Yeni Üyelik - Şifremi Unuttum
Arama    
Gerçek mü`minler şu kimselerdir ki; Allah hatırlatıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine O`nun ayetleri okunduğu zaman imanları güçlenir ve daima Rablerine güvenirler. Onlar namazı hakkını vererek kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan cömertçe sarf ederler. Enfal 2-3
* Ümmetin İslam İşbirliği Teşkilatına çağrısı * Modern Köleler Topluluğu: Cemaatler * Putperest Müminler * 'Hiçbir günah, Allah’ın rahmetinden büyük değildir' * İntifada nedir, ilk intifada ne zaman oldu? * Hz. Âdem, Yaratılan ilk insan mıdır? * 'İslam dünyası yeniden dizayn edilmek isteniyor' * Kudüs, Türkiye ve Mısır’ı yakınlaştırır mı? * Çipras'tan Batı Trakya'da müftü sorununa çözüm önerisi * Postalların yere basma zamanı...

SON DAKİKA

ANA SAYFA

SİTENİZE EKLEYİN

RADYO DİNLE

Linkler

GENÇ BİRİKİM DERGİSİ

HAKSÖZ DERGİSİ

UMRAN DERGİSİ

VUSLAT DERGİSİ

İKTİBAS

YORUM DERGİSİ

İSLAMİ YORUM

AHMET VAROL

ANALİZ MERKEZİ

ANSAR DE

AYETLER COM

DENİZ FENERİ

DÜNYA BÜLTENİ

Enfal de

FİLİSTİN ENFORMASYON MERKEZİ

HABER VAKTİ

HAYRETTİN KARAMAN

KUDUS YOLU

M.ENGİN NOYAN

MAZLUMDER

MUSTAFA İSLAMOĞLU

Süleymaniye Vakfı

TEFSİR DERSLERİ

TEVHİD HABER

TEVHİDE DOĞRU

TİME TÜRK

İ H H

YARDIMELİ DERNEĞİ

İKRA İSLAM

İLKAV

İSRA HABER

Özçgün Duruş

ÖZGÜR DER

GIDA AMBARI

SAAT KAÇ

T.C. Kimlik Numarası

STAR

YENİ AKİT

YENİ ŞAFAK

ADANA BARIŞ RADYO

ADANA RADYO HAYAT

AKSARAY KENT FM

ANKARA DENGE RADYO

ANKARA HEDEF RADYO

ANKARA RADYO VAKİT

ANTALYA DİLARA FM

BATMAN GENÇLİK FM

BURSA ÇINAR RADYO

BURSA RAHMET FM

ÇORUM ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR ÇAĞRI FM

DİYARBAKIR NUR RADYO

ERZİNCAN GÖKSU FM

ISPARTA DİLARA FM

KARAMAN GSRT FM

KAYSERİ ART FM

KAYSERİ ARİFAN RADYO

KAYSERİ FURKAN RADYO

KAYSERİ RADYO AS

KAYSERİ ŞAFAK RADYO

KIRIKKALE ANADOLU FM

KIRŞEHİR GENÇLİĞİN SESİ FM

KOCAELİ ANADOLU RADYO

KOCAELİ MESAJ FM

KONYA GENÇLİK FM

KONYA RADYO EN

KONYA RİBAT FM

KONYA İSRA FM

MALATYA SELAM RADYO

MARDİN CEMRE RADYO

MUŞ RADYO 1071

NİĞDE UMUT FM

SAKARYA HİLAL FM

SİVAS RADYO GÜNEŞ

SİVAS RADYO HİLAL

URFA RADYO MEDYA

URFA RADYO MEGA

İÇEL ÇAĞRI FM

İÇEL İSTİKLAL RADYO

İRİP RADYO

İSTANBUL MARMARA FM

İSTANBUL MORAL FM

İSTANBUL RADYO MEKTUP

İSTANBUL ÖZEL FM

İZMİR RADYO BAŞAK

24 HABER TV

ÇAĞRI TV

HİLAL TV

KANAL A

TGRT HABER

TV NET

ÜLKE TV

Namaz Vakitleri

8 Kasım 2010 dan beri

Bugün 7840
Toplam 404988228
En Fazla 606285
Ortalama 154163
Üye Sayısı 127
Bugün Üye Olan 0

