cevap vermeye muktedirler.
Bu her iki bilginin kurtarıcı için aradıkları bu vasıflar hiç şüphesiz “Bu din”den başkasında bulunmamaktadır. Bu her iki bilgin tarafından vasfedilen sistem, insanoğlunun tanıdığı nizam, mezhep ve nazariyelerden yalnızca İslam ile uyuşmaktadır.
-Ufkunun geniş ve ilminin derin olmasına rağmen- Dr. Carrel beyaz olduğu için bu kurtarıcıya yönelmemiş, o, bütün övgülerini beyaz ırka yöneltmiştir. Kitabını, beyaz ırkı uyarmak için yazmış, bütün ilgisini beyaz ırkı tehlike ve uçurumdan kurtarmaya yöneltmiştir.
İslam, beyaz insan yapısı değildir. Bu sebeple evrensel büyük alimin ona yönelmesi mümkün değildir.
Yine Mr. Dulles da bu kurtarıcıya yönelemez. Çünkü beyaz insan olmaktan öteye bu dinle önemli bir ilgisi vardır. Asrımızda İslam’a karşı yürütülen savaşta en büyük payı olan, istisnasız dünyanın her tarafında bu dine karşı tuzaklar kurulmasında payı olan, İslam dininin yerine -onu kaldırarak- insan yapısı, başka düşünce ve değerler yerleştirmeye çalışan siyasi bir bilim adamıdır.
Bütün bu çağrılara tek başına cevap verebilen bütün bu meziyetleri yalnız kendisinde toplayan, insanoğlunun şifası için gerekli “reçeteye” sahip olan din yalnız “Bu Din”dir.
* * *
İslam, Avrupa’nın ve bütün dünyanın uğursuz ayrılık döneminden önce ve sonra tanıdığı sistemlerden ayrı, asil, temelli müstakil, kapsamlı ve tam bir sistemdir. Sadece mevcut nizam ve kanunları değiştiren değil çalışma ve gerçek hayat için bir sistem olduğu gibi aynı zamanda düşünce ve inanç sistemidir. Buradan, hareketle İslam beşer hayatını yeni temel üzerinde tanzim etmeye gücü yeten yeterli, tek ve yegane yeni bir hayat sistemidir.
Gerçekten, insanlık toplumu yolunu şaşırmıştır. Bu şaşırma insani bilgileri bir yana bırakıp cansızlar ilmi ile uğraşılmasından itibaren olmamıştır. Bu şaşırma aletlerin kendi hayatına hakim olmasına ve o hayatın, insan karakterine aykırı biçimde şekillenmesine müsaade etmesinden itibaren de olmamıştır.
Bu şaşırma, siyasi, içtimai ve iktisadi sistemlerin sömürücülerin insafına terk edildiği ve Dr. Carrel’in dediği gibi onlar da bu sistemleri insanlığın zararına ve onun gerçek ihtiyaçları dışına yönelttikleri günden itibaren olmamıştır.
Hayır! Bunlar, esasta bozulan tarihin sonraki aşamalarıdır.
Esasen insanlık toplumu, diriliş asrı, aydınlık asrı, teknolojik kalkınma asrı ile birlikte gelen uğursuz karışıklıkların onun Allah’ın nizamından tümüyle uzaklaşmasından -sadece kilisenin düşüncelerinden değil- ve ilahi inanç düşüncesiyle sosyal hayat nizamı arasına faydasız ayrılığın düştüğü günden beri yolunu şaşırmıştır.
Dr. Carrel’in zannettiği gibi “hayat bilgisine ve insan bilgisine ihtimam göstermek” suretiyle yapılan cüzi yamalama hiç bir fayda vermedi. Çünkü insanlar, hayatlarını, bildikleri uğruna yöneltmez, değiştirmezler, bilakis insanlar insanın insan olduğuna inandıkları için hayatlarını yöneltirler veya değiştirirler.
Dr. Carrel, teknolojik medeniyetin değişmesinin ve yerine beşeriyetin ilerlemesi için başka fikirlerin doğmasının zorunlu olduğunu zikrederken; ondan tam sıçrayıp demirden, ilim kafesinden çıkmasını beklemiştim. Ancak o bu büyük sıçramayı başaramadı. Ve uçuruma yuvarlanır gördüğü zavallı insanlığa uyarı sesleri ile haykırarak kafesin içinde kaldı.