Cahiliyyenin Kültürel Kodları-1

slam, ister genel anlamda insanlar ya da halk, isterse belirli kişi ve gruplar olsun kaynağını dünyevi güçten/güçlerden alan bir iktidar ve egemenlik anlayışına karşı çıkmakta; iktidar ve egemenliğin mutlak anlamda Allah’ta olduğunu, tek hüküm merciinin Allah olduğunu ve insanın ancak Allah’ın koymuş olduğu sınırlar çerçevesinde
2017-12-17 - 16:15

Cahiliyyenin Kültürel Kodları-1

 

 
Giriş
Kur’an’ın kullandığı bir kavram olarak cahiliyenin yalnızca belirli bir tarihsel dönemle ve bu döneme mensup bir kesimle ilgili olmadığı, tarihin her döneminde rastlanılan bir zihniyeti, bir hayat anlayışını ve kimliği ifade ettiği bilinen bir gerçektir. Esasen bu, Kur’an mesajının evrenselliği ve tarih boyu insan varlığına yönelik kapsayıcılığıyla da yakından ilişkilidir. Zira Kur’an, her ne kadar belirli bir tarihsel dönemde nazil olmuş olan bir kitap olsa da onun içerdiği mesaj yalnızca nazil olduğu dönemle ve kültürle sınırlı değildir. Kur’an mesajı kıyamete kadar her insana hitap eden ve insanları yönlendirmeye çalışan bir karakter taşır. Bu çerçevede, Kur’an’daki her bir ifade, söz konusu edilen her hadise ve karakterize edilen her şahsiyet, her ne kadar tarihsel bağlam itibarıyla belirli bir dönemle ilişkili olsa da taşıdığı anlam, mesaj, temsil ettiği karakter ve duruş itibarıyla tarih üstü bir mahiyet taşır; tarihin her döneminde yaşayan insana mesaj verir. Nitekim Kur’an’da söz konusu edilen hadiseler ve şahsiyetler, özü itibarıyla her zaman diliminde örneklerine rastlanılabilecek hususlardır. Bu nedenle Kur’an’da geçmiş dönem insanlık tarihinden kesitler sunan kıssalar önemli bir hacim oluşturur. Bu kıssalar vasıtasıyla insanlara çeşitli mesajlar verilir. Bu kıssalarda ilahi mesaja muhatap olan insanların/halkların takındığı olumlu ve olumsuz tutumlar evrensel karakterdedir. 

Kur’an’da anlatılan bu kıssalarda, “halife” olarak yaratılan insana yönelik tevhid merkezli hak ve hakikat çağrısına dayalı ilahi davetle bu davete ya da çağrıya insanın verdiği cevaba yönelik tarihsel süreçte yaşanan olaylar hikâye edilir. Ardı ardına anlatılan bu kısaslarda ilahi çağrıyı insanlara ileten elçiler ve onların dilinden bu çağrının temel vurguları anlatılır. İlahi mesaja verilen cevaplar üzerinden olumlu ve olumsuz insan prototipleri verilir; hak ve batıl ya da tevhid ya da şirk mücadelesinin, Allah’a teslim olmuş muvahhid insan tipolojisiyle haddini aşan, kendine zulmeden müşrik insan tipolojisinin ana karakterler olarak tarih boyu mevcut olup birbirleriyle mücadele etmesi, örneklerle gözler önüne serilir. İlk insan Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e (s) kadar süregelen tarihi akış bizlere, peygamberlerin gönderildikleri topluluklarda temsil ve tebliğ ettikleri mesajları hatırlatır ve onlara karşı tutum ve tavırlardan örnekler verir. Bütün bunlarla Kur’an, bizlere, aslında tarihsel sürecin tevhid ve şirk mücadelesine sahne olan bir süreç olduğunu ve kıyamete kadar da bunun bu şekilde devam edeceğini anlatır. Bu gerçeği dikkate alarak, insanın içinde yaşadığı zaman diliminde kendisini ve çevresini doğru değerlendirmesi istenir.