Tehlike tehdidi altında olan insanlık hayatı, bu tam sıçramaya ve Allah’ın kendini yarattığı gerçek yaratılış karakterine dönmeye gerçekten muhtaçtır. Ancak bünyesinde tehlike taşıyan, ta baştan fıtrat esaslarına aykırı olarak kurulan medeniyet düşüncesinden doğma prensip nazariye ve verileriyle gerçek benliğine kavuşmasına imkân ve ihtimal yoktur. Hayatın kuralını kökten değiştirip onları insan fıtratına çeviren, mükemmel insanın yapı karakterine uygun olan diğer bir temel üzerine kuran, kendisine ters düşen medeniyet fabrikalarında imal edilen renkli ve suni pencerelerinden görüldüğü şekliyle değil, hakikatte olduğu gibi kâinat gerçeklerine uygun ciddi, hakiki ve mükemmel yeni bir düşünce sistemine şiddetle ihtiyaç vardır.
İnsanın yapısı hakkındaki az ve sınırlı ilmimiz veya dünyaca meşhur bu bilginin belirttiği gibi onunla ilgili tam bilgisizliğimiz, hayat yapısının ilk ve temel projesini koyanın biz olmamıza kesinlikle izin vermemektedir.
Eğer küçük maddi bir cihaz hakkındaki ilmimiz veya ilimsizliğimizin sınırı bu kadar olsaydı o cihazın sahibi, -montajı şöyle dursun- tamiri için bile onu bize bırakmaya güvenmeyecekti. Halbuki biz, bütün bu bilgisizliğimize rağmen yeryüzündeki her şeyden daha değerli ve kıymetli insan için bir nizam koymaya kalkışıyoruz. Ve bu nizamın işleyeceği suçlara da aldırmıyoruz.
İnsan aklının maddi alemde yaptığı olağanüstü icatları görerek aldanıyoruz. Uçağı, füzeyi icat eden, atomu parçalayan, hidrojen bombasını yapan, tabiat kanunlarını da tanıyan ve bu icatlarında onlardan faydalanan insan zekasının, insanlık adına yeni bir hayat sistemi kurmak için düşünce, inanç kuralları, ahlak ve adap prensiplerini koymaya layık olduğunu zannediyoruz.
Halbuki insanoğlu “maddi aleminde” çalışırken, bizi, kurallarıyla donatılmış olduğu için tanıdığı bir dünyada çalıştığını, ama “insan alemi” ile ilgili çalışırken başlangıçta kendisine göre büyük bir sahaya girdiğini, bu sahanın muazzam, gizli gerçeklerini anlamak için yeterince donatılmış olmadığını unutuyoruz.
İşin en garip yanı da bu gerçeği ortaya koyan ve onu “insanlık ilmi”nden isteyen o şahsın dünyaca meşhur büyük bir alim olmasıdır.
Bu büyük zanna karşılık diğer büyük bir zan daha vardır.
İnsanlardan bazıları, inanç sisteminin hayata hakim olması, maddi ilimlerin ve çağdaş sonuçlarının hayattan silinip atılmasını gerektireceği zannına kapılmaktadırlar.
Bu büyük olduğu kadar çirkin bir kuruntudur da. Hatta gülünç bir kuruntudur. Fakat maalesef, bu kuruntu Batı’da ve onun medeniyet tarihi boyunca yerleşmiş uzun bir tarihi gerçek olarak kalmış ve Mr. Dulles, “Harp ve Sulh” adlı kitabında geçen bölümde, kendisinden haykırmalarını ve çekişmelerini parçalar halinde naklettiğimiz “Ruhi İhtiyaçlarımız” bölümü gibi uzun bir bölümü bu konuya ayırma lüzumunu hissettirmiştir.
Şu var ki; sağlam, ilahi nizam için de iş böyle değildir. Din, ilmin ve uygarlığın karşıtı değil, ilmin ve medeniyetin düşmanı da değildir. Ancak din, ilim ve medeniyet için bir çerçevedir, bir mihverdir. Hayatın bütün yönlerine hakim olan çerçeve ve mihverinin sınırları içinde ilim ve medeniyet için bir sistemdir.
İslam bizatihi insan aklının, madde alemine, onun kanunlarına, güçlerine, birikimlerine karşı tam ve kapsamlı hürriyetinin ilan edilmesidir. Yine İslam, Rabbinin kendini halife kıldığı bu geniş mülkte çalışmak ve faydalanmak üzere insan aklının serbest bırakıldığını bildiren genel bir ilandır. Bu hakikat kainatta insanın yeri ve görevleri, kulun rabbiyle olan ilişkisi konusunda İslam düşüncesinin kapsadığı gerçeklerden biridir. Bundan dolayı İslam’ın gölgesinde, araç ve gereçlerin verdiği imkan sınırları çerçevesinde bütün yönleriyle mükemmel olan bir medeniyet gelişti. Araç ve gereçler daima gelişebilir ve ilerleyebilirler. İslam bu gelişmeyi her zaman korur ve kollar vaziyettedir. Fakat İslam, daima bunları fıtrat çerçevesinde muhafaza ederek, insan fıtratı ve değerli özellikleri ile çarpıştırmadan, onları yok etmeden ve mahvetmeden -Dr. Carrel’ in çağdaş medeniyet için söylediği gibi- gelişmesini müdafaa ve kontrol eder.
Prifalt ve Duiring gibi bizzat Avrupalı yazarlar tarafından ikrar edildiğine göre Endülüs üniversitelerinden Avrupa’ya geçen ve “deney sisteminin babası” olarak isimlendirilen ve iftira yoluyla Roger Bacon ve Francis Bacon’un sistemi olarak bilinen sistemi -kendi gerçek karakterleriyle- kuran yine İslam’dır.
Şüphesiz İslam, beşer hayatının esaslı “planının” çizmesini; bu planı noksanlık ve havailikten uzak, kamil ve kapsamlı, ilme bırakıyor. Aynı şekilde kainat ve içindekileri onların kanunlarını ve güçlerini yaratan, bu geniş kainat içerisinde yapabileceği şeyler ve yetenekleri ile birlikte insanı yaratan Allah’ın ilmine havale edilmesini emreder. Çünkü insan yaradılışının bütün hakikatlerini ve kainatta olan her şeyin yapısındaki özellikleri yalnızca o bilir. İnsanın ferdi ve içtimai hayatının ve kainattaki diğer yaratıklarla olan münasebetlerdeki hayatının nasıl olması gerekeceği hakkında bizim şiddetli bilgisizliğimize karşılık o, mutlak ilmiyle bir hayat sistemini kurmaya muktedirdir. Aynı zamanda -bir zamanlar kilisenin istediği gibi- yüce Allah’ın tahrip ve ilga etmek için değil içinde çalışmak ve onu güzelleştirmek üzere insana bağışladığı beşer aklını ilga etmek için değil kendisini nefsi arzulardan, taşkınlıklardan ve kibirlenme fitnesinden, acz ve çöküntü zafiyetinden koruyan bir surla onu korur. Allah’ın verdiği akıl, insanın istikametini düzeltip onu yanıltmaz, ona doğru yolu gösterip onu saptırmaz, ona hürriyet ve doğruluk nimetlerini eşit olarak temin eden bir hayat nizamı kurar.
Böylece insanın ve maddenin yaratıcısı tarafından ortaya konulan nizamın güvencesi altında ayrıca Allah katındaki değerini, ve ona olan kulluğunu hissetme düşüncesi ile aynı zamanda bu geniş mülk içerisinde kendisinin halife olduğu hissi içerisinde insan maddeye hakim olur.
* * *
Bütün bunlardan anlaşılıyor ki; Mr. Dulles’ın çağırdığı fakat kendisinin yönelmediği yegane nizam İslam’dır. Beşeriyeti -Dr. Carrel’in dediği gibi- komünizmin tuzağından kurtaracak yegane nizam da İslam’dır. Biz İslam nizamı sahipleri -yalnız başına- o büyük hamleyi gerçekleştirebiliriz.
Şüphesiz bugün beşeriyeti kuşatan bu makine medeniyeti kendisine bu hoş kolaylıkları sağlarken -her ne kadar bu kolaylıklar bazen onun maddi yapısına eziyet veriyorsa da- dünyaca büyük bir alimin çeşitli vesilelerle değerli bir kitabında değindiği gibi insanın yapısındaki en önemli karakterlerini öldürmekte, insanın en yüce insani değerleri ile savaşmaktadır.