 
Bu bağlamda Kur’an’da yer verilen kıssaların temel gayesi, insanlık tarihinden çeşitli örnekler vererek, tarih boyu başta peygamberler olmak üzere davetçilerin tebliğ ettikleri ilahi mesaja insanların nasıl cevap verdikleri konusunda hatırlatmalar yapılmasıdır. Bu hatırlatmalarda ise bir takım amaçlar hedeflenir. Yer verilen her bir kıssanın, Kur’an’da o kıssanın yer aldığı bölümde özel bir vurgusu olmakla birlikte, kıssalar Kur’an’ın geneline hâkim olan ana tema doğrultusunda insanları uyarmayı, ikaz etmeyi, ibret almalarını sağlamayı, onlara örnekler sunmayı, hatırlatmalarda bulunmayı, inananları teselli etmeyi, kalplerinin pekişmesini sağlamayı ve benzeri hususları amaçlar.
 
Tıpkı geçmiş dönem toplumlarının yaşantısından kesitler sunan kıssalar gibi, Kur’an’ın nazil olduğu dönem toplum yapısıyla ilgili bilgiler sunan ayetler de karakterize ettiği şahsiyetler ve taşıdığı mesajlar itibarıyla evrensel bir anlam yüküne sahiptir; ilahi mesajla ilişkisi açısından insanın, toplumsal yapıların tutum ve tavırlarına yönelik oluşan prototipler ya da ilahi davete karşı insanın verdiği olumlu ve olumsuz yanıtlar konusunda bizlere örnekler sunar. Bu prototipleri ve ilahi davete karşı tutum ve tavırları yalnızca Kur’an öncesi dönemlerde ya da Kur’an’ın nazil olduğu dönemde değil tarihin her döneminde görmek mümkündür. Böylelikle Kur’an’daki her bir kavram, şahsiyet ve olay insanlığa evrensel karakterler ve mesajlar sunmaktadır. Nitekim Kur’an’ın insanlığa yönelik inzal olunan ve kıyamete kadar korunan son kitap olmasının bir hikmeti de budur.
 
Kur’an’da Bir Kavram Olarak Cahiliye
Kur’an’da yer alan cahiliye kavramı her ne kadar tarihsel bir bağlama sahip olsa da tarih üstü evrensel kapsamda bir zihniyeti ve duruşu karakterize etmektedir. Cahiliye teriminin geçtiği dört ayetin de Medine döneminde nazil olmuş olması dikkat çekicidir. Bu ayetler incelendiğinde Medine döneminde İslami değerler üzerine inşa edilen İslam toplumu ve bu toplumsal yapının üyesi olan Müslüman şahsiyetinin, farklı değerler üzerine bina edilen cahiliye toplumundan ve bu toplumdaki bireylerin karakteristik özelliklerinden mutlak ayrılığına dikkat çekildiği görülür. Müslümanlar, cahiliye geleneği ve bu geleneğin sahip olduğu zihniyet ve davranış biçimi konularında uyarılıp hak ve hakikat konusunda yönlendirilir. Örneğin Ali İmran 154’te Uhud savaşında yaşanan hadiselerle ilgili olarak bazı münafıkların Allah’a karşı cahiliye zihniyetine paralel bir zan ortaya koymaları kınanır ve onlarca Allah’ın her şeye hâkim olduğu, Allah’ın kudret, ilim ve iradesinin her şeyden üstün olduğu hususunun göz ardı ediliyor olması şiddetle eleştirilir. Mâide 49-50’de de hevâ ve heveslerinin peşinden giderek Allah’ın hükmüne riayet konusunda olumsuz tavır takınanlar, hâlâ cahiliye hükmünün izleyicileri olmakla kınanırlar.
 
“Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur'an'ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır. Onlar hâlâ cahiliye hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?” Yine cahiliye teriminin yer aldığı Fetih 26’da ise cahiliye terimi hakikati inkâr edip ona sırt dönenlerin taassuplarıyla birlikte zikredilmektedir. Buna göre inkâr edenler kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdir. Cahiliye teriminin geçtiği bir diğer yer olan Ahzâb sûresinde ise Hz. Peygamberin hanımları şahsında mümin hanımların taşımaları gereken hasletler zikredilir; onların cahiliye kadınlarından farklı oldukları, iffetlerini korumaları ve açılıp saçılmamaları gerektiği, ayrıca Allah’a ve Resulüne itaat ile namaz ve zekât konusunda hassas davranmaları hususu vurgulanır.
 
Her ne kadar Kur’an’da bir terim olarak cahiliye yalnızca dört ayette geçse de özellikle Mekke döneminde nazil olan ayetlerin önemli bir kesimi cahiliye zihniyetini ve buna mensup olan insanları tanımlar. Bu ayetlerde bir yandan cahiliye geleneğinin inanç, düşünce, ahlak ve sosyal ilişkilere yönelik yapısı betimlenip eleştirilirken bir yandan da cahiliye geleneğine mensup insan tipolojisine çarpıcı örnekler verilir. Cahiliye geleneğinin insanları nasıl bir karanlığa, bağnazlığa ve aymazlığa mahkûm ettiği anlatılır.
 
Kur’an, Mekke döneminde somut ifadesini bulan hak ve hakikat dışı bu geleneği “cahiliye”, buna mensup insanları da “cahiller” olarak isimlendirip, bu gelenek ve zihniyeti şiddetle eleştirirken bu gelenek bağlılarının kendi geleneklerini cahiliye olarak adlandırmamaları dikkati çekmektedir. Yani cahiliye isimlendirmesi, cahiliye dönemine ilişkin olarak Kur’an’ın yaptığı bir tanımlamadır. Kur’an, hak ve hakikatten uzak, insanları aymazlık içinde bırakan, akıllarını, fikirlerini kullanıp düşünmek yerine onları körü körüne kendilerine tevarüs etmiş olan geleneğe, kurulu toplumsal algılara ve kabullere dogmatik bir bağlılığa yönlendiren ve sonuç olarak da onları helake götüren bu geleneği “cahiliye”, yani “aymazlık, hak ve hakikatten uzak olma” olarak nitelemiştir. Bu geleneğe bağlı insanlar da “cahiller”dir. Bu nedenle Müslümanlar, Mekke döneminde cahiliye zihniyetinin önde gelen figürlerinden Amr ibn Hişâm’ı “Ebû Cehil” olarak adlandırmışlardır. Cahiliye dönemi Araplarınca toplumdaki bilgeliği ve önderliği nedeniyle Ebu’l-Hakem yani “bilgeliğin babası” olarak adlandırılan bu şahsiyet, gerçekte Ebû Cehil, yani “aymazlığın babası”dır. Zira o, cahiliye zihniyetinin ve bu zihniyete bağlı geleneğin temsilinde öne çıkan bir kişiliktir. Hakikate  gönlünü, gözünü ve kulağını kapatmış, körü körüne batılın peşin-den giden ve insanları da buna yönlendiren, hatta zorlayan bir cahildir.
 
Kur’an, hakikate kulaklarını kapayan cahillerle Müslümanlar arasındaki kesin bir ayrışmanın altını çizer ve Müslümanları da bu konuda uyarır. Müslümanlar, cahiliye geleneğiyle ve zihniyetiyle aralarına mutlak bir set çekmeleri, cahiliye geleneğine mensup toplumdan ve kişilerden her yönüyle ayrışmaları ve hem bu zihniyet-ten hem de bu zihniyetin mensubu/bağlısı olan cahillerden uzak durmaları konularında uyarılır.
 
“Eğer onları, doğru yola çağırırsanız işitmezler. Sen onların sana baktıklarını görürsün, hâlbuki onlar görmezler. Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.”
 
Yine Kur’an’da müminler bu geleneğin bağlısı olan cahillere aldırış etmemeleri, örneğin onların kendilerine sataşmaları söz konusu olduğunda “selam” deyip geçip gitmeleri konusunda yönlendirilir.
 
“Rahmân’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, “selâm!” der (geçer)ler.”
 