İslam -kâinatın hakikati, insanın onun içindeki yeri ile ilgili düşünce yapısıyla ve gerçek nizama uygun derlenmiş karakteri gereğince ne teknolojiye yönelip onu yok eder ne de sanayinin beşer hayatına sunduğu kolaylıklara yönelip onları ortadan kaldırır!
Fakat İslam ilk önce uygarlığın görüş ve değer ölçülerini değiştirmeyi kasteder. Bu uygarlığa mübalağa ve basitlikten uzak gerçek değerlerini verir. Şöyle ki, bu uygarlık insana onun düşüncelerine, hislerine, durumlarına ve düzenlerine hakim olamaz. Ancak inanmış insanın ruhu bu uygunluğa hakim olur.
Şüphesiz İslam, insanın devamı için onun kıymetini, yüceliğini, değerini ve gücünü ispatlayacaktır ve insan ruhunu Darwin, Karl Marks ve benzerlerinin düşürdüğü aşağılıktan kurtaracaktır. O vakit, insan aletlere, maddi icatlara ve uygarlığa kendisinin hakim olması gerektiğini anlayacaktır.
İnançlı insanın ruhu, her şeye hakim olduğu zaman o -inancı çerçevesinde- hürriyetinden faydalanacaktır. İyi ile kötü arasında seçim yapma gücüne sahip olacaktır. İnsan ruh, aletler ve onların çalışmasından sonra ortaya çıkan düşünceler tarafından zorlanmış, yenilmiş ve onlara boyun eğmiş bir durumda iken onun aradığı en önemli unsur irade hürriyetidir.
İrade kudreti, inanmış insan ruhuna, bu uygarlıklar içinde zararlı olan unsurları ortadan kaldırma gücünü verecek, insanın kendi yapısının gerçek ihtiyaçlarına uygun faydalı unsurları geliştirecektir. Yine insan ruhunun hakimiyeti, insana; insani değerlere aykırı şeylerden, insanın değerli unsurlarının heder olmasına sebep olan iş nizamları ve üretim yollarından kurtulma fırsatını verecektir. Çünkü üretim yolları ve iş nizamları, mukaddes kanunlar değil, onlar, sadece insani unsurların zararına maddi üretim miktarlarının geliştirilmesi için kullanılan sömürü araçlarıdır. İnsanın maddi şeylerden daha üstün ve daha değerli olduğu kararlaştırılacak olursa, üretimdeki çokluk ile insanın değerli unsurları dengeleyecek biçimde üretim yollan ve iş nizamları değişecektir.
İslam’ın hayat nizamından yeni değer ölçüleri ve düşüncelerin doğması halinde ve bu doğuşun sonra inanmış insan ruhunun makine medeniyetinin neticesi olarak kendi irade kudretine kavuşması durumunda, ancak insan ilimleri tam bir plan çerçevesinde hakiki kıymetine kavuşmuş olacaktır. Yine Mr. Dulles’ın vasıf ve meziyetlerini anlattığı, ne kendisi ne kilisesi ve ruhani papalarının (kendisi de onlardan biridir) kavuşmaya muktedir olamadıkları sisteme kavuşmak da mümkün olacaktır.
Şükürler olsun ki insanın zâti yaratılışı da -Allah’ın yarattığı gibi- kainatın yaratılışı ile uygunluk içerisindedir. Kainatın karakteri de insan karakteri gibi hareket, güzellik, gelişme unsurlarını ihtiva etmektedir. Bundan dolayı insan karakteri bu uygarlıklardan birçoğunun beklenen gerçek ihtiyaçlarına cevap verip onlara uygun olduğunu anlayacaktır. Ve insan karakteri ancak onun yapısına zarar veren medeniyet ve uygarlık nimetleriyle çatışacaktır. İşte kovulması ve yasaklanması gereken şeyler bunlardır. Allah’ın hayat nizamı, bunu sağlamayı taahhüt ediyor. İşte bu din, Batı’nın aradığı fakat bulunca da kabul etmediği kurtarıcıdır!
İstikbal İslam’ındır
Bugün biz, bütün kötülük ve iyilikleri ile çevremizdeki cahiliyetle aynı durumdayız. Ancak bizi kuşatan bu sahte görüntülere rağmen; gelmesi kesin olan sonuçtan, etrafımızdaki her şeyin şehadet ettiği akıbetten ümit kesmemiz caiz değildir.