Kur’an, nüzulü dönemi cahiliye geleneğinden verdiği bu örneklerle bizlere cahiliyenin ana çerçevesini verir ve cahiliye düşüncesine ve bu düşünceye sahip olan insanın tabiatına yönelik bilgi sunar. Verdiği bu bilgiler ve yaptığı tanımlamalarla bugün ve gelecekte başta kendi inanç, düşünce, tavır ve davranışlarımız olmak üzere içinde yaşadığımız toplumu ve çevremizi değerlendirmemizi, bir muhasebe yapmamızı ister. Zira geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de cahiliye geleneği ve bu geleneğe mensup insanlarla toplumlar varlıklarını sürdürmektedirler; cahiliye geleneğinin dayanağını oluşturan değer yargıları ve bu değer yargılarına dayalı yaşam biçimi toplumsal yapıya egemendir. İnsanlar bu toplumsal yapıyı cahiliye olarak adlandırmasalar, hatta içinde bulundukları fiili durumu ehli haktan saysalar da Kur’an’ın cahiliye geleneğine ve bu geleneğe bağlı insanlara yönelik tasvir ve tanımlamaları dikkate alındığında cahiliye zihniyetinin hâlâ insanlık üzerinde tahakkümünü sürdürdüğü görülür.
 
Bir Kültürel Yapı Olarak Cahiliye
Bir gelenek olarak cahiliye bir kültürel yapının, bir zihniyetin, bir yaşam ve düşünce/inanış biçiminin ifadesidir. Sahip olduğu gelenek ve görenekleri, adetleri, sosyal kurumları, hak ve hakikat anlayışı, insan ve dünya görüşü ve metafizik inançları ile cahiliye kültürel bir yapı arz eder. Bu kültürel yapı, ölçü olarak aldığı referansları, dayanakları, yaşamın anlamına ve amacına yönelik bakış açısı ve hakikat ve kurtuluş düşüncesi açısından kendi değer yargılarına sahiptir. Bu değer yargılarıyla cahiliye geleneği kendi mensuplarına bir kimlik sunar; bu kimlik cahiliye kimliğidir. Kültürel bir yapı olarak cahiliye ve bir kimlik olarak cahiliye kimliği İslam’ın ve Müslüman kimliğinin karşıtını oluşturur. İslam ile cahiliye ve İslami kimlik ile cahiliye kimliği birbirine taban tabana zıttır, yapıları itibarıyla birbirinden tamamen farklıdır ve birbirine karşıttır. Bu iki farklı kimlik temel dayanakları, referansları, insanın yeryüzündeki var oluşuna ve varoluş gayesine bakışları açısından birbirinden tamamıyla farklı bir duruş sergiler. Cahiliye geleneği temel referansını yerleşik gelenekten ve bu geleneğe yön veren insan hevâ ve hevesiyle dünyevi güçlerden alırken İslami kimlik temel referansını Allah’ın kitabından alır. İlk insan Âdem’den itibaren Müslüman kimliği bu referans doğrultusunda ilahi mesaj temelinde kendisini inşa eder. Esasen insanı “yeryüzünde bir halife” yapan ve “en güzel surette yaratılan bir varlık” olarak meleklerin bile “secde etmeleri” istenilen bir varlık olması insana özgü bu Müslüman kimliğiyle yakından ilgilidir. Aksi takdirde, yani Müslüman kimlik yerine hevâ ve hevesinin esiri olan ve cahiliye kimliğine bürünen insan “aşağıların aşağısında” bir vasfa bürünür. Burada İslam’ın ve Müslüman kimliğin, Hz. Muhammed’le ya da ona vahyolunan Kur’an’la birlikte başlamadığını, İslam’ın ilk insanla birlikte hayatın doğru okunması, algılanması ve bu çerçevede bir yaşam, düşünce ve inancın bina edilmesi için Allah tarafından vaz olunan hak dinin adı olduğunu vurgulamakta yarar vardır. 