Bugün beşeriyetin İslam nizamına olan ihtiyacı, ilk gönderildiği günkünden daha az değildir. Beşeriyetin elindeki diğer bütün sistemlerle kıyaslandığında da, değeri o günkünden az değildir.
Bundan dolayı ilk gönderildiğinde meydana gelen olayın, bugün bir kere daha meydana geleceğinden şüphe duymamalıyız. Etrafımızda gördüklerimiz, dünyanın her tarafında İslami diriliş hareketlerine vurulan vahşi darbeler ve maddeci medeniyetin gücü, kalplerimize şüphe düşürmemeli. Olayı çözecek olan batılın güçlü olması ve Müslümanlara vurulan darbenin şiddeti değil, hakkın kuvveti ve onun bu darbelere karşı koyma derecesidir.
Biz tek başımıza değiliz. İnsan fıtratının özüne döndürme gücü ve bütün varlığın kendisine göre yaratıldığı gerçekler bizim lehimize çalışıyor. Yaratılış gerçekleriyle örtüşmeyen talepleri ve insan üzerinde oluşturduğu ağırlık, modern medeniyetin sonunu hazırlamaktadır. Medeniyet yaratılış gerçekleri ile çatıştığında, savaş ister uzun sürsün, ister kısa, zafer mutlaka yaratılış gerçekleri (fıtrat) hanesine yazılacaktır.
* * *
Bir şeyi devamlı hatırlamamız gerekir. Önümüzde, fıtratı, birbiri üzerine birikmiş yığınlarca problemden kurtarmak, sonra da onu bu problem yığınına galip kılmak gibi zor, meşakkatli ve uzun bir mücadele vardır. Uzun ve kendisi için tam olarak hazırlanmamız gereken bir mücadele…
“Bu din”in seviyesine yükselmemiz için ona hazırlanmamız gerekir.
Allah’ı gerçek anlamda tanıyarak ve O’na iman ederek “bu din”in seviyesine yükselebiliriz. Ancak O’nu tam olarak tanımadığımız zaman, O’na gerçek anlamda iman etme imkanımız da olamaz.
Allah’a ibadet ederek “bu din”in seviyesine yükselebiliriz. Ancak O’nu tam olarak tanımadıkça, O’na gerçek anlamda ibadet etme imkanımız da olamaz.
Etrafımızdakileri tam manasıyla anladığımız ve çağımızın üslubunu bildiğimiz takdirde “bu din”in seviyesine yükselebiliriz. Allah, zamanını tanıyan ve yolunu doğrultan kişiye merhamet etsin.
Çağımızın kültür ve medeniyetini iyi kavradığımız, bu kültür ve medeniyeti bilinçli ve uzman bir şekilde kullanabildiğimiz ölçüde onun seviyesine yükselebiliriz. Biz ona bilgi ve tecrübe ile iyice hakim olmadıkça ondan neyi almamız ve neyi terk etmemiz gerektiğini bilemeyiz. Biz sezme kudretini bilgi ve tecrübeden alacağız.
Onun seviyesine, beşer hayatının karakterini, onun gerçek ve durmadan yenilenen ihtiyaçlarını tecrübeyle anlayarak yükselebiliriz. Böylece bu medeniyetten reddedeceğimizi reddederiz, hayat tecrübesinden bizim medeniyet tecrübelerimize denk olan kısmını alırız.
İşte bu zor bir mücadeledir. Uzun bir mücadeledir… Fakat bu mücadele sürekli ve asil bir mücadeledir.
“Allah bizimle beraberdir… “Allah dilediğini mutlaka yapar, fakat insanların birçoğu bilmezler.” (Yusuf 21)
 
 
islamiyorumdergisi 

Keyword : radyo vakit - venhar - seyyid kutup -
Bookmark and Share
 

DİĞER HABERLER

Dini Allah'a, Örnekliği Resulullah'a Has Kılmak
Din tümüyle Allah’ındır ve bizler emrolundu- ğumuz gibi dini sadece Allah’a has kılıyoruz. Hevamızı ilah edinmiyor; Resulullah’ı da ku- sursuz örnek k
Başlamak; O'nun adına, O'nunla, O'nun için...