Tarih boyu bu dine, İslam’a inanan bütün müminler Müslüman olarak isimlendirilmiştir ve bütün peygamberler Allah’ın kitabını, mesajını insanlara ileten ve bu mesajın anlaşılıp yaşanması konusunda insanlara örnek, rehber ve öğretmen olan birer İslam peygamberidirler. İslami kimliğin belirleyici, ayırt edici özellikleri İslam’ın temel değerleridir. Bu değerlerden en başta geleni, insanın hayattaki en temel ve belirleyici referansı olarak Allah’ın iradesinin beyanı olan kitabı, yani ilahi mesajı kendisine düstur edinmesidir. Esasen bu, bütün varoluşta Allah merkezliliği ifade eden tevhid ile de yakından ilgilidir. İslam’ın temel bir öğretisi olarak tevhid, yalnızca metafizik ve varlık bağlamında değil her anlamda varoluşa ve hayata Allah merkezli olarak bakmak, inancı, düşünceyi, tutum ve davranışları kısacası yaşamı Allah merkezli olarak tesis etmek demektir. Bu doğrultuda Müslüman, yaşamında öncelikle Allah’ı, Allah’ın iradesinin beyanı olan kitabı, yani Kur’an’ı temel referans edinen ve buna göre tutum ve davranışlarını belirleyen kişidir. Hayata tevhid ilkesi doğrultusunda bakan insan, yaşantısında tek üstün güç yani ilah olarak Allah’ı kabul eder ve ona hiçbir konuda hiçbir şeyi denk tutmaz. Ayrıca tüm tavır ve davranışlarında yalnızca Allah’ın iradesine riayet etmeyi, onun koymuş olduğu sınırları gözetmeyi, Allah’a itaat vesilesiyle ona yakınlaşmaya çalışmayı, yani takvayı gaye edinir. Müslüman insanın yaşamının temel kaynağı, referansı ve motive edici gücü Allah’ın iradesidir; Allah’ın mutlak otoritesi ve hâkimiyeti dışında hiçbir güç odağı onun yaşamında yönlendirici, belirleyici olamaz.
 
İslami kimliğin belirleyici bu temel değeri karşısında cahiliye kimliği dünyevi güç odaklarını ve insan merkezliliği kendi değer yargılarında belirleyici faktörler olarak ön plana çıkarır. Cahiliye kimliğinde, otorite ve hükümranlık bağlamında insanların hevâ ve hevesleri ile arzuları ve hırsları belirleyicidir. Kur’an, cahiliye dönemi Arap geleneği mensuplarından bahsederken “hevâ ve hevesini ilah edineni görmez misin?” diye o dönem cahiliye insanlarının yaşamında belirleyici bir faktör olarak ön plana çıkan ve menfaatin kişileri yönlendiren bir güç olmasına dikkat çekmektedir. Bunun dışında sahip olunan mal mülk, servet ve evlat ya da adam kişilerin sosyal yapıda güçlülüklerinin ya da haklılıklarının bir delili olarak kabul edilmektedir. İnsanların haklı görülüp görülmemeleri ya da doğru ve yanlış anlayışları esas olarak bu hususlardan hareketle değerlendirilmektedir. Tevhid ilkesi doğrultusunda İslam’ın esas edindiği temel değerlerden bir diğeri ise adalettir. Adalet, insanın gerek sosyal g-rekse doğal çevresine yönelik tutum ve davranışlarında gözetmesi gereken temel bir ilkedir. Tarih boyu peygamberler adil olmanın ve adil davranmanın önemini vurgulamışlardır.

Adaletin şaşmaz bir terazi olarak mümin insanın yaşamında egemen olması istenmiştir. Öyle ki Kur’an’da kendisi ya da en yakınları aleyhine bile olsa insanların adaletten taviz vermemeleri gerektiği vurgulanmakta, bir topluluğa olan kin ve düşmanlığın kişiyi adaletsizliğe sevk etmemesi istenmektedir. Adalet, iyilik ve doğruluk ilkeleri doğrultusunda İslam, iyiyi emretmek ve kötülükten sakındırmak şeklinde özetlenebilecek el-emri bi’l-maruf ve’n-nehyi ani’l-munker ilkesini toplumu oluşturan bireyler arasında hak, hakikat ve adalet yönünde birbirlerine yönelik bir oto kontrol mekanizması olarak canlı tutar. Farz-ı kifâye olarak kabul edilen bu ilke doğrultusunda insanlar sosyal yapıda cereyan eden, şahit oldukları her durumda hakkın, haki-katin ve adaletin yanında taraf olma durumundadırlar. Buna karşılık cahiliye geleneğinde adalet yerine güçlünün hukukunun gözetilmesi, insanlara sosyal, askeri ve ekonomik güç ve değerlerine göre muamele edilmesi ilkesi esas alınmaktadır. Toplumda sosyal yapı bu güç dengeleri çerçevesinde adı konulmuş ya da konulmamış kast tabakalarından oluşur. İnsanlara sahip oldukları ekonomik, politik, sosyal ve askeri güçlerine göre muamele edilir. Bu doğrultuda cahiliye kültürü zulüm üreten ve zulmü meşrulaştıran bir sosyal yapı arz eder.

 
İslami kimliğin üzerine bina edildiği vaz geçilmez değerlerden bir diğeri ise güzel ahlaktır. İslam, ahlaki ilkeler bağlamında kişinin Allah’a, kendisine ve içinde yaşadığı topluma karşı sorumlu olduğunu vurgular. Allah’a karşı sorumluluk kişinin tutum ve davranışlarında Allah’ın koymuş olduğu sınırları gözetmesi, ahlaki zafiyetlerden her şeyden önce Allah’ın koymuş olduğu düzene aykırı oldukları için uzak durmasıdır. Kendisine karşı sorumluluğu ise güzel ahlaki tutum ve davranışlarla, Allah’a itaatkâr/bağlı bir kul olma vasfına riayet etmesi, Kur’an’ın ifadesiyle kendisine zulmetmemesidir. İçinde yaşadığı topluma karşı sorumluluk ise insanın tutum ve davranışlarıyla çevresine yönelik bir rol model olmasıyla yakın irtibatlıdır. Zira insan olumlu ve olumsuz her davranışıyla, bu Tevhid ilkesi doğrultusunda İslam’ın esas edindiği temel değerlerden bir diğeri ise adalettir. Adalet, insanın gerek sosyal gerekse doğal çevresine yönelik tutum ve davranışlarında gözetmesi gereken temel bir ilkedir. Tarih boyu peygamberler adil olmanın ve adil davranmanın önemini vurgulamışlardır. Adaletin şaşmaz bir terazi olarak mümin insanın yaşamında egemen olması istenmiştir.

Öyle ki Kur’an’da kendisi ya da en yakınları aleyhine bile olsa insanların adaletten taviz vermemeleri gerektiği vurgulanmakta, bir topluluğa olan kin ve düşmanlığın kişiyi adaletsizliğe sevk etmemesi istenmektedir. Adalet, iyilik ve doğruluk ilkeleri doğrultusunda İslam, iyiyi emretmek ve kötülükten sakındırmak şeklinde özetlenebilecek el-emri bi’l-maruf ve’n-nehyi ani’l-munker ilkesini toplumu oluşturan bireyler arasında hak, hakikat ve adalet yönünde birbirlerine yönelik bir oto kontrol mekanizması olarak canlı tutar. Farz-ı kifâye olarak kabul edilen bu ilke doğrultusunda insanlar sosyal yapıda cereyan eden, şahit oldukları her durumda hakkın, hakikatin ve adaletin yanında taraf olma durumundadırlar. Buna karşılık cahiliye geleneğinde adalet yerine güçlünün hukukunun gözetilmesi, insanlara sosyal, askeri ve ekonomik güç ve değerlerine göre muamele edilmesi ilkesi esas alınmaktadır. Toplumda sosyal yapı bu güç dengeleri çerçevesinde adı konulmuş ya da konulmamış kast tabakalarından oluşur. İnsanlara sahip oldukları ekonomik, politik, sosyal ve askeri güçlerine göre muamele edilir. Bu doğrultuda cahiliye kültürü zulüm üreten ve zulmü meşrulaştıran bir sosyal yapı arz eder. 