"Oku! Yaratan Rabb'in adına! O insanı bir hücreden yarattı. Oku, ki senin Rabb'in en büyük ikram sahibidir; O ki kalemle öğretti, O insana
Oryantalizm
Oryantalizm, Doğu’nun hikâyesidir aynı zamanda; Batı’nın ise röntgeni… Hatta MR’ı. Öyle ki, Oryantalizm’i okuyan kişi, Batının değil kalbi, beyni ve c
Müşriklerin Ahiret İnancı
“Bu şaşılacak bir şey! Biz ölüp toprak olduktan sonra mı dirilecekmişiz. Bu uzak bir dönüş” (Kaf2-3) Kur’an’ı Kerim’in üzerinde sıkça durduğu temel ko
Allah'ın Yolunda olmanın ve Ölmenin anlamı
… din de hayatın tamamını içine alan bir yaşam tarzı, hayat anlayışıdır. İnsan her işini bu anlayışına göre yaşamaya dinini hayata geçirmeye çalışır.
Tarık Suresi Düşünsel Okumalarım
Sohbeti Kur’an olanın yolu aydınlık olur: Allah’ın istisnasız her ismi Kişi için tutulacak ve takip edilecek bir yol olduğu; İnsan Allah’ın her ha
İman Allah'ı Hakkıyla Takdir Etmektir
Ya Rab! Sana kul olmak büyük lütuf! Kimileri kula kul olur, kimileri kulları kendisine kul eder. Kulları kendisine kul edenler genelde daha başka ku
Peygamberimiz dinde haram koyar mı?
"Değerli Hocam, Etleri yenen ve yenmeyen hayvanlar konusunda ilmihal kitaplarında yazılan şeyler hakkında oldukça sıkıntılıyım. Maide suresi 5. ayet v
"İslami Tebliğde Temel Hassasiyetler"
Rabbimizin Bakara Suresi 214. Ayette Yok- sa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Pey
Seyyid Kutub: İstikbal İslam'ındır
Beyaz adamın efendiliğini sürdüreceği asır sona ermiştir. Çünkü beyaz adamın medeniyetinin sınırlı sermayesi artık tükenmiştir. Elinde insanlığa sunab
1 -


Abdullah Yıldız

İmam Hatipler: Geleneğimiz ve Geleceğimiz

17/10/2017 - 13:25

Abdullah Yıldız
Ahmet Anapalı
Abdurrahman Dilipak
Abdülaziz Kıranşal
Ahmet Kekeç
Ahmed Kalkan
Ahmet Mercan
Ahmet Varol
Ahmet Taşgetiren
Akif Emre
Ali Kaçar
Ardan Zentürk
Ali Karahasanoğlu
Atasoy Müftüoğlu
Beşir Eryarsoy
Ceren Kenar
Cihan Aktaş
Coşkun Uzun
Ersoy Dede
Fatma Tuncer
Hamdi Akan
Hayrettin Karaman
Hamza Er
Halime Kökçe
Hamza Türkmen
Hikmet Ertürk
Hüseyin Alan
Hüseyin Bülbül
Hüseyin Gülerce
Ibrahim Karagül
Ismail Kılıçarslan
Kenan Alpay
Kemal Öztürk
Kemal Songür
Mehtap Yılmaz
Mehmet Durmuş
Merve Şebnem Oruç
Mustafa Çelik
Mustafa Armağan
Mustafa İslamoğlu
Mustafa Bozacı
Nedret Ersanel
Osman Atalay
Osman Coşkun
Ramazan Kayan
Selahaddin E. Çakırgil
Sevtap Mendi
Süleyman Seyfi Öğün
Sükrü Hüseyinoğlu
Tülay Demircan Koyuncu
Yavuz Bahadıroğlu
Yakup Döğer
Yıldıray Oğur
Yiğit Bulut
Son Olayları Nasıl Değerlendiriyorsunuz
Oy Kullan Sonuçları Göster

www.radyovakit.com sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
© 2007 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Destek :
bilgi@radyovakit.com  |  Yazılım & Sistem Yönetimi : Networkbil.Net

Evden eve nakliyat Gaziosmanpasa Evden eve nakliyat Eyüp Evden eve nakliyat Sultangazi Evden eve nakliyat Bayrampasa Evden eve nakliyat Günesli Evden eve nakliyat Sirinevler Evden eve nakliyat Yenibosna Evden eve nakliyat Küçükçekmece Evden eve nakliyat Basaksehir Evden eve nakliyat