ŞİNASİ GÜNDÜZ
http://dergipark.ulakbim.gov.tr

Keyword : radyo vakit - şinasi gündüz -
Bookmark and Share
 

DİĞER HABERLER

İntifada nedir, ilk intifada ne zaman oldu?
Türkçe’de “Ayaklanma” anlamına gelen ve Arapça bir kelime olan İntifada, Filistin’de iki kez yaşandı. Birinci İntifada (ayaklanma) veya Birinci Filist
Kur’an’ın Anlaşılmasında Temel Sorunlar (I)
Kur’an’ı anlamak için dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da ikame edilen mananın yanı sıra nefyedilen mananın da farkında olunmasıdır. Mesela; “
Ahlaki çürüme
Toplum mühendislerinin zihniyetine göre ah- lakı verecek "çağdaşlık" alacaktık. Dini vere- cek, "uygarlık" alacaktık. Ahlak çağdaşlaş- manın önündeki
Akıl ve Vahiy
“Kendisiyle Allah’ın konuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahy ile yada perde arkasından veyâ bir elçi gönderip kendi izniyle di
Allah’ın Hesabı Engel Tanımaz
İnsanı yaratan, bunca özellik ve yeteneklerle donatan, eşyaya verdiği özellikler ile yeteneklerini ortaya çıkarmasına imkân sağlayan Allah, insanın sa
Müslüman Olmak
İslâm denildiğinde Rabbine teslim olma anlaşılır. Rabb’ine teslim olanda ise güvenirlik en başta gelen sıfat olarak çıkar karşımıza… Allah’ın kulların
İnsan Hakları - İnsan Sorumlulukları
Allah hakkı, ancak iki şekilde kulun boynun- dan düşer: ya kulluk borcunu eda ederek, ya da hak sahibi olan allah’ın mağfiretine nail olarak. Burhan
Haccı Anlamak
Hacı, hayatın bir yol, insanın müebbed bir yolcu, ibadetin yol azığı olduğunu fark eden kişidir. Yol yolcu için, yolcu hem yolun hem yolcunun sahibi o
Kur'an'ı Mehcur Bırakmak
Şikayetimiz sadece, kafirlerin, mücrimlerin, fasıkların, zalimlerin vahyi terk etmeleri, O’na sırt dönmeleri (ondan yüz çevirmeleri) değil, sözde Müsl
Şapkayı Halka Nasl Giydrdiler?
Ülkeler sadece askeri/fiili olarak işgal edilmezler. Bundan daha kötüsü ve yıkıcısı siyasi-kültürel işgallerdir. Zira askeri/fiili işgaller kalıcı ola
1 -


Abdullah Yıldız

“Dostlarıyla Uğraşanlar Düşmanlarıyla Savaşamazlar”

12/12/2017 - 12:12

Abdullah Yıldız
Abdurrahman Dilipak
Abdülaziz Kıranşal
Ahmed Kalkan
Ahmet Kekeç
Ahmet Varol
Ahmet Taşgetiren
Akif Emre
Ali Kaçar
Ardan Zentürk
Ali Karahasanoğlu
Atasoy Müftüoğlu
Cihan Aktaş
Coşkun Uzun
Fatma Tuncer
Hamza Er
Hayrettin Karaman
Halime Kökçe
Hamza Türkmen
Hamdi Akan
Hikmet Ertürk
Hüseyin Gülerce
Hüseyin Bülbül
Hüseyin Alan
Ibrahim Karagül
Ismail Kılıçarslan
Kemal Öztürk
Kenan Alpay
Kemal Songür
Mehtap Yılmaz
Mehmet Durmuş
Merve Şebnem Oruç
Mustafa Çelik
Mustafa İslamoğlu
Mustafa Armağan
Mustafa Bozacı
Nedret Ersanel
Osman Atalay
Ramazan Kayan
Sevtap Mendi
Selahaddin E. Çakırgil
Süleyman Seyfi Öğün
Sükrü Hüseyinoğlu
Tülay Demircan Koyuncu
Yakup Döğer
Yavuz Bahadıroğlu
Yıldıray Oğur
Yiğit Bulut
Türkiye'de Boşanma Sebebleri nelerdir?
Oy Kullan Sonuçları Göster

www.radyovakit.com sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
© 2007 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Destek :
bilgi@radyovakit.com  |  Yazılım & Sistem Yönetimi : Networkbil.Net

Evden eve nakliyat Gaziosmanpasa Evden eve nakliyat Eyüp Evden eve nakliyat Sultangazi Evden eve nakliyat Bayrampasa Evden eve nakliyat Günesli Evden eve nakliyat Sirinevler Evden eve nakliyat Yenibosna Evden eve nakliyat Küçükçekmece Evden eve nakliyat Basaksehir Evden eve nakliyat